Gece çöktüğünde evin içi daha da daraldı. Sanki duvarlar yaklaşmış, sessizlik kalınlaşmıştı. Liya odasına çekilmişti. Uzun pijamalarıyla yatağın kenarında oturuyor, ışığı kapatmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Gözleri sürekli kapıya kayıyordu. Orada mı? diye düşünüyordu istemsizce. Hâlâ salonda mı? Aslında Aras’ın varlığı onu rahatsız etmeliydi. Etmesi gerekiyordu. Ama etmiyordu. Bu düşünce canını sıktı. Yatağa uzandı, sırtını döndü. Gözlerini kapattı ama zihni susmuyordu. Beni kandırdı, dedi kendine yine. Babamın belgelerini aldı. Hayatımı darmadağın etti. Sonra başka bir görüntü girdi araya. Sessizce mutfakta duruşu. Pencereye yaslanmış hâli. “İyileş,” deyişi. Liya dişlerini sıktı. İnsan böyle karıştırır mı? Hem düşmanın olur, hem sığınağın? Salondan çok hafif bir ses geld

