10-

925 Kelimeler
"Lina hanım, Efe benimle gelin konuşalım" Peri hanım bizi çağırıp bilgisayarın olduğu köşeye geçtiğinde Arda'da peşinden gitmişti. Efe, annesinin alnından öperek ayağa kalktığında diğerleri onun omzuna ve koluna dokunup destek olmuşlardı. Ayaklarıma komut vererek oğlumun yanına gittiğimde, Oğuz'un gözlerinin korkudan dolduğunu gördüm. "Gidip geleceğim annecim bir şey olmayacak. Sonuçta sonsuza kadar burada kalmayacağız" desem de endişeli bakışları devam ediyordu. "Ben de geleceğim" Oğuz'un sesiyle gülümseyerek yanında oturan Kemal'e döndüm. Oğlumdan birkaç yaş büyük olmasına rağmen beden olarak da daha gelişmişti. Çok konuşmadığı için pek sohbetimiz olmamıştı. Kıvrık gür kirpiklerinin altından bizi izliyordu. "Sıkıntı olmayacak Oğuz. Sen burada beni bekleyeceksin ben de işimi halledip geleceğim. Merak etme, annene güven" dedim teselli edercesine ve alnına öpücük kondurup bilgisayarların olduğu bölüme gittim. Peri hanım elindeki telsizlerden birini bana uzatırken diğerini Efe'ye uzatmıştı. "Arda telsizi manuel çalıştırmayı başardı, 2030 yılına kadar kullanıldığı şekilde," diyerek açıp kapatmayı ve hat değiştirmeyi göstererek, "kullanımı böyle olacak. Eski filmlerde bunu görmüş olmalısınız" dediğinde kafamı salladım. 2030 yılından önce çekilmiş film ve dizilerde kullanılan telsizler bu şekildeydi ama ben okul yıllarımdan zaten görmüştüm. Kullanımını Efe'ye biraz daha anlatarak bana döndü Peri hanım. "Lina hanım yapmanız gereken tek ve en önemli şey sessiz olmak. Adım atarken bile çok sessiz olmanız gerekiyor çünkü Saylob'lar seslere oldukça duyarlı. Ses çıkarmadığınız vakit diğer sokaktan geçen bir Saylob varlığınızı algılayamaz ancak görüş açısına girerseniz nereye kaçarsanız kaçın avlanırsınız." "Bütün endişelerimi giderdin Peri abla" diyen Efe, telsizi cebine koymuştu ancak sığmayıp yarısından fazlası dışarıda kalmıştı. "Ben de çok endişeliyim evlat. Çok dikkatli olmanızı istiyorum. Siz bizimle iletişim kurmadığınız sürece telsizle bağlantı kurmayacağız. Tamamen yalnız olduğunuzu anladığınız zamanlarda telsiz bağlantısını kullanın. Arda bulmanız gereken alet bilgilerini yazdı." Diyerek iki tane not kağıdını uzattı bize. Kağıda baktığımda bir sürü teknolojik alet isimleriyle daha ayrıntılı yazıldığını gördüm. Sokaklarda devriye gezen yardımcı robot, drone, ev temizliği için kullanılan yapay zeka, insansız taksi bataryası ve eski tip telefon hattı girişi... Kağıttan kafamı kaldırıp Arda'ya baktım. "Hepsi tamam ancak telefon hattını bulmak imkansız. Kablolu telefon kim kullanır ki?" Sorduğum soruyla Arda kaşlarını çatıp düşünmeye başladı. Efe'de benim gibi kağıda bakıyordu. "Eski dükkanlardan birine girin. Pos makinesi kullananlar hâlâ var. Pos makinesinin kablosunu takip edip bağlantı noktasını yerinden sökün. O girişte hat olarak kullanılır." Pos makinesinin kullanıldığı dükkan bulmak zor olacaktı. Ödemeleri artık çip sistemiyle yapıyorduk. Çipi ekrana okutup tüm bilgilerimiz gözüküyordu. Eski tip küçük dükkanlarda pos cihazlarını kullananlar hâlâ vardı. Bir üst mahalledeki küçük dükkanları gezmemiz gerekiyordu. "Tamam buluruz evelallah sıkıntı yok" Efe'nin sözleriyle ben de başımı salladım. "Yola çıkma vakti gelene kadar biraz dinlenin Lina hanım. Tekrar konuşuruz" Peri hanımın sözleriyle tebessüm edip, "Lina demeniz yeterli," dediğimde o da tebessüm etmişti. Arda'ya kısa bir an bakıp arkamı döndüm ve oğlumun yanına ilerledim. *** Yola çıkma vakti gelmişti. O kadar korkuyordum ki ne zaman gözlerimi kapatsam bilgisayarda gördüğüm görüntüler zihnime doluşuyordu. Saylob'ların askerleri hamura çevirmesi aklıma her geldiğinde tüm hücrelerim titriyordu. Peri hanımın dediği gibi hiç ses çıkarmadan gidip gelmemiz gerekiyordu. Hem belki yaşayan insanları bulup onları da sığınağa getirebilirdik. Oğuz'la bir saat boyunca uzun uzun konuşmuştum. Bunu birinin yapması gerektiğini ona açıklamaya çalışmıştım. Halil yaralıydı, kızlar da bunun için şu an uygun değillerdi. Zülfiye, Peri ve Hüseyin yaşları gereği hızlı olamazlardı. Arda bize burada lazımdı. Bu yüzden en uygun aday ben ve Efe'ydik. Malzemeleri eksiksiz bir şekilde bulup prototipi icat edersek ve gerçekten de çalışırsa dışarı herkes sırayla çıkabilirdi. Ancak Peri hanımın söylediğine göre bu prototipi üretsek bile sessiz olmamız yine gerekiyordu. Prototip sayesinde Saylob'lar bizi göremiyor ancak sesimizi duymaya devam ediyorlardı. Bu da onları daha çok kızdıracaktı çünkü kuduz bir köpek gibi sağa sola saldırmaya başlayacaklardı. Arkalarına gecebilirsek omuriliklerindeki çipi kapatıp etkisiz hale getirebilirdik. "Hazır mısın abla" Efe'nin sözleriyle kafamı sallarken "Lina yeterli" dedim. 20'li yaşlarımın sonundaydım henüz sonuçta. "Pilot olduğunu duydum" Efe'nin ses tonu oldukça ilgili çıkıyordu. "Eskidendi, neyse sen de hazırsan çıkalım" Efe kafasını sallarken bana bir çakı uzatmıştı. "Dışarıda neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Yanında bulunsun." Gümüş rengindeki çakıya bakıp tekrar gözlerine dönmüştüm. Elimi uzatıp çakıyı alırken "teşekkürler ama o devasa makinelerde işe yarayacağını sanmıyorum" diye mırıldanıp çakıyı açtım. Oldukça güzeldi. "Dışarıda ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Günlerdir dünyadan kopuğuz. Yanında kalsın abla" kafamı sallarken Efe'yle göz göze geldim ve ardından elimdeki çakıyı incelemeye devam ettim. Tekrar kapatıp arka cebime sıkıştırdığımda Peri hanım yanımıza geliyordu. "Dikkatli olun. En ufak bir tehlikede her şeyi bırakıp sığınağa var gücünüzle koşun." Kafamı sallarken arkamı dönüp oğluma bakmıştım. Kemal ona bir şeyler söylese de oldukça üzgün duruyordu. İkisinin anlaşması hoşuma gitmişti. En azından kendilerini yalnız hissetmiyorlardı. Kemal'de sessiz, çekingen bir çocuk olmasına rağmen Oğuz'u sevmiş gibi duruyordu. "Hemen döneceğim," oğlumla göz göze geldiğimde söylediğim sözlerle gülümseyerek sıkıntı olmadığını göstermeye çalıştım ancak yüzü daha da korku dolu olmuştu. "Vakit geldi mi anne?" Diyerek yanıma doğru yürümeye başladığında gülümsememi korumaya çalışıyordum. "Ben gelene kadar konserveme sahip çık." Diyerek hafif kıkırdadım ve yanağından büyük bir öpücük alarak ona arkamı döndüm. Arkamı döndüğüm an yüzümdeki gülümseme solmuştu. Arkanda birini hele ki evladını bırakmak çok zordu. Dış kapının önünde herkes toplanmış Efe'yle konuşuyorlardı. Zülfiye hanımın ağlaması dursa da oğluna endişeyle bakmaya devam ediyordu. Sude kafasını Efe'nin omzuna koymuş ağlıyordu. Onlara doğru yürürken Sude kafasını Efe'nin omzundan kaldırıp burnunu çekti. Göz göze geldiğimizde kırmızı gözleriyle "Siz de dikkatli olun" dedi. Onun sözleriyle diğerleri de beni fark edip aynı şekilde tekrarladılar. Hepsine kafa sallarken yürümeye devam edip kapının önünde durdum. "7845682 bu kapının şifresi. Siz çıkar çıkmaz kapatacağız" Peri hanımın sözleriyle tekrar kafamı sallayıp Efe'ye baktım. O da bana kafasını sallayarak kapının yuvarlak kolunu tuttu ve sola doğru üç tur çevirdi. Tık diye bir sesle açılan kapıyla, tüm sesler kesilmişti. Arkama dönerek oğlumla son kez göz göze geldiğimde bakışımı kısa tutarak kapıdan dışarıya adım atmıştım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE