11- Gökyüzü

1644 Kelimeler
Arkamızdan kapattığımız kapının ardından Efe önden yürümeye başlamıştı. Dar uzun koridorda yürüyüp yol ayrımında sağa dönmüş ve diğer koridora geçmiştik. Koridor bitiminde gözüken merdivenlere vuran günışığı sayesinde etraf aydınlıktı. Yanımdaki Efe'yle tekrar göz göze geldiğimizde, kafasını sallayarak merdivene bir adım attı. Ses çıkmamasına dikkat ederek yanından ben de adım atarak merdivene tırmanmaya başladık. Hava, kavrulan toprakların çaresiz inlemesiyle doluydu. Uzaklardan gelen acı bir duman, gökyüzünü kara bir örtüyle kaplamıştı. Siyah toz bulutu, önceden oluşmuş yangınların vahşi dansının izlerini taşıyarak havada asılı kalmıştı. Bu ölümcül perde, güneşin sıcağından koruyarak, ışıklarının yeryüzünü yakmasını engelliyordu. Ancak, bu karanlık dokuya rağmen, etrafımızdaki manzara hala belirgin bir şekilde görülebiliyordu. Sisli bir hayaletin dünyayı sarmaladığı gibi, her şeyin üzerinde hafif bir örtü vardı. Dikkatle adımlarımızı atarak ilerliyorduk. Son basamağa varıp kırık demir kapının önünde durduğumuzda, etrafa titizlikle bakındım. Sokak, korkunç bir manzara sunuyordu. Her yerde yıkıntılar, paramparça araçlar ve kaldırımda yayılmış kırmızı lekeler vardı. Ağır bir koku havada asılı kalırken, kan kokusu burnumuza çarpıyordu, bu lekelerin kan olduğunu gözlerimiz kapalı bile hissedebiliyorduk. Ancak, tuhaf bir şekilde, insan veya hayvan cesetlerine rastlamadık. Arda, güvenlik kamerası görüntülerinde Saylob'ların cesetleri yoldan topladığını gördüğünü söylemişti. Saylob'ların niyetini ve bu eylemin amacını anlamak için ise hiçbir fikrimiz yoktu. Efe'nin baş parmağını havaya kaldırıp güvenli olduğunu işaret etmesiyle birlikte, kafamı sallayarak demir kapının pervazından geçip binanın önüne adım attım. Efe hemen yanımda yer aldı. Önceden konuştuğumuz gibi, ilk işimiz bu sokağı aramaktı. Diğer sokaklara adım atarak gereksiz yere tehlikeye girmemeye kararlıydık, ancak bu sokak genellikle evlerden oluşuyordu. Sokak boyunca yıkılmış binaların arasında şansımızı denemeye kararlıydık. Etrafı gözden geçirdiğimde, hedeflediğim bir evi Efe'ye işaret ettim. Efe, başını olumsuz bir şekilde sallayarak sokağın başına ve sonuna baktı, ardından eliyle ileriye doğru işaret etti ve 500 metre ilerideki dükkanı gösterdi. Ben de kafamı sallayarak aynı anda hızlı ama sessiz adımlarla karşıya geçmeye başladık. Sokak karşısına geçtiğimiz anda, eğilip sırtımızı binaya yaslayarak ilerlemeye devam ettik. Sırtımızı binaya yaslayıp eğilerek dükkana doğru ilerlerken, sokaktaki sessizlik öylesine yoğundu ki, bir iğne dahi atsam sesi yankı yapabilecek boyutlardaydı. Bu ürkütücü sessizlik, içimizdeki huzuru değil, korkunun filizlerini alevlendiriyordu. Ancak sessizliğin tek avantajı, yaklaşan bir Saylob'un konumunu sezebilmemizdi. Hızlı adımlarla camları kırılmış ve kaldırıma saçılmış olan dükkanın önüne geldiğimizde, içeriye hızlıca göz gezdirdim. Karşımızda bir mini market vardı. Yerdeki cam kırıklarının üzerinden çok yavaş bir şekilde geçerken Efe de ben de nefesimizi tutmuştuk. Sokakta adımlarımızın yankılanabileceği herhangi bir sesi dikkatle önlemeye çalışıyorduk. Yerdeki cam kırıklarının çıkardığı her hışırtı, içimizdeki endişeyi arttırıyordu. Gözlerimiz sokak boyunca dikkatlice süzülürken, herhangi bir tehlike belirtisi arıyorduk. Efe ile birlikte sessizliği bozmadan ilerlemeye devam ettik, her an tetikte olmamız gerektiğini biliyorduk. Dükkanın kapısından sessizce içeri adım attık. Öncelikle çevreyi gözden geçirdik ve etrafta herhangi bir tehlike belirtisi olup olmadığını kontrol ettik. Ardından, dikkatlice raflara ve tezgahlara bakarak işe yarar eşyalar aramaya başladık. İhtiyacımız olan herhangi bir şeyi bulmak için dükkanı adım adım taramaya başladık. Aradığımız eşyaları bulduğumuzda, sessizce alıp hazırlıklarımızı tamamlamak için birbirimize güven verici şekilde baktık. Efe'ye telefon hattını kontrol etmesini işaret ettim, o sırada ben de not kağıdında yazan eşyalardan en azından birkaç tanesini bulmaya odaklandım. Efe, duvarın yanındaki telefon hattını incelemeye ve takip etmeye başlarken, ben de dikkatlice rafları ve tezgahları taradım. Not kağıdında belirtilen eşyalardan bazılarını bulduğumda, rafta duran koliyi indirip içindekileri sessizce boşalttım. Boş kolinin içine ihtiyaçlarımızı koymaya başlamadan, sessizce Efe'nin yanına gittim ve yerdeki eşyaları gösterdim. Efe, telefon hattını kontrol ettiğini ve sorun olmadığını işaret etti. Sessizce işe koyulduk ve bulduğumuz eşyaları, telefon hattı girişiyle birlikte koliye yerleştirdik. Her bir eşyayı dikkatlice ve titizlikle koliye koyarken, hiçbir gürültü çıkarmamaya özen gösterdik. Ardından, eksikleri bulmak için tekrar dükkanı gözden geçirmeye başladık. Paketli gıdaları da eklediğimizde bugünlük her şeyi almıştık. Eşyaları sessizce koliye koymaya çalışırken, çevremizdeki sessizliği korumak oldukça zordu. Ellerim titriyordu ve her adımda bir gürültü çıkarma korkusuyla doluydum. Heyecan ve tedirginlik, her an patlamak üzere olan bir volkan gibiydi. Ancak kararlılıkla devam ettik, birlikte çalışarak birbirimize güç verdik. Efe'yle garip bir şekilde oldukça uyumlu olmuştuk. Marketten sessizce çıkıp sığınağa geri dönerken, beklenmedik bir anda uzaktan bir erkek sesi duyuldu. Birden durup adeta dona kaldık, gözlerimiz büyüyerek birbirimizle bakıştık. Endişe dolu bir sessizlik içinde etrafı gözden geçirirken, bu sefer de makinemsi sesler duyulmaya başladı. Şaşkınlık içinde irkilerek, sesin kaynağını anlamaya çalıştık. Nefesimi öyle bir tutmuştum ki en ufak bir çıt dahi çıkartmıyorduk. Kalbimiz hızlıca atmaya başlarken, şok olmuş bir şekilde birbirimize bakarak, tehlikenin boyutunu kavramaya çalıştık. Efe'ye saklanabileceğimiz bir bina arasını işaret ettim. Hızla gözlerimi binaya çevirdim ve hızlıca ona doğru ilerledik. Adımlarımızı dikkatlice atarak, moloz yığınlarının arasından geçtik ve güvende olabileceğimizi düşünerek saklandık. Binanın gölgesinde çömelip durduğumuzda, nefesimizi tuttuk ve sessizce bekledik. Küfür olduğunu tahmin ettiğim bağırış sesi bir arka sokaktan net bir şekilde gelince Efe'nin kolundan tutup kafamı uzatıp caddeyi izledim. Boş olan caddede çok hızlı olursak sığınağa koşabilirdik. Arka sokakta Saylob'un bir adamı kovaladığını net bir şekilde anlarken, sağ elimde sıkıca tuttuğum kolinin ağırlığı, içimdeki korku ve endişeyle birleşerek adeta hissedilmez hale gelmişti. Efe'nin sessizce "koş!" demesiyle, aynı anda ayağa kalkıp sığınağın olduğu binaya doğru resmen depar atmaya başladık. Sesler bize daha da yaklaşırken, sığınağın olduğu binanın demir kapısından girdiğimiz an arkama dönüp baktım. Olduğumuz sokağa bir karaltı koşarak girmiş, arkasında devasa iki Saylob onu kovalıyordu ancak aralarında mesafe çok fazlaydı. Merdivenlerden inip kendimizi bina duvarının arkasına hızla yasladığımızda, göğsüm hızlıca inip kalkmaya başladı. Efe ile bakışırken bize doğru yaklaşan sesleri dinliyorduk. Eliyle sus işareti yaparken sesler oldukça yaklaşmıştı. Birazdan olduğumuz binanın önünden geçeceklerdi. "Adamı almamız lazım" dedi kısık bir tonda Efe. Bu çok riskliydi. Sayloblar onu bulmak için binamızı bile yıkabilirdi. Kafamı iki yana sallarken düşüncelerim ve vicdanım arasında çatışma halindeydim. Efe'nin kafasını hafif yana eğip bana gözlerini dikmeye devam etmesiyle bakışlarımı ondan çekip soluma döndüm ve caddeyi izledim. 5, 4 ,3... Adam buradan geçmek üzereydi. Efe'nin aniden hareketlenmesiyle, kolimi sıkıca kavradım ve derin bir nefes aldım. "Lanet olsun, tamam," diye içimden fısıldadım, sesimi mümkün olduğunca bastırarak. "Bu taraftan!" diye biraz daha yüksek sesle söylediğimde, içimdeki endişe giderek artıyordu. Aldığımız riskin boyutunu daha sonra düşünecektim, ancak şu an önemli olan kaçışımızı sağlamaktı. Koşma sesleri giderek yaklaştığında, bedenimi hiç hareket ettirmeden kafamı uzatarak sokaktan gelen sesleri dinlemeye başladım. Bir karaltı, merdivenlerin başında belirdi ve yüzü siyah maskeli bir adamla göz göze geldim. Her şey o kadar hızlı oldu ki, adam tek bir adımda onlarca basamağı zıplayarak, bizim yanımızdaki duvara mükemmel bir şekilde yaslandı. O anın gerilimiyle, her birimizin nefesi kesilmişti. O kadar koşmasına rağmen yanımdaki beden benim gibi çok fazla nefes nefese değildi. Kaşlarımı çatarken yanımdaki bedene bakmadan kafamı arkamdaki duvara bastırmaya devam ettim. Karşımdaki Efe'ye baktığımda hareleri yanımdaki bedene kitlenmişti ancak benim gibi sesleri takip ettiğini biliyordum. Makinemsi sesler binanın önünden koşarak geçtiğinde ve yavaşça uzaklaştığında derin bir nefesi ciğerlerime armağan ettim. Sanki yüzlerce kilometre koşmuşum gibi ciğerlerim havasız kalmıştı. Saylob'ların sesi sokakta yavaşlasa bile hâlâ buradalardı. En fazla birkaç bina ötede bir anda kaybolan adamı arıyor olmalıydılar. Efe, eliyle koridoru işaret ederken yanımdaki beden hareketlenip sığınağın olduğu koridora adımladı. Efe ile arkasından yavaşça ilerlerken cebimdeki feneri çıkartmış karanlık koridora ışık tutmuştum. Nefes seslerimiz bile çıkmazken alt kata inen merdivenin başına da gelmiştik. "Kimsin sen?" Efe'nin yavaşlayarak durması ve ardından sorduğu soruyla karanlık koridordaki fenerin ışığını kaldırıp karşımdaki adama tuttum. Gözlerine gelen fener ışığı sonucu, gözlerini hafif kısarken, "Buradan çıkmamız lazım. Onlar sokaktan ayrılmadan gitmeliyiz. Beni bulmak için sokaktaki tüm binaları yıkacaklar," demişti boğuk bir sesle. "Burada bir sığınak var, binayı yıksalar bile sığınak sağlam kalacaktır" diye ilk defa konuştuğumda gözlerini kıstığı için fenerin ışığını adamın göğsüne indirmiştim. "Conk bölgesindeki askeri sığınak burası mı?" Duyduğum ses tonu daha önce hiç kimseden duymadığım kadar sert, insanı cevap vermeye iten bir tınısı vardı. Buna rağmen çekici bir ses tonu olduğunu itiraf ediyordum. Fenerin ışığını üzerinde tutmaya devam ederken kısa bir an gezdirdim ve üzerindeki kıyafetin askeri kamuflaj olduğunu anladım. Bu adam bir askerdi. "Evet," dedim kamuflajını el fenerinin ışığı altında incelerken. Özel kuvvetler üniformalarından biriydi. Tam teçhizatlı olup her yerinde cepleri vardı ve altındaki postallara rağmen sanki parmak ucunda yürüyormuş gibi koridor boyunca tek bir ses çıkartmadan alt kata inmişti. Fısıldasak bile sesimizi oldukça kısık tutmaya devam ediyorduk. "Ben askerim" dedi bıçak gibi kesen bir sesle. Kafamı sallarken, "içeride devam ederiz" dedim ve fenerin ışığını yere çevirip yürümeye devam ettik. Sığınağın kapısına geldiğimizde Efe öne geçerek şifre olan kısmı bedeniyle gizleyerek şifreyi girmeye başladı. Şifreyi girdikten sonra üç tur çevirmesiyle tık sesi çıkan kapı, içeriye doğru açılmıştı. İçeri adım attığım an bakışlarım oğlumu buldu. Arkamdan gelen beden de sığınağa girdiği an kapıyı arkasından kapatıp kilitlemişti. Oglumdan çektiğim bakışlarım diğerlerinde durduğunda hepsinin yüzünde bizi gördükleri için gülümseme varken, askeri gördükleri an şaşkınlığa dönüşmüştü. İçeriye adım atmadan oğlum koşarak bana doğru geldiğinde, koliyi yere bırakarak eğilip kollarımı iki yana açmıştım. Üzerime gelen Oğuz'la sıkıcı sarıldığımda yanaklarından öpmeye başlamıştım. Göz ucuyla arkamı kontrol ettiğimde Peri hanımın askerin yanına gittiğini görmüştüm. Oğuz'un elinden tutarken içeriye doğru adımlarken gençlerden "çok şükür" Sözlerini duyup gülümsüyordum. "İsmin nedir asker?" Peri hanımın sesiyle bakışlarımı çevirip maskeli adama baktım. Ela gözleri sığınakta dolaşırken kısa bir an üzerimde oyalanmıştı. Boyu oldukça uzun ve heybetli bir adamdı. "Binbaşı Alihan Ateş. Siyah timi komutanıyım" kaşlarım kendiliğinden havaya kalkarken duyduğum tanıdık isimle ardından çatıldı. Siyah timi derken? "Siyah timi derken Siyah Işık timini kastetmiyorsunuz sanırım!" Dediğimde sesimdeki şaşkınlık anlaşılır ölçüdeydi. Sığınakta başka kimseden çıt çıkmıyordu. Adamın ve sığınaktaki herkesin bakışı bana döndüğünde ben hâlâ askere bakıyordum. Askeriyeyle en ufak ilgisi olan her insanın bildiği, ancak üyelerinin bir sır olarak tüm dünyada hayalet olduğu bir timdi bu, kısacası efsanelerdi. Eski dünyadan kalma, sıcak çatışma yaşamış tek timdi. Dünyada artık savaş olmadığı için askerler sadece tatbikat ve eğitimlerde çatışmalara girebiliyorlardı. Onda da gerçek mermiler asla kullanılmıyordu zaten. Siyah Işık timini özel yapan en önemli şey buydu. Bir de komutanlarının Türk olduğu söylentiler arasındaydı. "Evet. Siz de asker olmalısınız?" Dediğinde hâlâ inanamıyordum. Peri Seçkin'le aynı sığınakta olduğum yetmiyormuş gibi Siyah Işık timinin komutanıyla şu an sohbet ediyordum. "Hayır!" Dedim sadece. Kaşlarını çattığını ve dikkatle beni incelediğini anlayıp yerimde kıpırdanmamak için zor dayandım. Bakışlarımı kaçırıp sandalyeye otururken Arda'nın getirdiği suya uzanıp içtim. Bugünün, hayatımın dönüm noktası olduğunu bilmeden oğluma tekrar sarıldım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE