Sabah yine aynı maratonla uyanmış sürüne sürüne hazırlanıp aşağı inmiştim. Bugün bir değişiklik yapıp kahve içecektim. Belki uykumu açardı.
Mutfağa girdiğimde annemin sofrayı hazırladığını gördüm. Malum olaydan beri aramız limoniydi, gerekmedikçe konuşmuyorduk. Çekmeceden kahveyi çıkarttım, raftanda bir kupa alıp masaya koydum.
"Sana da günaydın kızım."
Annemin durmuş benim naptığıma baktığını görünce baygın bir bakış attım. "Günaydın anne."
"Sabah sabah seni mutfakta görmeyi neye borçluyuz?"
"Uykum açılsın diye kahve içeceğim. Yasak mı?"
"O nasıl söz kızım, tabiki de değil."
Bugün bana ılımlı mı davranıyordu ne?
Hiçbir şey demeden önüme döndüm. Kupaya bir kaşık kahve koyup ocağa baktım. Çayın suyundan alıp kupamı doldurdum. İki tane küp şeker atıp karıştırdım.
Bardağı alıp salona geçtim. O sırada günaydın diyen babama günaydın diyerek karşılık vermiştim. Koltuğa oturup gözümü duvardaki saate diktim. 5 dakika içinde çıkmazsam otobüsü kaçıracaktım.
Aceleyle kahveyi bitirdim. Dilime morfin verilse bu kadar uyuşmazdı sanırım. Hızla montumu giyip çıktım. Durağa gidip tamda vaktinde otobüsün gelmesiyle bindim.
Dershaneye girip kantinden su aldım. Dilim hepten mala bağlamıştı belki suyla düzeltirdim. Sınıfa çıkıp yerime geçtim.
Sabahtan beri açmadığım telefonu elime alıp açtım ve her zamanki manzarayla karşılaştım.
Kimliksiz: Günaydın, Mika.
Irmak: Günaydın.
Kimliksiz: Nasılsın?
Irmak: Kötü. Dilimi hissetmiyorum.
Kimliksiz: Çok konuşmaktan mı? asdhhgahd
Irmak: Çok komik bir espri gülmekten yarıldım şuan.
Kimliksiz: Tamam tamam. Noldu?
Irmak: Uykum açılsın diye kahve içeyim dedim aceleyle içince de dilim vefad.
Bir halta yaradığı da yoktu. Uykumu açmamıştı olan dilime olmuştu.
Kimliksiz: Zorun neydi? Yavaş içseydin.
Irmak: Geç kalıyordum.
Kimliksiz: Dershaneni böyle umursaman gözlerimi yaşarttı.
Irmak: Mecburen. Yoksa anam beni köye postalayacak.
Kimliksiz: Ne köyü?
Irmak: Memlekete işte. Nereleyim biliyor musun?
Kimliksiz: Evet :) Ordu?
Irmak: Heh işte Ordu'nun dereleri aksa yukarı aksa diye diye köye gidecem dersleri dinlemezsem.
Kimliksiz: Niye telefona bakıyorsun o zaman? Dersini dinle.
Irmak: Hoca yok moruq.
Kimliksiz: Moruq ne kızım ergen misin sen?
Irmak: Dinime küfreden müslüman olsa. ;) bu ne
Kimliksiz: Göz kırpan emoji ;)
Irmak: Emoji değil işte bu ergen stili.
Kimliksiz: Ergenim. Ergensin. Ergeniz.
Irmak: Oh hell no.
Kimliksiz: Çen İngilizce de mi biliyorsun çen?
Irmak: Bidaha bana Melisa Ilıcalı'ya atılan tweetler gibi çen dersen kalkmayan bir engelle karşılaşırsın.
Kimliksiz: O ne tehditti be öyle.
Irmak: Ne sandın??
Kimliksiz: Şu köy işi ciddi mi?
Irmak: Evet. Ne o çok mu üzüldün?
Kimliksiz: Yok be ne üzülcem. Git biraz sığır sağ.
Irmak: Aa doğru senin cinsinden çok var orda?
Kimliksiz: Laf soktu bal kabağa, koy tabağa, ye sabaha
Irmak: Sabah sabah kabak mı yenir be.
"Selam arkadaşlar!"
Ne ara geldiğini anlamadığım hocanın sesiyle birlikte telefondan kafamı kaldırıp hocaya baktım. Tarih hocası Serdar hoca ve yanında genç bir çocuk vardı.
Hoca eliyle esmer çocuğu göstererek, "Bu arkadaşınız aranıza yeni katıldı. Ona yardımcı olacağınızı düşünüyorum," dedi ve ekledi. "Boş yere geç otur."
Çocuk gelip benim yanımdaki sıraya oturdu. O sıra hep boş olduğu için ayaklarımı uzatıyordum ben. Yeni çocuğu şimdiden sevmemiştim.
"Arkadaşlarına kendini tanıt bakalım."
Çocuk yerinden kalkmadan sıkılgan bir havayla konuştu. "Adım Mert, soyadımın umrunuzda olduğunu düşünmüyorum. Bende sizin gibi mezuna kaldığım için buradayım."
Ukala.
"Adın da umurumuzda değildi ya neyse."
Mırıldanışımı duyan bir kaç kişi gülmüştü.
Tarihçi dönüp dersi anlatmaya başladığında çocukla göz göze geldik. Piç smile atıp göz kırptı. Kaşlarımı çatıp önüme döndüm. Yavşak.
Sinirden yerimde kudururken gelen mesaj sesiyle telefona baktım.
Kimliksiz: Nereye gidersen git Mika, ben sana her zaman bir telefon uzağında olacağım.
İşte bu cümle gülümsememe yetmişti.
Nasıl yapmıştı bilmiyorum ama biranda sinirli ifadem yok olup gitmişti.