Mal mal bakışıp durmalarına dayanamadığım için sinirle soludum. "Bugün konuşacak mısınız?"
Mert, "Arabaya geçelim konuşuruz," deyince onayladım ve dibinde durduğumuz arabanın kapılarını açmasıyla bindim. Masal da ön tarafa oturduğunda Mert şoför koltuğuna geçti.
"Atmosfer de değiştiğine göre söyleyebilirsiniz artık."
Mert, Masal'a omuz silkip bana döndü. "Bak Irmak sen her ne kadar benden hoşlanmasan da, sürekli laf sokup dursan da," dediğinde ikimizde gülümsedik. "Ben seni arkadaşım olarak görüyorum ve arkadaşlarımdan bir şey saklamam."
"Konuşma için teşekkürler, bende şuanki davranışından dolayı sana arkadaşım gibi davranabilirim ama bilmem gereken şey bu değil herhalde?"
"Değil," diye homurdandı Masal.
"Buz patenine gittiğimiz gün bayıldığında seni kucağına alan ben değildim Irmak."
Mert'in kurduğu cümleye nedense hiç şaşırmamıştım. Tamam belki biraz. O kokunun ona ait olmadığını biliyordum. Ama kime ait olduğunu bilmiyordum.
Onlar kim olduğunu görmüşlerdi.
"Kimdi?" diye sorduğumda Mert'in cevap vermesine fırsat vermeden Masal atladı. "Bilmiyoruz! Çocuğun biri senin bayıldığını görünce yardım etmek istemiş."
O böyle deyince Mert sinirle ona baktı. Sanki onun vereceği cevap farklı gibiydi.
"Peki bunu benden neden sakladınız?"
Masal dudaklarını büzdü. "Kızacağını düşündüğümüz için söylemedik."
"Saçma," diye homurdanıp arkama yaslandım. "Asıl sakladığınız için kızdım."
Masal üzgün bir şekilde bana bakıp elimi sıktı. "Özür dilerim, Irmak."
Elimi çekip geçiştirircesine salladım. "Boş ver geçmiş gitmiş mesele."
Arabada sessizlik olduğunda Mert'in omzuna vurdum. "Olum çalıştırsana şu arabayı boşuna mı para veriyoruz sana?"
"İyi de bana para vermiyorsunki?"
"İnsan arkadaşından para ister mi haysiyetsiz? Çok ayıp çok. Şimdiki dostluklar hep maddiyat üzerine kurulmuş resmen. Sana inanamıyörüm yani. Kaç para lan bi benzin? Alırız da laf yapmana izin vermeyiz gardaş."
Mert arabayı çalıştırdı. "Tamam bir şey demedim. Yeter ki o çenen dursun. Dershanenin ilk günleri sana konuşman için ısrar ediyordum ya vazgeçtim, konuşma."
Tekrar omzuna geçirdiğimde benim elim acımıştı. İkisi bu halime gülerken yola koyulduk.
Eve geldiğimde evde annemi ve arkadaşını görmek bana sürpriz olmuştu. Bir hastası randevusunu iptal ettiği için eve gelmiş ve gelirken de ne hikmetse arkadaşını yanında getirmişti. Irmak getir götür yapsın diye hep bunlar.
Daha salona adımımı atmadan annem geldiğimi hissetmiş gibi, "Kızım Aydan Teyzenle bana Türk kahvesi yap da içelim," diye seslenmişti. İnsan bir hoşgeldin der.
Çantamı ve montumu portmantoya fırlatıp, "Hoşbuldum anne!" diye bağırdım.
Ayrıca Türk kahvesi mi?
Lan ben çayı zor demleyen insanım kahveyi nasıl yapayım?
Zehirlenmek istiyorsalar kendileri bilir. Mutfağa gidip kahveyi ve fincanı çıkardım. İnternetten baktığım kadarıyla yapmaya başladım. Kolaydı ama yok köpüklü yok bilmem ne diyerek şekil şukul yapmışlardı. Ben bodoslama kaynattım valla böyle içsinler.
Kahveler olduktan sonra fincanlara döktüm. Yanlarına çikolata koyup suyla birlikte tepsiye yerleştirdim. Eh işte görünüş olarak güzel duruyorlar en azından. w******p duruma atmak için fotoğrafını çektim. Kırk yılda bir işe yaramışım atmasam olmaz.
Altına düştüğüm, "Annem zorla kahve yaptırırsa adlı çalışmam," notuyla birlikte fotoğrafı paylaştım.
Kahveleri soğutmamak için hızla tepsiyi alıp annemlere götürdüm. Aydan teyzen diye bahsettiği kadını yeni görüyordum. Annemin yaşlarında kumral güzel bir kadındı.
Hoşgeldiniz deyip kahveleri uzattım. Onlar sohbete daldıklarında bende izin isteyip yukarı çıktım. Bugün de kibarlıktan ölmedim.
Yatağıma oturup telefonu elime aldım. Asaf'la mesajlaşmaya o kadar alışmıştım ki telefonu görür görmez aklıma o geliyordu.
Ne yapmış etmiş bir şekilde hayatımda yer edinmişti.
Attığı mesajda durumuma cevap vermişti.
Kimliksiz: Bana da yapsana.
Kimliksiz: Şöyle en tuzlusundan.
Irmak: Sana yapsam içine tuz değil pul biber koyarım.
Kimliksiz: Niye lan cani karı?
Irmak: O nasıl bir yazma üslubudur ya. Cani karı ne?!
Kimliksiz: Kahveye pul biber koymak ne peki?
Irmak: Kız olan benim. İstediğimi yaparım o kahveye.
Kimliksiz: Ha yani bana kahve yapmayı kabul ediyorsun? ?
Irmak: Yoo.
Kimliksiz: Ee ne zaman gelelim istemeye?
Irmak: Çıkmaz ayın çarşambası nasıl? Uygun mu?
Kimliksiz: Değil.
Kimliksiz: Tam tarih istiyorum.
Irmak: Bende seni görmek istiyorum ama gel gör ki hayatta istediğimiz her şey olmuyor.
Kimliksiz: Beni görmek mi istiyorsun?
Kimliksiz: Sende haklısın tabi insan aşık olduğu insanı görmek ister?
Irmak: Cidden şu aşk zırvalığına inanıyor musun?
Kimliksiz: İnanmazdım.
Kimliksiz: Ta ki iki seneden fazladır seni aklımdan çıkaramadığımı fark edene kadar.
Kimliksiz: Bunun adı aşk mı bilmem ama sen benim en büyük alışkanlığımsın.
Kimliksiz: Sabah gözümü açtığımda aklıma ilk sen geliyorsun.
Kimliksiz: Akşam yatağa yattığımda aklımda kalan son şey yine sen oluyorsun.
Kimliksiz: Yatak derken fesat yanın çalışmasın hemen.
Irmak: Biliyor musun Asaf?
Irmak: Güzel seviyorsun.
Irmak: Ama ben bu sevgiyi hak ediyor muyum?
Irmak: Bilmiyorum.