BÖLÜM 7

768 Kelimeler
Mesajı okur okumaz gözüm üstümdeki kazağa kaydı. Mor kazağa! Etrafa bakındım ama göremeyeceğimi biliyordum. Elimde tutuğum telefonda bugünkü mesajları yeniden okudum. Bana ısrarla hangi parkta olduğumu sorması, öğrendikten sonra görüldü yapması...Hepsi burada olduğu içindi. Resmen aynı alandaydık ve ben yine görmemiştim. Belki de görmüştüm, sonuçta neye benzediğini bilmediğim için görsem bile bana şuan görmemişim gibi geliyordu. Buradan anladığım bir şey varsa o da benimle aynı semtte oturduğuydu. Ben daha kendi mahallemdeki çocukları bilmezken koca semttekileri nasıl bilecektim. Irmak: Buradaydın değil mi? Kimliksiz: Imm belki. Irmak: Belki ne gerizekalı?! Adam akıllı cevap ver. Evet yada hayır. Kimliksiz: Evet oradaydım, Irmak. Oldu mu? Irmak: Oldu! Kimliksiz: Bak orada olmam tesadüftü tamam mı? Senin geleceğini düşünmemiştim. Irmak: Neden karşıma çıkmadın? Bendeki de soru çocuk daha adını bile söylemiyor bir de karşımamı çıkacaktı? Kimliksiz: O an senin orada olduğunu anlayınca panik yaptım, gittim. Irmak: Neden panik yaptın? Sonuçta beni ilk defa görmüyorsun öyle değil mi? Kimliksiz: Cevabını biliyorsun. Evet. Belki de cevabını bildiğim tek şey beni daha önceden gördüğüydü. Telefonun ekranını kilitleyip çantama attım. Işıl'a baktığımda kaydıraktan kaydığını gördüm. Saate baktım. Daha erkendi ama benim tadım kalmamıştı, eve gitsek iyi olacaktı. "Işıl!" Seslenmemle hemen yanıma geldi. "Noldu abla?" "Gidiyoruz." Dudaklarını büzdü. "Ama daha erken." Yanaklarını sıkarken gülümsedim. "O zaman bizde direkt eve gitmeyiz. Seni bir yere götüreceğim. Hadi bakalım," diyerek elimi uzattım. Elimi tutarken heyecanla sordu. "Nereye gidiyoruz abla?" "İçinde bir sürü çiçek barındıran bir yere." Işılın gözleri parladı. "Hadi gidelim." ? Eve geldiğimizde yorgunlukla kendimi kanepeye bıraktım. Gittiğimiz yer uçuruma yakın olduğu için baya bir uzaktı ve yürümekten yorulmuştum. Ondan daha çok beni yoran şey ise Işıl'a fotoğraf çektirtmek oldu. Ya gözüm kapalı çekiyordu ya da konuşurken. Sonunda düzgün çektiği bir fotoğraftaysa geçen uçağa bakıyordum. Cidden haberim yoktu ve cidden güzel çıkmıştım. Hemen editleyip paylaştım. Işıl topladığı çiçekleri su dolu vazoya koyarken bende televizyonu açtım. Dışarıda baya bir vakit geçirmiştik annemlerin gelmesine yarım saat vardı. Hafta sonu olduğu için ikisi de erken çıkıyordu. Televizyon kanallarını karıştırırken gelen mesaj sesiyle çantama uzandım. Telefonu açıp gelen mesaja tıkladım. Kimliksiz; -Irmak'ın fotoğrafı- Kimliksiz: Yalnız başına bakma, beraber bakalım göğe? Kendi fotoğrafımı bana atıyordu. Bu kaçıncı seviye? Hesabıma girip gizliye aldım. Yiyorsa şimdi alsın fotoğraflarımı. Irmak: Ne idüğü belirsiz insanlarla hiçbir yere bakmam. Kimliksiz: Duvarını gizlemen bir işe yaramaz. Çünkü bütün fotoğrafların bende var :) Irmak: Sapık mısın kardeşim? Özel hayata saygı biraz! Kimliksiz: Sen de bir abi, bir kardeş. Doğru sözü bir türlü bulamadın. Irmak: İsmini bilseydim belki onu kullanırdım ha? Kimliksiz: Beni telefonuna nasıl kaydettiysen onu kullan. Irmak: Her mesajda Abdülrezzakhan yazamam kusura bakma. Kimliksiz: Cidden öyle kaydetmiş olamazsın :( Öyle kaydetmemiştim ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Irmak: Ağlaa ? Kimliksiz: Seni melek görünümlü şeytan seni :) Irmak: Sensin o be. Kimliksiz: Hım doğru. Kimliksiz; -Irmak'ın fotoğrafı- Kimliksiz: Böyle bir güzelliğe şeytan demek ayıp olur ;) Irmak: Dikkat sapık var! Kapı çalınca telefonu arka cebime sıkıştırıp kapıyı açmaya gittim. Açtığımda bana bakan anneme ve babama, "Hoşgeldiniz," dedim. Işıl salondan fırlayıp yanımıza geldi. "Annem gelmiş! Babam gelmiş!" Bunun çocukluğuda bizimkilere geçerli heralde bana gelince gayet olgun. Annem eğilip Işıl'ı öptü. "Benim minik tavşanım annesini mi özlemiş?" Minik tavşanım mı? Benim lakaplarım daha yaratıcı yeminle. Işıl başıyla onaylarken babamda eğilip saçlarını kokladı. "Peki ya babayı?" "Seni de özledim baba," diyerek babama sırnaştı. "Bizde seni özledik meleğim," dedi babam gülümserken. Gözlerimi kısarak ben yokmuşum gibi davranan aileme baktım. "He ben zaten dış kapının dış mandalıyım." Bu ne üvey evlat muamelesi kardeşim. Annem uyaran bir bakış attı. "Irmak kocaman kız oldun hala kardeşini mi kıskanıyorsun?" "Ne kıskanıcam be o yer cücesini?" Işıl ellerini beline koyup diklendi. "Sensin yer cücesi!" Ben buna saygılı mı demiştim? Lafımı geri alıyorum. Anasıyla babasını görünce içinden cadı çıktı. Bak iç sesim bile anasıyla babası diyor ya. Benim neyim bunlar? Kayınçolarım mı? "Bugün çiçek toplarken hiç öyle demiyordun cüce?" Işıl'a fırsat vermeden annem araya girdi. "Çiçek mi? Siz nereye gittiniz Irmak?" Anneme gittiğimiz yeri tarif ettiğimde yüzünün kızardığına yemin edebilirdim. "Sen bilmiyor musun kardeşin astım hastası? Onca yolu nasıl yürütürsün kardeşine?" Biliyordum ama hiç bu tarafından düşünmemiştim. Arada sırada abla burada duralım deyişi bundandı demek. Ben çişi geldi sanmıştım. Işıl'a baktım, gayet sağlam duruyordu. "Gördüğün gibi bir sorun yok anne." "Olabilirdi." Sinirleniyordum. "Olmadı ama!" Sesimi yükselttiğim için babam,"Irmak!" diyerek uyarmıştı. Ama suç bende değildi gereksiz yere uzatan annemdeydi. "Kesin tartışmayı. Irmak sende bundan sonra daha dikkatli davranıyorsun." Benden onay bekler bir şekilde yüzüme baktı. Umursamadan kafamı çevirdim. "Şimdi herkes salona." Babamın ikazıyla hepsi salona geçti ama ben sinirle odama çıktım. "Irmak!" Annemin seslenmesine aldırmadan kapıyı çarptım. Yatağa yatıp telefonu elime aldım. Kimliksiz: Yakışıklı bir sapık ama :) En son yazdığı mesajı görmezden gelerek sinirle bir mesaj yazdım. Irmak: Küçük kardeşlerden nefret ediyorum!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE