BÖLÜM 6

668 Kelimeler
Gece annemin dediğini düşünürken uyuyakalmıştım. Dershaneyi ciddiye alsam iyi olacaktı yoksa bana köyün yolları gözüküyordu. Bugün cumartesiydi ve hal böyle olunca da hunharca uyumaya karar vermiştim ama annem 11 de arayıp uyandırmıştı. Neymiş kalkıp kardeşimle kahvaltı yapacakmışım? Donumu çekiştire çekiştire aşağı indim. Işıl çoktan uyanmış televizyonun karşısına kurulmuştu. Neyse ki şımarık bir kardeşe sahip değildim sadece biraz çok bilmişti o kadar. Arkasından sessizce yaklaştım. Tam korkutacağım sırada sesini duydum. "Arkamda olduğunu biliyorum abla." "Bilmediğin bir şey var mı acaba yer cücesi?" Böyle diyince aklıma dün engellediğim şahıs gelmişti. Telefonum yukarıdaydı, alırdım bir ara. Kardeşim başıyla televizyonun siyah ekranını gösterdi. "Televizyonun ekranına kabak gibi yansıyordun ki." "Tamam anladık zekisin." Göz devirdim. "Aç mısın kahvaltı yapalım mı?" Başını yukarı aşağı sallarken gözlerinden anlaşılıyordu aç olduğu. Bendeki de soru kız tabiki de açtı. Acaba ben düzgün yemek yemediğim için mi zeki değilim? Araştırılmalı. Başımla mutfağı işaret ettim. "Hadi gel sana piremses sofrası hazırlayalım." Piremses sofrası dediğim birkaç kahvaltılık ve omletten oluşuyordu. Piremses özelliğini meyve suyu doldurduğum pembe kupadan alıyordu. Kardeşimle güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra odasına gidip hazırlanmasını söyledim. Parka gidip biraz hava alırdık. Bende mutfağı toplayıp odama çıktım. Üstüme örgülü mor kazağımı geçirip altıma kot pantalonumu giydim. Zaten kısa olan saçlarımı açık bıraktım. Bugün hava o kadar kötü değildi o yüzden üstüme bir şey almadım. Telefonumu ve cüzdanımı çantama attıktan sonra omzuma alarak dışarı çıktım. Aşağı indiğimde kardeşimin hazırlanmış bir şekilde beni beklediğini gördüm. Yanına gidip elini tuttum. "Hadi çıkalım cimcime." Canım sıkıldıkça kıza lakap takıyordum ama sesini çıkarmıyordu, bana da abla dışında bir şey demiyordu. Saygılı gardaşım. Aynı ablası! Dışarı çıkıp kapıyı kilitledim, anahtarı da çantaya attım. On beş dakikalık bir yürüyüşün ardından parka gelmiştik. Bulduğum boş bir banka oturup Işıl'ın elini bıraktım. "Git arkadaşlarınla oyna sen ablan biraz şekerleme yapacak." Başını sallayıp yanımdan uzaklaştı. Salıncakların olduğu yere gitti. Sırada bekleyen bir kaç kişi vardı. Aralarından bir çocuğun, "Ece!" diye kardeşime seslendiğini gördüm. Işıl'ın ikinci adını kullandığını bilmiyordum. Işıl çocuğu görüp göz devirdikten sonra önüne döndü. Şimdilik çocuğun ters bir hateketini görmediğim için müdahale etmedim. Telefonumu çantamdan çıkardım. Bir gözüm onlarda bir gözüm telefondaydı. Sosyal medya hesaplarımı kontrol edip çıktım. w******p'ım falan mı bozuldu ya mesaj atan yok. Neden acaba? Şuan fark ettim de ulan niye kimse bana yazmıyor? Ne hayırsız arkadaşlarım var. Gerçi benim doğru düzgün arkadaşım bile olmamıştı ki. Aç aç aç ordan bir Orhan Baba... Engeli kaldırdım. Telefon elimde dururken Işıl'a baktım. Salıncağa binmiş sallanıyordu. Ona seslenen çocuksa yanındaki salıncakta sallanıyordu. Esmer, kahverengi gözlü, tontiş yanaklı güzel bir çocuktu. Yani gerçek anlamda çocuk, bebe. Telefonum titreyince dikkatimi ona verdim. Kimliksiz: Anlaşıldı corç demek yok. Irmak: Ha şunu bileydin. Kimliksiz: Ee napıyorsun? Irmak: Hiç kardeşimi parka getirdim oturuyorum öyle. Kimliksiz: Parkta mısın?! Hangisi? Irmak: Aa bilmiyor musun? Kimliksiz: Irmak dalga geçme cevap ver. Cevap ver? Irmak? İlk defa adımı kullanmıştı. Sanırım ciddi olunca adım aklına geliyordu. Irmak: Cevap ver falan hayırdır? Beni takmadan başka bir soru sordu. Kimliksiz: Alyuvar Parkı'ndasın dimi? Irmak: Evet. İlginç bir şekilde görüldü yapıp çıktı. Dengesiz. Sinirle telefonu çantama koydum. Kardeşime döndüm. Hala salıncakta sallanıyordu ama yanındaki çocuk yoktu. Ayağa kalkıp yanına gittim. Arkasına geçip ben sallamaya başladım. Memnun olmuşcasına gülümsedi. "Teşekkür ederim abla." "Ne demek cınım." Etrafa baktım ama tanıdık bir yüz göremedim. "O çocuk kimdi Işıl?" Durdum. "Yoksa bende onun gibi Ece mi demeliyim?" "Hayır! O ismi sevmediğimi biliyorsun abla. O çocuk benim sınıfımda. Çok gıcık biri abla ya öyle seslenme dediğim halde ısrarla bana öyle sesleniyor." Şimdiki çocuklar çok fena çok. Zamane gençleri deyip yaşlı teyzelere bağlamayacağım çünkü bakınız on sekizinde bir çıtırım. "Çocuğu tanımıyorum ama yine de arkadaşlarınla arandaki mesafeni koru ablacım." "O benim arkadaşım değil, ben onunla konuşmuyorum ki. Sadece o benimle konuşuyor. Ama ben yüz vermiyorum." Bak bak laflara bak. Yüz vermiyormuş. Gülümseyerek saçlarını karıştırdım. "Aferin sana." Sallamaktan yorulup bende yanındaki salıncağa bindim. İki küçük kızın geçerken bana tip tip baktığını görünce onlara dil çıkardım. Ne? Büyükler binemez diye bir kural mı var? Kucağımdaki çantamın içinde bir hateketlilik hissedince telefonun titrediğini anladım. Telefonu elime alıp önce sessizden çıkardım daha sonra gelen mesaja tıkladım. Kimliksiz: Mor yakışmış ;)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE