BÖLÜM 17

643 Kelimeler
Her hafta içi rutinim gibi bu perşembe de kulağımda müzik, dershanenin yollarını tutmuştum. Tek fark etrafıma daha dikkatli bakıyor oluşumdu ama etrafımda bildiğim kafarıyla kimliksize uyan birini göremiyordum. Sanırım artık etrafımda fazla dolaşmıyordu ki buna dair mesaj atmayışı da düşüncemi kanıtlar nitelikteydi. Her sabah olduğu gibi bu sabahta günaydın mesajı ondandı. Kimliksiz: Günaydınlar efenim :) Irmak: Hayırdır çok mutlusun. Kimliksiz: İnsan önce bir günaydınımı alır. Irmak: Günaydın? Kimliksiz: Heh. Nasılsın? Irmak: Dershaneye giderken nasıl olunabilirse öyleyim. Kimliksiz: Anladım. Çok iyisin. Irmak: Ya ya. Kimliksiz: Ya ben en özel, ya ya ya ben en güzel, ya ya ya ben herşeyindim ya Irmak: Sana da bir şey demeye gelmiyor hemen şarkı moduna alıyorsun kendini. Kimliksiz: Tabiki de. Hem ne demişler müzik ruhun gıdasıdır. Irmak: Sende mesajıdır gibi duruyor. Kimliksiz: Öyle de denebilir. Dershaneden içeri girip sınıfa çıktım. Sınıfa girdiğimde hocanın sınıfta olduğunu gördüm. Daha dersin başlamasına bir dakika vardı o yüzden hiçbir şey söylemeden yerime geçtim. "Irmak bir şey söylemeyi unutmadın mı?" Matematikçi İlkay'ın sesini duyduğumda hayattan soğudum. Sabah sabah yine mi matematik? Bu hayatta neden hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor? Ne istediğimi bilmediğimden olabilir. Evet. Çok mantıklı. "Hayır," diye yanıtladım gayet rahat bir şekilde. "Geç kaldığın için özür dilemen gerekiyor." "Geç kalmadım. Siz bir dakika önce gelmişsiniz." Hoca bana her zaman alışık olduğum o bakışı attı. "Keşke böyle küçük hesapları sorularda da yapabilsen." "Yapıyorum ama siz görmüyorsunuz hocam." "O nasıl oluyormuş?" Omuz silktim. "Ee evde yapıyorum da ondan." Sınıftakiler gülerken hoca elindeki kalemin kapağını açtı. "Evde yapman değil burada yapman önemli." Tahtaya bir soru yazdı. "Gel de çöz bakalım." Soru bana, ben soruya bakarken çok romantik dakikalar geçiriyorduk ama hocanın sesiyle romantik anımız bölündü. "Bakışman bittiyse hesaplamaya geç Irmakcığım." Ay o -cığım eki bir insanın ağzına bu kadar mı yakışmaz. İki dakika da ismimden soğudum. Fark ettim de ben bugün çok soğuyordum. "Yok," dedim başımı yukarı kaldırırken. "İlham gelmiyor hocam. Ben iki dakika gidip evde çözüp geleyim." Hoca beklenen cevabı aldığında bana yandan bir bakış attı. "Sabah sabah boş konuşma kotanı doldurdun Irmak, teşekkürler." Sınıftakiler ooolarken göz devirdim. Laf soktu bal kabağa, koy tabağa, ye sabağa...Bir dakika bu kimliksizin sözüydü. İç sesime bile bulaşmıştı gereksiz. Onu hatırlamamla telefonu elime aldım. Kimliksiz: Nere kayboldun kız? Irmak: Matematik diyeyim sen anla. Kimliksiz: Oov sabah sabah kötü olmuş. Irmak: Malesef. Seni kız kılığına sokalım da benim yerime derse gir. Kimliksiz: Erkek adama ters o işler kızım. Irmak: Bakıyorum da içinden dağ ayısı çıktı. Dün akşam romantizmden falan bahsediyordun noldu? Kimliksiz: O akşama özel sabah sabah romantizm parçalamamı mı isterdiniz hanımefendi? Irmak: Tabiki de hayır! Kimliksiz: Bende öyle düşünmüştüm. Irmak: Ama bana birdaha kızım dersen ne olacağını biliyorsun. Kimliksiz: Evet evet biliyorum engeli basarsın? Irmak: Aferin bak öğreniyorsun. Kimliksiz: Öğretenler sağolsun. Kimliksiz: Neden engelliyorsun anlatsana biraz? Irmak: Hoşuma gidiyor. Kimliksiz: Demek hoşuna gidiyorum ;) Irmak: Sen değil! Engel. Kimliksiz: Yokluktan soyut varlıklara mı yürümeye başladın? habshshhshd Irmak: Şimdi sana burdan bir yürüyeceğim, yürümene yarayan organların işlevini kaybedecek. Kimliksiz: Sert hatun en sevdiğim. Kimliksiz adlı kişi engellendi. Al sana sert hatun. Ben bu salağa yüz vererek kötü mü yapıyordum acaba? "Şişt atarlı!" Yanımdan gelen sesle o tarafa döndüm. Seslenen kişi yeni gelen gereksizdi. Yani Mert. Biri bitiyor biri başlıyor sözü bu olsa gerek. "Bana mı diyorsun?" Bana dememiş olsun diye geçirdim içimden. Ama bana bakıyordu. "Senden başka atarlı mı var?" "Evet, ergenlik dönemine giren herkes." Kafasını kaşıyıp gülümsedi. "Sanırım haklısın." "Haklı olmam seni sustursun lütfen," dedikten sonra önüme döndüm. "Kızsın sen nasıl konuşmaya üşenebilirsinki?" Tahtadaki anlamsız soruya bakarken cevapladım. "Sevdiğim kişilerle konuşmaya üşenmiyorum." Ve ekledim. "Ayrıca ukalalarla konuşmayı da sevmem." "Ukala olduğumu nereden çıkardın?" "Bir alnına yazmadığın kalmış hala nereden çıkardın diyorsun." "Herkes de biraz ukalalık olabilir yani ne var bunda?" Daha fazla kulak tırmalayıcı sesine dayanamayacaktım. "Sadece çeneni kapasan ne güzel olurdu." Kollarımı sıraya koyup kafamı da üstüne koydum. O da ağzının içerisinde bir şeyler homurdanıp susmuştu. "Uyuma dersi dinle." Yada susmamıştı. Herkesten şu uyarıyı almak zorunda mıydım?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE