Geçmişten...
Yiğit annesiyle akşam yemeğini yerken sessizliğini koruyordu. Korumaya çalışıyordu çünkü söze nasıl gireceğini bilmiyordu. Hayatını gözden geçirdiğinde artık bunun zamanının geldiğini hissediyordu. Buna ihtiyacı vardı ve ona göre buna annesinin de ihtiyacı da vardı. Artık birbirlerinden desteklerini çekmek zorundalardı. Ayrı ayrı yeşermeleri gerekiyordu. Annesine bir şey olursa Yiğit nefes alamazdı. Belçimle son konuşmasından beri bunu düşünüyordu. Aklından annesi ve onun ruh sağlığı çıkmıyordu. Ama bu bağımlılıkları da bir gün yaşanacak ayrılığın zor olacağını gösteriyordu. Yiğit farkında olmasa da kendi ilişkisi için zemin hazırlıyordu. Bir yandan da annesinden uzakta kalabilmenin testini yapması gerekiyordu.
“Anne…” diyerek başını tabağından kaldırdığında kadının kendisine gülümseyen bir yüzle beklentiyle baktığını fark etti.
“Hadi dökül artık ben meraktan çatlamadan.”
Annesi çoktan her şeyin farkındaydı. Büyük bir konunun açılacağını anlamıştı. Oğlunu uzun zamandır ilk defa bu kadar dalgın, stresli ve yorgun görüyordu. İşine alıştıktan sonra bir süre ruh hali bayağı iyi yönde ilerlemişti. Eve neşeyle geliyor, hep güzel şeylerden bahsediyordu. Sanki hiç kötü bir şey yaşamıyormuş gibi. Ya da tüm kötülükleri, negatiflikleri ya da daha önemli detayları yutup saklıyordu. Nehir Hanım anlayamıyordu, oğlu da anlatmıyordu ama durumdan ziyadesiyle memnundu. Oğlunu mutlu görmek ona yetiyordu. Kötü bir şey olsa muhakkak onunla paylaşacağını bilirdi.
İçini çekerek gülümseyen Yiğit çatalını tabağının kenarına bırakarak dudaklarını peçeteyle sildi ve suyundan bir yudum aldı. Hala geciktirmeye çalışıyordu.
“Ben… Seni çok seviyorum anne,” diyerek sözlerine başladı. Alıştıra alıştıra gitmeliydi. Önce güzel cümleler, kelimeler…
Annesi Nehir Hanım arkasına yaslanarak kocaman gülümsedi.
“Ben de seni seviyorum oğlum. Sadede gelirsen daha çok seveceğim…”
Yiğit alnının terlemeye başladığını hissediyordu. Annesinin sıkıştırması da hiç işe yaramıyor aksine onu daha da telaşa getiriyordu. “Ben… Bu aralar çok düşünüyorum. Bazı konular aklımı kurcalıyor.”
Annesi dirseklerini masaya yaslayarak “Benimle paylaşmaktan çekindiğin konular mı bunlar?” diye sordu merakla. Yoksa yıllardır beklediği o an gelmiş miydi? Oğlunun hayatında biri mi vardı?
“Biraz…”
“Neden peki?”
“Ne tepki vereceğini bilemiyorum. Seni kırmak da istemiyorum…”
Nehir Hanım heyecanına daha fazla engel olamayarak “Yoksa bir kız mı var? Oğlum beni böyle bir şey kırmaz asla. Senin bir gün yuva kuracağını biliyorum. Bir gün kalbine seni hak edecek biri yerleşecek bunu görebiliyorum,” diyerek oğlunun sözünü kesti.
Gömleğinin boynunu biraz çekiştirip suyundan bir yudum daha alan Yiğit kızarmaya başlamıştı. “Anne konu kız falan değil, nereden çıkardın şimdi?” diye sorarken neden kalp atışları hızlanmıştı ki! Kız mız yoktu. Böyle bir şey için henüz erkendi.
“Ben… Günlerdir seni öyle neşeli görüyorum ki… Biri var zannettim.”
Yiğit daha beter kızarmaya ve üzerine terlemeye başladı. Biri yoktu. Biri yoktu. Biri olamazdı. O kişi o olamazdı. Daha küçüktü. Daha minicikti. Yaşayacağı çok güzel günler vardı. Onu kendi buhranlarına çekemezdi. Kendi yükünü de ona yükleyemezdi. Sanki çoktan yüklememiş gibi…
Annesinin meraklı yüzüne bakıp daha fazla uzatmaması gerektiğine karar verdi, ne kadar dolandırırsa annesi daha farklı şeyler çıkaracaktı belli ki. Ya da daha kötüsü kız mevzusunu dallandırıp budaklandıracaktı.
Tek nefeste “Anne ben ayrı eve çıkmaya karar verdim,” diyerek konuyu aniden açtı.
Nehir Hanım’ın yüzündeki gülümseme donup kaldı. Yine de mimiklerine hâkim olmaya çalışarak yalnızca “Emin misin?” diye sordu. Oğlunun önünde durmak istemiyordu. Ona yıllardır yeterince yüklenmişti. Tüm mutsuzluklarını, kalp kırıklıklarını, yalnızlığını, gözyaşlarını çekmişti… Her adımında oğlu vardı yanında. Onun da uzaklaşıp ferahlamaya ihtiyacı vardı. Yeni başlangıçlar için belki de en sağlıklısı buydu. Yoksa oğlu ona bakmaya devam ettikçe kendini yalnızlıkla cezalandıracaktı. Asla kalbini aşka açmayacaktı. Bunun acı verici bir his olduğunu birinci elden tatmıştı. Onda daha fazla travma bırakmak istemiyordu. Oğlunun kalbinde aşkın yeşermesini ve onu bir ömür boyu mutlu etmesini istiyordu. Nehir Hanım bir gün göçüp gidince geride bırakacağı Yiğit’in mutlu bir hayatı olsun istiyordu her anne gibi.
Yiğit kadının yüzündeki gülümsemeye şaşkınca bakıp “Eminim… Sen kızmadın mı?” diye sordu. Annesinin hemen karşı çıkacağını düşünmüştü. Kendini bir karşı koyuşa hazırlamıştı. Hatta bu masadan bu fikri ertelemeye karar vererek kalkacağından adı gibi emindi.
Nehir Hanım yüzündeki gülümsemeyi zerre bozmadan arkasına yaslanıp kendinden emin bir şekilde oğluyla konuşmaya başladı. Onu şaşırttığının farkındaydı ve buna üzülse de zevk aldı. Çünkü karşı koymayacak onu kendi yoluna uğurlayacaktı.
“Niye kızayım Yiğit? Kendine yeni bir düzen kurmak senin hakkın oğlum… Artık zamanı gelmişti. Bunu benimle paylaştığın için teşekkür ederim…”
Annesinin bu uysal tutumu adamı neredeyse hayal kırıklığına uğratacaktı.
“Ama anne yalnız kalacaksın…”
“Yiğit herhalde ara sıra görüşürüz diye düşünüyorum. Sırtını dönüp dünyanın öteki ucuna gitmiyorsun ya!” diye oğlunu paylayan kadın onu daha fazla şaşırttığının farkındaydı yine de bozuntuya vermedi.
Gülümseyen genç adam “Herhalde, zaten bu yakınlarda bir yer tutarım diye düşünüyorum. Yine beraber olacağız ama geceleri geç geldiğimde rahatsız olmayacaksın artık,” dedi. Annesi zaten rahatsız olmuyordu ki! Oğlu anahtarıyla eve giriyor, sessizce odasına geçiyor ve yine aynı sessizlikle üzerini değiştirip yatağının yolunu tutuyordu. Ona asla rahatsızlık vermezdi. Ama madem gitmek istiyordu. Bunu onun gözünde acı verici bir şeye dönüştürmek istemiyordu.
“Ben de rahatıma bakabilirim o zaman!” diyen kadın kahkaha atıp oğlunun hala şaşkın bakan gözlerine bakıp sol gözünü kırptı.
“Neredeyse benden bıkmış olabileceğini düşünüyorum anne! Bu gece kapının önüne koymazsın inşallah beni!”
“Mantıklı fikir ama yine iyisin ev bulana kadar biraz daha dişimi sıkabilirim.”
Annesinin tutumu onu öylesine rahatlamıştı ki yerinden kalkıp annesinin yanına gidip onun yanaklarından öperek “Nehir Hanım benden bu kadar usandığınızı nasıl fark edemedim ben acaba?” diye sordu.
“Başarılı bir oyuncuyumdur!” diyen annesinin sözleri üzerine kendini tutamayan Yiğit “Bu nedir ya? Tanıdığım tüm kadınlar oyuncu!” dedi. Dediği anda gözlerini sımsıkı yumup arkasını döndü. Annesinin “Kimmiş bakalım benden daha oyuncu kadınlar?” diye sorunca dudaklarını ısırıp tekrar annesine çevirdi bedenini.
“Hiç, iş yerindeki kızlar da böyle senin gibi oyunbazlar da…”
Annesi bardağındaki suyunu içtikten sonra “Bunu yutmuş gibi yapacağım. Nasılsa ev konusu gibi bunu da bir gün bana açmak zorunda kalacaksın,” deyince sertçe yutkunan Yiğit o günün hiç gelmeyeceğine neredeyse emindi. Annesinin karşısına kimi çıkaracaktı? Yüreği bunun cevabını haykırmaya çalışsa da sertçe kalbinin sesini kesti. Böyle bir şey olmayacaktı.
Nehir Hanım konuyu dağıtmak için “Ne zaman ev bakmaya başlayacaksın o zaman?” diye sordu.
“Bilmem, bugün yarın başlarım. Zaten küçük bir şey tutarım. Büyük eve ihtiyacım yok…”
Biraz daha ev üzerine muhabbet ettikten sonra beraber masayı toparlayıp bulaşıkları makineye dizdiler. Üzerlerinde kısa bir süre sonra yaşanacak minik ayrılığın hüznü olsa da ikisi de bunu çaktırmamaya çalışıyordu. Anne oğul büyük bir olgunlukla buna göğüs germeye hazırdı. İkisi de birbirinin mutluluğu için mücadele etmeye açıklardı bunun için her gece aynı eve girmelerine gerek yoktu.
Yiğit duş alıp yatağına uzandığında dışarıdan yansıyan ışıkların oluşturduğu loşlukta tavanı izlerken nedensizce kocaman gülümsedi. Kendine ait bir evi olacaktı, bunu Belçimle paylaşmak için can atıyordu. İşini garantilemişti, evi olacaktı… Hayatı Belçim’den sonra süratle yoluna girmişti. Sanki kızın elinde sihirli bir değnek vardı. Aklına onun nasıl bir hayatı olduğu geldi. Hiç ondan detaylıca bahsetmiyorlardı. Üçkardeş olduklarını, Beşiktaş’ta yaşadıklarını biliyordu. Kuzeniyle anlaşamadığını az çok anlamıştı. Bir keresinde kızı takip edip kapısının üzerindeki zillerden soyadının Korhan olduğunu öğrenmişti. Babasının mimarlık okumasını istediğini fakat Belçim’inse gönlünün tiyatroda olduğunu biliyordu. Başka? Yiğit başka bir şey bilmiyordu. Böyle düşününce sanki bir hayalle oturup kalkıyormuş gibi hissetmişti. Kendisi neredeyse her şeyini anlatıyordu ona. Annesini, babasını, adını soyadını, işteki sıkıntılarını… Bu konunun üzerine eğilmesi gerektiğine karar vererek gözlerini kapattı ve uykunun kollarına kendini bıraktı. Derin uykuya daldığında annesinin odasına girip onu izlediğinden habersiz “Belçim…” diye birkaç kere sayıkladı. Kadının yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi. Oğlundaki değişimin bir kadından kaynaklı olduğunu anlamayacak kadar saf değildi. O da âşık olmuştu. Yiğit de bu aşkın meyvesiydi. Belki onların aşkı uzun sürmemişti ama Yiğit çok daha iyisine kalbinde ev sahipliği yapacaktı. Oğluna güveniyordu Nehir Hanım. Yiğit babasının değil annesinin oğluydu. Onu kendi yetiştirmişti. Kimseyi yüz üstü bırakmayacağından emindi. Yiğit’i uyandırmamak için sessizce kapıyı kapatıp kendi odasına giden Nehir Hanım en kısa sürede Belçim denen kızla tanışmak için sabırsızlanıyordu.