Bölüm 18

1385 Kelimeler
“Sevim bu bir değil iki değil üç değil! Kızı öldürmeye çalışıyorsan açıkça söyle sana doğru ilaçları vereyim. Bu nedir ya? Bu bir tedavi yöntemi değil, sakın beni kandırmaya çalışma! Ne yapmaya çalıştığınızı bilmiyorum ama kesinlikle buna ortak olmayacağım! Bu gece kızı öldürebilirdin!”   Doktor Nevzat, karısına bağırırken Murat Bey sıkıntıyla iç geçirdi. Elinde süt kupasıyla ayakta dikilen Zehra sultan ise ne yapacağını bilemiyordu. Kız gerçekten zehirlenmiş olamazdı. Doktor da bunu anlamış olmalıydı. Sadece sütü içmesin diye yapmıştı ama başlarına bu kadar bela açılacağını nereden bilebilirdi Zehra sultan. Neyse ki amacını gerçekleştirebilmiş, kızı daha fazla süt içmekten kurtarmıştı yoksa Meriç’in çıkışı ile kız o sütü bitirmek zorunda kalacaktı çünkü Zehra sultan biliyordu ki o süt bitene kadar Sevim Hanım susmayacaktı.   Murat Bey yakın arkadaşı Nevzat’ı kolundan kibarca çekip evinin kapısına kadar eşlik etmek için salondan çıkardı. Nevzat’ın dediklerini can kulağı ile dinliyordu.   “Karının ne yaptığını bildiğini düşünüyorum. Fakat ne yap et kızı o ilaçlardan uzaklaştır artık. Çünkü ya ölecek ya da delirecek. Yani yapmaya çalıştığı ne bilmiyorum ama her iki türlü de kızı deney faresi gibi kullanmasına izin veremezsin. Bunun bir suç olduğunu biliyorsun,” diye fısıldayan doktor arkadaşının suratına endişeyle bakıyordu.   “Biliyorum Nevzat, biliyorum. En kısa sürede buna bir çare bulacağım. Başımdaki dertleri bir bilsen…”   Nevzat doktor, arkadaşının omzunu sıktı ve adama güç vermek istercesine onu hafifçe silkeledi. Son bir buçuk yılda değişen birçok şey vardı ve Nevzat doktor ile ailesinin de bundan haberleri vardı. Eskisi gibi görüşmüyorlardı ama yan yana oturmak evlerindeki fırtınayı fark etmelerini sağlıyordu.   Murat Bey aniden aklına gelen fikirle “Yarın kızını bizim eve yollar mısın? Belçim eskiden bize gelince hep Büşra ile oynardı. Hafıza kaybından önce de araları iyiydi. Sevim onaylamasa da kızın bir arkadaşa ihtiyacı var. En azından yanında biri olur. Can sıkıntısından hep dışarı çıkıyor ama endişeleniyorum,” diye bir teklifte bulundu.     “Tabi ki! Söylerim hemen Büşra’ya. Zaten kızın başına gelenlerden ötürü üzgündü. Tedavi sanıyor yanına kimsenin yaklaşmamasını ama bu saçmalığa bir son verilecekse yarın hemen yollarım,” diyen Nevzat Bey son bir kez arkadaşına güç vermek istercesine gülümsedi.   Murat Bey arkadaşı ile vedalaşıp eve girdiğinde Meriç salonda son zamanlardaki en meşhur aktivitesini gerçekleştirip volta atıyordu. Murat Bey salona girmeden dinlemeye başladı onları. Kapı aralıklarından, bir adım gerilerden duyacaklarını yeterince duymuştu adam. Artık harekete geçecekti. Oğlunu da Belçim’i de iyi eden bir plan kuracaktı.   “Anne ne yapacağız? Nasıl çıkacağız bu işin içinden? Ben, ben onun hatırlamasına katlanamam! Gidecek! Arkasına bile bakmadan gidecek anne!”   Sevim Hanım az önce Belçim’in yattığı koltukta başını ellerinin arasına alarak düşünüyordu. Meriç her an bir kriz daha geçirebilirdi, Sevim Hanım’ın bu bile umurunda değildi. Çünkü şu dünyadaki tek akrabası, tek yakını olan abisinin kızı söz konusuydu. Aklı birazcık başına gelmişti. Eğer kız bu gece ölseydi kendisini asla affetmezdi ve biliyordu ki eğer kıza bir şey olursa Meriç’i de kaybederdi. Sevim Hanım için her şey yine düğüm düğüm olmuştu.   *   Belçim duyacağı her şeyi duymuştu. Yanında kimin olduğunu biliyordu. Zehra sultan ve Doktor Nevzat. Onlar yanındaydı. Yiğit vardı, Doktor Kaya vardı ve yeni psikologunu da bu gruba dâhil edebilirdi. Kendini daha güçlü hissederek duşa girdi. Temmuz ayının bunaltıcı sıcaklarında bedeni resmen eriyordu. Yaşadığı gerilimler yüzünden de soğuk soğuk terler atmıştı. Buz gibi suda duş alırken tüm duyularının açıldığını hissediyordu. Sudan çıkmak istemeyince ılık suyu ayarlayıp küveti doldurdu. Kokulu köpük tozunu da suya karıştırıp içine girdiğinde gözlerini kapatıp başını soğuk mermere yasladı. Yaşadıklarının muhasebesini yapmak istiyordu fakat o kadar çok şey vardı ki bilanço çok karışıktı. Ferah duş jelinin kokusu burnundan içeri dolarken odasındaki balkondan sert bir rüzgâr esti. Gök gürlemeye ve şimşekler çakmaya başladı. Belçim uzandığı küvetten doğrulmadan dinlemeye devam etti. Birden bastıran yağmurun sesi ile yüzünde bir gülümseme oluştu. Sonra birden kalp atışları hızlandı. Sudan buruşan elleri küvetin kenarlarını sıkarken kulakları uğuldadı. Midesi bulanmış, yer yerinden oynamıştı. Gözlerini açamıyordu, başına keskin bir sancı girmişti. Sonra bir müzik sesi işitmeye başladı. Çırpınıp kurtulmak istedi ama yapamadı. Eli kolu bağlanmıştı.   ‘Saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak dedim Senin için rüzgârda hep yağmur mu var Gözlerin mi daldı yoksa sıkıldın mı sorulardan? Hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?’* (Teoman/ Kupa Kızı ve Sinek Valesi)   *   Belçim dersten sonra eve gelmişti. O gün Yiğit’i bankta bulamamıştı. Birbirlerinde telefon numaraları da yoktu. Zaten aralarındaki durumu ilgi çekici yapan da buydu. Hiçbir şey açık seçik değildi. Arkadaşlıklarının samimiyeti eski dostluklarınkini andırıyordu. Eve erken gelince bilgisayar başında oynayan kardeşinin saçlarını karıştırıp “Ben duşa gireceğim,” dedi. Cevap vermeyen kardeşinin kulağından kulaklığı çıkarıp “Duydun mu?” diye sordu. Kardeşi Tekin “Duydum abla,” diyerek istifini bile bozmadan oyununa devam etti. Gülümseyerek kardeşinin odasından çıkıp banyoya girdi. Üzerindekilerden teker teker kurtulurken küveti doldurmaya başladı. Banyo dolabından ablasının kokulu mumlarını çıkarıp biriken suyun içine girdi ve derin bir iç geçirdi. Rahatlarken dinlemek için Teoman’ın bir şarkısını açtı. Dinlerken ara ara eşlik de ediyordu. Yağmur ve fırtına sesini duyunca Yiğit’i beklemediğine sevindi. Belki de adam yaklaşan hava durumunun bilincinde olduğu için gelmemişti. Onu düşünmek Belçim’e iyi geliyordu. Onu düşünmek vücudunun tepki vermesine neden oluyordu… İlk gerçek hislerine direnmeye çalışsa da önüne geçemiyordu. Onun gibi bir adamın kendisine bakmayacağını onu küçük bir arkadaş olarak göreceğini düşünüyordu. Ama hayal kurmadan duramıyordu. Kendisini güçlü görmese de Yiğit gözünde süper bir kahramana kadar güçlüydü. Belçim’i tüm kötülüklerden koruyabilirdi. O sert gövdesine yaslanıp oraya sığınmak istiyordu. Sonsuza kadar onu dinleyebilirdi tek bir sarılma için… İnleyerek suyun içine kayıp kendini suyun altına hapseden genç kız nefesini tutarak bu derin hislerden kurtulmaya çalıştı fakat çok güçtü… Yiğit sinsi bir hastalık gibi yavaşça içine işlemişti bir kere. Öylesine oturduğu bankın tekinde sıradan bir günde hayatına girerek… Sadece hislerini onunla paylaşma cesaretini göstererek Belçim’in içindeki derinliklere doğru yüzmeye başlamıştı.   *   Sözler kulaklarında uğuldarken görüntüler üşüşmeye başladı hızlıca. Yine aynı şekilde küvetin içindeydi ama banyo daha küçüktü. Yine yağmur sesi, yine gök gürültüsü, ışık söndü bir anda. Radyodan gelen müzik sesi cızırdamaya başladığında görüntüler hızla geldiği gibi uzaklaştı. Başındaki ağrı kaldı sadece geriye. Birden ağzından ve burnundan içeri dolan suyla öksürerek yattığı yerden doğruldu. Yarı baygınlık geçirmiş, küvetin içinde kayan bedeni yüzünden burnundan içeri su sızmıştı ve burnu acımış,  gözleri yaşarmıştı. Yaşlar izinsizce akmaya başladığında şaşırdı. Artık eskisi gibi her gün ağlamıyordu. Fakat bunu düşünecek vakti yoktu. İlk kez başına gelen bir şey vardı. Bir şeyler anımsamaktan öte hatırlamıştı. Bir şeyler görmüştü sanki. Yoksa rüya mıydı? Belçim karmakarışık hislerle artık tamamen soğumuş suyun içinde kollarını birbirine sardı. Hatırlamak böyle bir şey miydi? Gördükleri düş gücünün bir oyunu muydu? Çok düşünmekten deliriyor muydu yoksa tüm bunlar akşam içtiği sütün etkileri miydi?   Belçim tekrardan başladığı noktaya gelmiş olmaktan korkuyordu. Kesinlikle ilaçlarından uzak duracaktı. Az önce yaşadığı şey bir hayal ise bundan nefret etmişti çünkü hatırlamış gibi hissediyordu. Kuşkulara yer vermek istemediği hayatında en büyük kuşkuyu duyuyordu şimdi. Gerçek ile hayal arasında kalmıştı. Suratı nefretle kararırken halasını düşündü. Eğer tekrardan eski haline dönerse sadece hayatına yön vermekle kalmayacaktı kesinlikle bu günlerin de hesabını soracaktı. Artık sınırlar çiziliyordu ve taraflar belirleniyordu.   Hızlı bir şekilde duş alıp banyodan çıktı. Bornozu ile odada dolanırken balkona çıktı. Bahçede kimse yoktu. Balkondan sarkıp evin ışıklarına baktı. Ev tamamen karanlığa bürünmüştü. Herkes uyumuştu ama Belçim’e uyku haramdı. Banyoda yaşadığı şeyden sonra uyumak şöyle dursun esneyemezdi bile! Bir ara telefonu eline alıp Yiğit’i aramak istedi ama saat çok geç olmuştu. Odayı karış karış arşınlarken yağmur dinmiş tekrar yoğun bir sıcak bastırmıştı. Bir ara eve gelmeden önce aldığı parfümü elinde evirip çevirmişti. O gece için yeterine şey yaşadığını düşünüp parfümü banyodaki dolaplardan birine havluların arkasına saklamıştı. Bu işi biraz ertelemeye ihtiyacı vardı. Belçim yorgun düşünce üzerine pamuklu bir gecelik geçirip yatağına kıvrıldı. Cenin pozisyonunda ıslak saçları yastığı nemlendirirken yavaşça uykuya daldı.     *   Meriç yatağında uykuya dalmayı beklerken İstanbul’u öldüren bir sıcak kuşatmıştı. Yağmurdan sonra serinlemesi gereken hava aksine daha da sıcaklaşmış herkesin uykusunu kaçırmıştı. Meriç uyumadan önce klimayı çalıştırmıştı. Serin odasında, yumuşak yatağında yeni planlar kuruyordu. Fakat unuttuğu bir şey vardı, sırların, yalanların, dolanların üstüne temiz bir gelecek inşa edemezdi. Kader buna izin vermezdi.   Genç adam gözlerini kapatmadan önce bir kez daha Belçim’i düşündü. Eski Belçim’i. Onun gülüşlerini, onunla kavga ettiği günleri, birlikte geçirdiği zamanları düşündü. Sonra onun yüzündeki gülümsemeyi soldurduğu günü. İçi buz keserken bunun sebebinin klima olduğunu düşündü. Oysa yaptığı hataları hiç düşünmüyordu. Hiç kendini sorgulamıyordu.   Belçim’in odasında yeni bir hissin yarattığı gerginlik varken Meriç’in odasında uğursuz bir sessizlik hâkimdi. Girdap kimisine göre yavaşça kimisine göre ise hızla dönüyordu. Hızına ve döngüsüne kattığı herkesi yok edecekti. Kurtuluş çok zor ama imkânsız değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE