Bölüm 17

1135 Kelimeler
Belçim’in günleri okul, tiyatro kulübü, ev ve Yiğit arasında mekik dokumakla geçiyordu. Arada bir Büşra ile buluşuyordu ama bu buluşmaları mümkün mertebe halasının evinin uzaklarında gerçekleştirmeye çalışıyordu. Meriç ile aralarındaki gerilim yüksek dozlara yükselmişti. Genç adamın gerginliğinin sebebini az çok biliyordu fakat yakıştırmak istemiyordu. Gözünü onunla açmış ve beraber büyümüşlerdi. Buket ve Tekin neyse Meriç de oydu Belçim için. Bunu adama izah etmek için ne kadar çaba sarf ederse etsin genç adam yine de inatla ısrar edip içindekileri açıklamakta diretiyordu. Her şey dile geldikten sonra olayın hiçbir geri dönüşü olmayacaktı. Bir ömür boyu birbirlerinden uzak kalmak zorunda kalacaklardı. Aralarındaki masumiyet bozulacaktı. Kardeşlik kalmayacaktı… Arada halası, babası… Tüm ailesi vardı. Meriç’in tüm bunları hiçe saymak istemesi Belçim’i sinir ediyordu. Sadece kendisini düşünüyordu ve Belçim adamın hislerinin gelir geçer olduğundan adı gibi emindi. Meriç hep böyle olmuştu. Belçim’in anne ve babası bir şeyi hak edene kadar onlara vermezlerdi. Oysa Meriç… Her istediğine daha aklından geçirmeden sahip olurdu. Halası ve eniştesi dünyayı ayaklarının altına sermişlerdi. Meriç onların mucizesiydi. Onun için her şeyi yaparlardı. Bu koşulsuz şartsız sevgi ve bağlılık Meriç’in bir süre sonra oyuncağı gibi olmuştu. Şimdi de Belçim’e takmıştı kafayı. Tüm bunlardan nasıl kurtulacağını bilemiyordu genç kız. Bir tarafta ailesi bir tarafta Meriç vardı. Kimse duymadan kimse anlamadan mümkünse bu iş daha uzamadan olayı çözüp mümkün olduğunca adamdan uzak kalarak yeni bir düzen kurmak istiyordu. Artık eskisi kadar halasına da gitmiyordu. Kadın kaç kere arayıp nedenini sormuştu ama söyleyemiyordu. Nasıl dile getirebilirdi? Ayrıca halasının inanıp inanmayacağından da emin değildi. Meriç söz konusu olunca kadın kör, sağır, dilsiz oluyordu. Kaç hatasını örtbas etmişti. Belçim tüm bunlara şahit olduktan sonra olayı konuşarak çözemeyeceğini düşünmüştü. Annesine anlatsa ortalık karışabilirdi. Oflayarak üzerine montunu giydi. Tiyatro kulübü için gittiği okulun kapısından çıkıp başına beresini geçirdi. Dışarıda usul usul kar yağıyordu. Tutmayacağını biliyordu. İstanbul’da kar bir iki günden fazla kalmazdı. Yine de bu şahane görüntüyü izlerken içi huzurla doldu. Kahverengi saçları kar taneleri yüzünden nemlenip dalgalanmaya başlamıştı. Beyaz teninde kızarmış yanakları ve burnu ona sevimli bir hava katıyordu. Ela gözleri ışıl ışıl parlıyor içindeki yaşama enerjisi tüm bedeninden fışkırıyordu. Başındaki kırmızı bereyle adeta kırmızı başlıklı kız gibi yürürken yanından geçip giderken ona dönüp bakan erkeklerden habersiz keyifle yürüdü. Banka ulaştığında adamı elinde dumanı tüten kahvelerle yürürken gördü. Yüzünde mümkünmüş gibi daha büyük bir gülümseme oluştu. Yiğit ise kızı görünce içinin elindeki kahvelerden daha sıcak olduğunu hissetti. Belçim’i her gördüğünde içinde ılık bir su dalgalanıyordu sanki. Tüm gün ısınıp durgunlaşan denizde kendini serbest bırakıp yüzmek gibiydi onunla olmak. Kızın yanına ulaştığında elindeki kahveyi kıza uzatıp “Kırmızı başlıklı kız için yumuşak içim bir kahve…” dedi. Belçim gülümseyerek kahveyi eline aldı, çok sıcak olduğu için hemen eldiven taktığı eline geçirdi. Adamın benzetmesi hoşuna gitmişti. Hemen role girip “Büyük anne bu kahve neden bu kadar sıcak?” diye sorarken kocaman açtığı gözlerini adama dikmişti. Yiğit kızın oyununa ayak uydurarak gülümsedi ve  “Seni sımsıcak yapabilmek için,” diye cevap verdi. Belçim gülümseyerek adama bir adım yaklaşıp “Peki ya tadı neden bu kadar güzel?” diye sordu. Genç adam kıza eğilerek “Kırk yıl hatırı olsun diye,” diyerek cevap verdi. Genç kızın yüzü hüzünle gölgelendi, gözlerindeki parlaklık biraz solar gibi oldu. Dudaklarındaki gülümseme kederle aşağıya kıvrıldı. Sanki yakında başına gelecekleri hissetmiş gibi “Kırk yıl görüşür müyüz?” diye sordu içini çekerek. Yiğit kızın ne düşündüğünü anlayamıyordu. Kızın neden hüzünlendiğini de çözememişti. Sadece “İstemez misin?” diye sordu. Bu cevaba ihtiyacı vardı. Belçim derin derin adamın gözlerine bakarak “Hani bazı filmler vardır ya… İki kişi tesadüfen karşılaşırlar ve tanışırlar. Sonra birbirlerine çok alışırlar ve hayatları birbirleri sayesinde çok güzel bir şekilde ilerlemeye başlar. Fakat sonra bir çıkış noktası olur ve karakterler birbirlerinden ayrı düşerler. Bu ayrılık sürecinde bir ton şey yaşarlar. Hayat onları ne yazık ki değiştirir… Sonra, bir gün ansızın yine karşılaşırlar. Birbirlerine çok uzak bir noktada, aniden göz göze gelirler. Aralarındaki mesafede tüm geçmişte yaşanan güzel anılar tekrar sahne bulur ve bir süre öylece birbirlerine bakarlar. Ardından ikisi de gülümseyerek arkasını dönüp gider,” diyerek öylesine bir şey anlatır gibi bu benzetmeyi betimledi. Yiğit kaşlarını çatarak denize doğru döndü. Ayakta durup bir süre kar tanelerinin suyun üzerinde yumuşakça kaybolmasını izlediler. Suyun çırpınışında, kar tanelerinin yeryüzüne süzülüşünde, havadaki soğukta ve öylece geçip giden insanlarda bile hüzün vardı sanki. Belçim’in anlattığı bu kısa benzetme ikisini de alıp çok uzaklara götürmüştü. Adeta kızın anlattığı gibi yaşanmıştı sanki olaylar. Uzun bir süre sonra Yiğit “Neden anlattın ki şimdi bunu?” diye sordu. Nedensiz yere kalbinde bir ağırlık hissediyordu. Neden ayrılıklardan bahsediyorlardı? İkisinin de planlarında İstanbul’dan ayrılmak yoktu. İkisinin planları da aynı çizgide ilerliyordu. Belki gelecekte daha seyrek buluşurlardı ama yine de birbirlerine vakit ayırdıkları sürece yine görüşebilirlerdi. “Böyle hissettim birden…” diye mırıldanan Belçim de Yiğit gibi kırgın hissediyordu. Tüm bu hisler aniden çöreklenmişti üzerine ve yok yere adamı da kendi girdabına çekmişti. Her zaman böyle olacaktı, henüz bundan haberleri yoktu. Kader ağlarını asla bozulmayacak bir motifte örerek onları birbirlerine işliyordu. “Bir yere gidecekmişsin gibi konuşuyorsun,” diyen Yiğit’in sesi biraz sert çıkmıştı.  Belçim omuz silkip “Hepimiz bir gün bir yerlere gideceğiz biliyorsun,” diye cevap verdi. “Ölümden falan bahsetmiyorsun herhalde!” diyerek kızan Yiğit kızın yüzüne öfkeyle baktı. Daha ölümden bahsetmek için erkendi. Daha kaç yaşındaydı ki? O güzel gözleri nice güzellikleri görecekti, o tatlı ruhu neşeyle dolup taşacaktı… Nereye gitmeyi düşünüyordu? Yiğit neredeyse çileden çıkıp kızı kollarından tutarak sarsacaktı. “Hepimiz öleceğiz ama!” diye ısrar eden kıza aynı sertlikte bakmaya devam etti. “Belçim keser misin Allah aşkına!” Belçim adamın bakışlarından kurtulup denize döndü. “Özür dilerim, senin de canını sıktım…” Elindeki kahveden bir yudum alıp sakinleşmeye çalışan Yiğit içtiği kahvenin zehir olduğunu hissediyordu. Öylesine bir his içini esir almıştı ki… Bunu itiraf etmek de istemiyordu. Hayatının en doğru hislerini bastırmakla meşguldü. Elinden kayıp gidebilecek şeylerin kıymetini görmeyi reddedip geçmişte yaşadığı acılardan ötürü bastırmayı tek çare olarak görüyordu. Bu zamana kadar böyle başarmıştı. Ama karşısındaki Belçim’di. Bunu acı verici yollardan öğrenmek Yiğit’in kısır döngüsü olacaktı. Çözmeye hazır olduğunda Belçim’in her daim şövalyesi olarak koşulsuz şartsız ona adayacaktı kendini. “Canım sıkılmadı…” diye az da olsa içini dökmekten kendini alıkoyamadı. Belçimle aralarındaki iletişimin ana noktası buydu. İçini dökmek, rahatlamak, hiç tanımadığın bir insana hiç anlamak istemediğin noktalarını açıp karanlıklardan kurtulmak… Yine de tutamadı bu yüzden kendini. “Sadece…” Belçim adamın devam etmemesi üzerine hiçbir şey duymadan onu anladı. Yiğit’ten yayılan enerjiden anlardı artık onu. Sadece basit bir bankta günlerce aylarca buluşarak birbirlerine ortak olmuşlardı. Hayatlarında kimsenin bilmedikleri gizemli yönlerini biliyorlardı. Hem çok şey biliyor hem hiçbir şey bilmiyorlardı. Yine de birbirlerini konuşmadan anlayabilecek noktaya gelmişlerdi. Belçim ortamı yumuşatıp üzerlerine yapışan bu depresif ruh halinden çıkabilmek için “Anlıyorum,” diyerek gülümsedi. Yiğit de gülümseyerek kendisine dönünce kahvesinden kocaman bir yudum alıp daha geniş gülümsedi. Öylece hoş bir anda birbirlerine bakarak bir süre soğuk havanın bedenlerine işlemesine izin verip kahvelerini içtikten sonra dağıldılar.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE