Bölüm 27

1424 Kelimeler
Meriç yüksek desibelden ses tonunu kontrol dahi etmeden bağırarak “Tamam değil Belçim Hanım!” dedi. Belçim birden salona dalan Meriç yüzünden şaşırsa da kontrolü elden bırakmadı. Adamın nasıl bir ruh hali içinde olduğunun farkında değildi. Olsa da çok umursayacağını zannetmiyordu. “Sana sormadım Meriç, halama sordum,” diyerek tek kaşını kaldırdı. Fakat sinirleri tavan yapmıştı bile. Sevim Hanım gerilen ortamı yumuşatmak için araya girdi. Tatlı tatlı “Büşra bize gelsin canım, evine gitmene ne gerek var? Çarşamba günü de Meriç ile birlikte gidersiniz olmaz mı?” diyerek en uygun teklifi sunan Sevim Hanım yeğenine ve oğluna kontrollü bir şekilde gülümsedi. Belçim halasının ne yapmaya çalıştığını anladı fakat buna izin vermedi. Sevim Hanım da sessiz sakin oturan yeğenin kendisini onaylayacağını düşünürken aniden yerinden kalkan Belçim ile şaşırdı. Tüm sinirleri harap olmuştu artık çaresizce salondan içeri giren kocasına çevirdi bakışlarını. Ne yapacağını bilmiyordu. Bir tarafında oğlu öteki tarafında yeğeni vardı. Belçim “Olmaz hala! O dediğin olmaz işte! Yarın Büşra’lara gideceğim ve Çarşamba günü de alışverişe çıkacağız! Yalnız! Meriç ile gitmek istemiyorum!” diyerek sesini yükseltti. Meriç kızın dibine girip “Neden istemiyorsun, ha? O kızdan mı medet umuyorsun artık? O kız istediğini veremez sana!” diye acımasızca konuşup kızın canını yakmaya çalıştı. Bir kuş yaralıyken uçamazdı. Belçim’i yaralamanın en kestirme yolu da buydu.   Meriç’in gürleyen sesi ve seçtiği kelimeler ile bu sefer Murat Bey araya girme ihtiyacı hissetti.  Zira oğlu bencilliği yüzünden yine ileri gidiyordu. Kızın atan rengi de bunun en büyük kanıtıydı. “Meriç kendine gel!” Sinirle elini havaya kaldıran Belçim ne kadar kırılsa da sarsılsa da geri çekilmedi ve tüm kayışları kopardı. İşaret parmağını Meriç’e sallarken artık o da kontrolünü kaybetmenin kıyısındaydı. “Sen bana karışamazsın, anlıyor musun? İstediğimi yaparım! Karışamazsın!” diye haykırırken korkusuzca adamın yeşil gözlerinin derinliklerine bakıyordu. Hızını alamayıp bu sefer halasına dönüp konuşmaya başladı. “Eğer isteklerimi yerine getirmezsen ben de kibarca rica etmekten vazgeçerim! Her zaman baskı altında kalamam! İstediğimi yaparım hala, duyuyor musun? Eğer beni zor durumda bırakırsan babama söylerim!” diyerek kadını alenen tehdit etti. Her şey buraya kadardı. Buradan geri dönüş yoktu. Halasının yerinde sallandığını görünce bile durmadı Belçim. Sevim Hanım bayılmak üzereydi. Meriç ise kolunu tutan babası yüzünden kıpırdayamıyordu. “Neyi?” diye fısıldayarak soran kadın kızın bir şeyler hatırladığını düşünüp deliye dönmüştü. Tansiyonu aniden düşmüştü. Onun da yüzünde renk yoktu artık. Sevim Hanım güç bela bunu sorunca Belçim dişlerini sıkarak cevap verdi. Bir halasına bir  Meriç’e bakıyordu korkusuzca. “Onunla birlikte Amerika’ya gitmek istediğimi.” Sevim Hanım rahatlayarak daha fazla ayakta duramadığından kalktığı koltuğa geri çöktü. “Yapamazsın,” diye fısıldadı Sevim Hanım’ın yerine Meriç. “Yapamazsın.” Belçim çakmak çakmak olmuş ela gözlerini kısarak Meriç’e döndü. Dudakları düz bir çizgi halini almış, sivri çenesi meydan okurcasına öne çıkmıştı. Genç adamın burnunun dibine girip küstah bir bakışla ona bakarak “Öyle bir yaparım ki…” diye fısıldayıp salondan hızla çıktı. Çıkarken önünden çekilmeyen Meriç’in kolunu itekledi. “Çekil yolumdan!” Bu salondan çıkmak için söylenmiş bir sözden çok uyarı gibiydi. Çekil yolumdan, çık git hayatımdan isyanıydı. * Murat Bey oğlunu ve karısını sakinleştirip ikisinin de uyuduğundan emin olunca bahçeye çıkıp saatlerce dolaşıp durmuştu. Uzun zamandır içmediği sigara paketlerinden birini birkaç saat içinde tüketmişti. Elindeki telefona uzun uzun baktıktan sonra kararını verdi ve Belçim’in babasını aradı. Telefon birkaç saniye çaldıktan sonra adamın heyecanlı sesini duydu öteki taraftan. “Murat?” “Uyanmış mıydın Nazım?” diye soran adam sigarasından bir nefes çekti içine. “Evet, hazırlanıyordum işe gitmek için.” “Öyle mi…” diye mırıldanan adam konuya nasıl gireceğini bir türlü kestiremiyordu. Nazım Bey şüpheli bir ses tonuyla “Bir şey mi oldu Murat?” diye sordu. Sonra endişelenip “Belçim iyi mi?” diye ekledi. Murat Bey onu fazla endişelendirmeden yavaş yavaş anlatmaya başladı. “Belçim iyi, son günlerde fazlasıyla hareketli hatta.” “Nasıl yani?” “Yan villadaki arkadaşımın kızıyla görüşmesine izin verdik. Neşesi yerine geldi, iyi yani bir şeyi yok ama seni çok özlüyor. Ne zaman dönmeyi düşünüyorsun?” Murat Bey en sonunda telefonda hiçbir şey anlatmaması gerektiğine karar verip konuyu adama çevirdi. “Belçim de söylenip duruyor, bu sefer ara fazla açıldı farkındayım. İşlerimi toparladığım gibi geleceğim.” “Nazım, kızın işlerinden daha önemli farkında değilsen hatırlatayım tek ailen Belçim artık. Tabi orada yeni bir aile kurmadıysan.” “Ne saçmalıyorsun Murat? Tabi ki aile falan kurmadım, iyi değilim toparlanamıyorum… Belçim’i gördükçe daha kötü oluyorum. Bazen onun gibi her şeyi unutmuş olarak o kazadan kurtulmayı dilerken buluyorum kendimi. Bu acıyla baş etmek çok zor…” Murat Bey adama birden bire yüklendiğini aldığı kırık cevaptan anladı. Saçmalamıştı. Toparlamaya çalışarak “Kızının açısından düşün bir de. Hiçbir şey bilmiyor, hatırlamıyor, ailesi yanında yok… Kaybolmuş gibi sağa sola savruluyor…” dedi. Elindeki sigarayı bahçedeki masanın üzerindeki kül tablosunda ezip yüzünü sıvazladı. “Haklısın… Birkaç hafta içinde Türkiye’ye gelmiş olacağım.” “Bunun ikinize de iyi geleceğinden adım gibi eminim. Kızın seni özlüyor. Bazen sebepsiz yere hırçınlaşıyor sonra aniden sakinleşiyor. Bu süreç onun için de yıpratıcı. Kızın bizim yanımızda güvende olabilir ama onun annesi, babası biz değiliz Nazım. Senin desteğine de ihtiyacı var. Ona bu kadar sırtını dönemezsin.” İçini çekerek sessiz kalmayın tercih eden Nazım Bey adamı dinlemeye devam etti. “Bu akşam Meriç’le biraz tartıştılar. Senin yanına gitmek istediğini söyledi.” “Belçim mi?” diye soran Nazım Bey şaşırmıştı. “Buraya gelmek istemediğini sanıyordum.” “Hiç sordun mu ki? Kız eve geçtiği gibi basıp gittin.” Nazım Bey düşünceli bir şekilde adama hak verdi. Kızına hiç bunu sormamıştı. Hep kısa bir süre sonra döneceği yalanını söyleyerek onu oyalamıştı. Belki de ikisinin de Amerika’da güzel bir hayatı olabilirdi. Yeniden dil öğrenmesi belki uzun sürerdi ama geçmişine sünger çekip yeni bir gelecek inşa edebilirdi. Nazım Bey kendi hafızasının acımasız duvarlarından kurtulamamıştı ama Belçim’in hala bir şansı vardı. “Belki de onu da yanımda getirmeliyim…” Murat Bey Meriç için de Belçim için de en doğru kararın bu olduğunu düşünüyordu. Bu kafesten kızı yalnızca babası kurtarabilirdi. Belçim’in kendi başına geçmişine doğru bir tünel kazarak her şeyi öğrenmek pahasına bir kurtuluş yolu seçtiğinden habersizdi. “Bence böylesi ikiniz için de iyi olacak…” diye cevap verirken adamın bir an önce gelmesi için dua etmeye başladı. Olaylar birbirine girmeden, ortalık daha beter karışmadan bu işi çözebilirse harika olurdu. Belçim gittikten sonra Meriç’i kontrol altına almak daha kolay olacaktı. Onu bir süreliğine rehabilitasyona kapatmaya bile razıydı Murat Bey. Nazım Bey “Aradığın ve bunları benimle paylaştığın için teşekkür ederim Murat. Sevim ile görüştüğümüzde üzülmemem için sanırım hep her şeyin yolunda olduğunu söyleyip duruyor. Ben gelene kadar başka bir sıkıntı yaşanırsa lütfen ara. Belçim’i bıraktığım gibi göremeyeceğimi düşünmeye başladım çünkü…” diyerek adama teşekkür etti. “Tabi ararım. Sen de elini çabuk tut olur mu?” “En kısa sürede döneceğim.” Telefon görüşmeleri bitince biraz da olsa rahatlayarak en azından elinde bir plan olduğu için yastığa başını huzurla koydu. Karısının uyurken yüzünde oluşan gergin ifadesini izlerken uzanıp eliyle kaşlarının ortasını düzeltti. Hepsini koruyabilmek için yapabileceği tek şey şimdilik buydu. * Elindeki telefona baktı. Ergen çocuklar gibi mesaj bekliyordu. Kendine kızmak istiyordu ama yapamıyordu. Belçim’in bir mesajının yolunu gözlüyordu, evet. Kabul ediyordu. Nedenleri bir kenara bırakarak elindeki viskiden bir yudum aldı. Saat fazlasıyla geçti ama Yiğit için gece yeni başlıyordu. Eskisi gibi her gece dağıtmıyordu ama her gece düşünmekten vazgeçmemişti. Düşünmek, düşünmek, düşünmek… Şu sıralar tek düşündüğü eskisi gibi Belçim’di. Onunla ilgili gerçekler, sırlar, kızdaki gözle görülür değişim. Her şey, kızla ilgili her şey onu düşündürüyordu ama en çok onun bir buçuk yıllık yok oluşu. Bu sefer kendine kızmayı başardı. “Şimdi favori mekânımda avlanıyor olmalıydım, arkadaşlarımla takılıyor olmalıydım! Ne yaptın bana?” diye mırıldanırken başını geriye atıp tavanı izlemeye başladı. Yine sonuca varamadı. Belçim yüzünden kendine kızmak çok zordu. Onu düşünmesine engel olmak çok zordu. Onun en etkili ilacıydı kız. İnsan nefes almasını sağlayan şeyden vazgeçemezdi, insan yaralarını saran ilacı bırakamazdı. Ya da bir bağımlı gibi ona tutukluydu. Bilmiyordu ama sonuç ne olursa olsun Belçim’den vazgeçemiyordu. Onun açık kahverengi saçlarından, ela gözlerinden, dik burnundan, kızarmak için can atan beyaz teninden, pembe dudaklarından vazgeçemezdi. En çok da ruhundan, kokusundan, sesinden, sıcaklığından vazgeçemezdi. Ne tür bir girdaba yakalandığını bilmiyordu ama sonuna kadar gitmeye hazırdı. Ucunda ölüm olsa dahi Belçim ile gitmeye hazırdı. Buna bir isim takmak istemiyordu bu yüzden. Kendine güldü. Kızı düşünüyor, sonra kendisine kızıyor, sonra kızmaması gerektiğini düşünüyor, sonra tekrardan kızı düşünüyor, düşünüyor, düşünüyordu. Başını çevirip camdan dışarıya, gökyüzündeki yıldızlara bakıp kadehini kendisini düşünmekten alıkoyamadığı kıza kaldırdı. “Şerefe Belçim Korhan…” diye mırıldanırken kocaman gülümsemişti. Her şeye rağmen devam eden bir hayat ve onu bekleyen işleri vardı. Tan yeni yeni ağarmaya başlarken birkaç saat sonra uyanacağını bilerek salondaki koltukta gözlerini kapattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE