
Karşımda, o kaslı vücuduyla duran yüzbaşıya bakarken derin bir nefes aldım, yutkundum. Parmağı saçlarımın arasında dolanınca hafifçe irkildim. Sesi, emir gibi geldi: "Aç gözlerini."
Gözlerimi yavaşça araladım. Kapkara gözleri, sert yüz hatları ve belirgin çene kasları şimdi çok daha netti. Yeni çıkmaya başlamış sakalı, ona ayrı bir hava katmıştı.
Belimdeki elini daha da sıkı kavrayıp,
"Sen neden hiç rahat durmuyorsun?" diye sordu.
Alaycı bir ifadeyle yüzüne baktım: "Ne yaptım ki ben?"
Kaan, kendini bana daha da bastırdı ve sesi hırıltılı çıktı: "Benimle oyun oynama, Üsteğmen."
Şu an tüm bedenim alev almış yanıyordu. Aklım bunun yanlış olduğunu haykırsa da, bedenim isyan ediyor, Kaan’ın en ufak dokunuşu için kendinden geçiyordu.
Dudaklarımı onunkilere yaklaştırıp fısıldadım: "Niye bu kadar korkuyorsun, Yüzbaşım?"
Kaan'ın gözleri daha da karardı. Kulağıma eğildi, sesi kısıktı: "Yapma, sınırlarımı zorluyorsun."
Hala sınır mı diyordu? Nefes nefese, burun burunaydık ama hâlâ sınırlarından bahsediyordu.
İşaret parmağımı kaslı omuzlarında yavaş yavaş gezdirdim. Huylandığını hissettim. Başını iki yana sallayıp, "Dila," dedi.
Şaşkınlıkla ona baktım. Bana ilk defa ismimle seslenmişti. Ben ona bakarken ekledi: "Sondayım."
Başımı hafifçe salladım. O an beni tezgâhın üzerine oturttu. Bacaklarımı aralayıp aralarına girdi. Elini yeniden belime koyarak aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı. Göğsüm hızla inip kalkarken, Kaan aniden dudaklarını dudaklarımla birleştirdi.
Beklemediğim için ilk başta şaşırdım. Gerçi neye şaşıyorsam, onu bu hale getiren bendim zaten. Nefessiz kaldığımda göğsünü zorla iterek ayrıldım.
Hızlı hızlı nefes alıyordum, dudaklarım hâlâ onun dudaklarına değiyordu. Kaan, gözlerimin ta içine bakarak, "Sana demiştim, Üsteğmen," dedi.
Dudağım yana kıvrıldı, ona baktım: "Bana karşı koyamadığını kabul ediyorsun yani?"
Kaan boynuma eğildi, "Ulan gözümün içine baka baka yaptığın cilveye çok bile katlandım. Normalde seni ilk günden altıma almam gerekirdi," dedi sert bir tonda.
Bacaklarımı beline doladım, kollarımı da boynuna kenetledim. Kaan mırıldandı: "Baban seni bana emanet etmekle çok büyük hata yaptı, Üsteğmen."
Haklıydı.
Ateşle barut misali yan yanaydık ve bunca zaman nasıl patlamamıştık, hâlâ şaşırıyordum.
Ama biliyordum; buraya geldiğim ilk gün, onu o üniformayla gördüğüm ilk an aklınma kazımıştım. Ve şimdi istediğimi elde etmiştim.
Kaan'ın da bana karşı koyamadığını biliyordum. Elimi yeni çıkmış sakallı yanağına koyup burnumu burnuna sürttüm.
Kaan dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Gülümseyerek, "Babama nasıl hesap vereceksin Yüzbaşım? Unutma, ben ona emanetim," dedim. Şu an damarına basıyordum.
Kaan kısık bir sesle, "Kızı rahat dursaydı şu an bu halde olmazdık," diye karşılık verdi.
Ama babam bunu öğrenirse... Yüzüne bakmazdım.
Kaan, "Boşver şimdi her şeyi. Bana odaklan Üsteğmen, rahatla ve bana odaklan," dedi.
Kara gözlerine bakarken Kaan yine dudaklarını dudaklarımla birleştirdi. Hiç tereddüt etmeden karşılık verdim.
Biliyordum, bu geceden sonra hiçbir şey aynı olmayacaktı ama zaten bunu ben istemiştim ve hiç pişman değildim. Her hücrem, Kaan için deliriyordu

