Hikayesi Yazar Akasya
author-avatar

Yazar Akasya

HAKKINDAquote
• 2026 Dreame Özel yazarı🏆 • Her hikaye bir yarım kalmışlık… Her veda yeni bir başlangıç… • Mutlu sonlar her ne kadar sevilse de… Mutsuz sonlar asla unutulmaz. Çünkü; Tarih yanlızca mutsuzları yazar… • Masum Gelin Erva gerçek bir hayat hikayesidir! • Kitaplar hakkında bilgi almak için 👇 🔗İnstagram ; yazarakasya ve yazarakasya_ 🔗Tiktok; yazar_akasya
bc
MASUM GELİN ERVA
Güncellenme zamanı Jan 3, 2026, 08:07
Gerçek bir hayat hikayesidir 🔞+18 sahneler detaylı anlatılmaktadır 🔞 Erva, çocukluğundan beri düşman aşiretin oğlu şimdi ise o aşiretin ağası olan Cihan Karabey’e sevdalıydı. Sevdasını herkesten gizlemiş, kalbinin en derin yerine gömmüştü. Ta ki kader, bir gün onu bambaşka bir yoldan sevdiği adama ulaştırana dek… Abisi, Cihan’ın kız kardeşini kaçırınca töre devreye girdi; ve Erva, berdel ile sevdiği adama kavuştu. Ama bilmediği çok şey vardı… Sevdiği adamla bir ömür kurma hayaliyle girdiği Karabey Konağı, ona huzur değil, acı getirmişti. Kayınvalidesi o konağı ona dar etmiş, her gün biraz daha yalnızlaştırmıştı. Yine de Erva pes etmemiş. Sevdiği adam için savaşmıştı, ailesinden uzak kalmayı göze almış. Ancak töre, bu kez de başka bir darbe vurmuştu: “Çocuğu olmuyor” diye üstüne kuma getirmeye kalktılar. Onu sevdiğine kavuşturan töre, şimdi sevdiğini elinden alıyordu. Gururunu, kalbini bir kenara bırakıp, üstüne gelen kumayı alkışlarla karşıladı. Bir zamanlar kendisine çok görülen, giyemediği gelinliği o gece kumasına giydirmişlerdi. Erva, gözyaşlarını içine akıtarak, yüreğini susturarak alkışladı sevdiği adam için gelen o kadını. Avludaki herkes susmuş, şaşkınlıkla ona bakıyordu. Hangi kadın üstüne gelen kumayı alkışlarla karşılardı ki ? Ama kimse bilmiyordu… Bu aslında Erva’nın kendi sevdasına vedasıydı. Sevdiği adama, çocukluğunu, inancını, tüm varlığını adadığı Cihan’a vedasıydı… Cihan’ın ona ihanet etmeyeceğini sanmıştı. Ta ki, onu o kadının odasından çıkarken görene kadar. O an Erva’nın içindeki son umut da sönmüştü. Konaktan çıkıp giderken, kayınvalidesi Kudret Hanım’ın karşısında dimdik durdu ve son kez konuştu “Tebrik ederim Kudret Hanım… Başardınız. Buraya geldiğim ilk günden beri amacınız beni bu konaktan göndermekti, alın işte istediğiniz oldu, gidiyorum. Ama size öyle bir ah bırakıyorum ki… Dilerim Allah’tan, murat ettiğiniz şeyden murat alamayasınız, Kudret Hanım.”
like
bc
Yazgı
Güncellenme zamanı Apr 22, 2026, 13:09
Beni kollarının arasına çekip elini çeneme koydu, göz göze gelmemizi sağladı. “Bana bak… Bak ben yanındayım, kapı da açık. Sakin ol.” Konuşacak takatim yoktu, sadece bakıyordum. Bakışlarıyla beni süzdükten sonra tekrar gözlerimin içine daldı. “Peçeni çıkarmamız gerekiyor, böyle olmaz.” Sustum. Elini peçeme doğru uzattığında, titreyen elimle onu durdurdum. “Dokunma bana…” Sesim bir fısıltıdan ibaretti. Bugüne kadar yüzümü hiç kimse görmemişti. Sevdiğim adam bile görmemişken, babamın katilinin oğlunun görmesine izin veremezdim. Eli bir iki saniye elimde asılı kaldı. Titrek bir sesle, “Dokunma bana…” diyebildim. Bakışları o kadar derindi ki gözlerimi kaçıramıyordum. “Tamam… Bak, açmıyordum,” diyerek elini çekti ama parmakları hâlâ elimi sarmaya devam ediyordu. “Şimdi gözlerimin içine bak… Derin derin nefes al…” Deniyordum ama olmuyordu. Sanki göğüs kafesime biri var gücüyle bastırıyor, boynumda görünmez bir urgan daralıyordu. “Olmuyor,” diye fısıldadım. “Nefes... Nefes alamıyorum.” Alnını alnıma dayadı. Sıcak nefesi yüzüme vururken bakışlarını bir an bile ayırmadı. “Gözlerimin içine bak. Şimdi birlikte nefes alıp vereceğiz…” Çaresizce başımı salladım. “Güzel… Hadi bakalım, derin bir nefes al…” Dediğini yaptım ama hava sanki ciğerlerime ulaşmadan geri dönüyordu. “Olmuyor…” dedim yine. “Tekrar… Bana bak ve derin bir nefes çek içine.” Tekrar denedim. Göğsüm nihayet havayla dolarken, o hâlâ gözlerimin içindeydi. “Şimdi yavaş yavaş ver…” dedi. Benimle aynı ritimde nefes alıp veriyordu. Alnı alnıma yaslıyken, nefesinin tenimdeki etkisiyle gözlerim kendiliğinden kapandı. Avcunun içindeki elim ve bana eşlik eden nefesiyle karanlığın içinde sadece sesi duyuluyordu: “Devam et… Nefes al… Yavaş yavaş ver…” Dediği her şeyi kelime kelime uyguladım. Bedenimdeki titreme yavaş yavaş dinerken kalbim hâlâ deli gibi göğsümü dövüyordu. “Nefes al…” Gözlerimi açtığımda yine o bakışlarla karşılaştım. “Şimdi yavaş yavaş ver…” Gözleri gerçekten bu kadar güzel miydi? Farklıydı; sıradan bir kahverengi değildi, büyüleyici bir derinliği vardı. “Bak, iyisin,” dedi yumuşak bir sesle. “Geçti… Kapı açık, ben yanındayım. Geçti…” “Geçti,” diyerek fısıltısını tekrarladım. Nefesim düzene girmiş, mide bulantım ve titremem hafiflemişti. Ama o hâlâ geri çekilmemişti. Eli elimde, nefesi yüzümdeydi. Yutkundum; tepki vermeyi unutmuş gibi boş gözlerle yüzüne bakıyordum. Bakışlarımla yüzünü süzdüm, her bir detayında takılı kaldım. İlk defa bu kadar yakınımdaydı. Dudakları, burnu, sakalları… Her detayı o kadar dikkat çekiciydi ki Heja’nın onu övmekte ne kadar haklı olduğunu anlıyordum. Kendimi bildim bileli bu illeti tek başıma atlatmıştım; kriz geçirirken ilk defa yanımda biri vardı. Elimi tutmuş, bana nefes olmuş, yalnız olmadığımı hissettirmişti. Ve bu kişi, babamın katilinin oğluydu… Beni kaçırdığı yetmezmiş gibi şimdi de bana yardım ediyordu. Bakışlarım dudaklarına kaydığında yutkunduğunu, bedeninin kasıldığını fark ettim. Birden kendime gelerek başımı iki yana salladım. Gözlerim korkuyla açılırken elimi elinden hızla kurtardım. “Bırak beni!” dedim dişlerimin arasından. “Dokunma bana!” Ayağa kalkmaya yeltendiğimde benden önce davranıp kalkmama yardım etmek için elini uzattı ama tutmadım. “İnsan bir teşekkür eder, değil mi?” dedi. Gözlerimi devirdim. “Ne için teşekkür edecekmişim? Beni bu hale getiren sen değil misin?” “Ben mi kriz geçir dedim lan? Fobin olduğunu nereden bilebilirdim?” Nefretle gözlerinin içine baktım. “Demedim mi? Kapıyı kapatma, nefes alamam demedim mi?” Sesi birden yumuşadı. “Yalan söylüyorsun sandım.” Ellerimi yumruk yaptım. Bakışlarındaki o tuhaf endişe hâlâ oradaydı. “İyi misin şimdi?” diye sordu. “Sana ne? Ne yapacaksın?” “Ulan ben olmasam belki de ölecektin!” Alayla güldüm. “Bugüne kadar ölmediysem, bu sefer de ölmezdim herhalde.” “İyi misin, bak ciddiyim.” Konuyu değiştirerek gözlerinin içine baktım. “Bırak beni. Bak, hâlâ geç değil; bırak gideyim. Bu yaptığın senin de sonunu getirecek, yapma.” “Boşuna yorma kendini,” dedi kararlılıkla. “Şimdiye kadar herkes anlamıştır zaten. Bu saatten sonra istesem bile geri dönemem.” “Geç değil,” diye üsteledim. “Bırak gideyim.” İç çekerek, “Buradan birlikte çıkacağız Şahmaran kızı,” dedi. Ardından tam gözlerimin içine bakarak ekledi: “Ama artık Rojin Şahmaran olmayacaksın. Benim soyadımı taşıyarak, karım olarak çıkacaksın buradan!” “Asla… O dediğin asla olmayacak! Öleceğimi bilsem bile seninle evlenmem!
like
bc
Kesişen Yollar
Güncellenme zamanı Apr 14, 2026, 09:59
Karşımdaki bana nefretle bakan adama bakarken gözyaşlarım sel olmuş akıyordu. “Ben katil değilim…” Üzerime üzerime gelmeye başladı; o geldikçe ben geri geri adım attım. Sırtım sert duvara çarpınca durmak zorunda kaldım. Gelip tam dibimde durdu… Bakışlarında sadece nefret vardı. Daha birkaç gün önce hayatımı kurtaran adam, şimdi bana nefretle bakıyordu. “Neden inanmıyorsun bana? Ben yapmadım…” “Daha fazla konuşma!” dedi buz gibi bir sesle. “Konuşsan da fayda etmeyecek…” İnkar edercesine başımı iki yana salladım. “Ben yapmadım…” “Aldığın iki cana karşılık bana bir can vereceksin!” Gözlerim dehşetle açıldı. Devam etti: “Bebeğimi doğuracak, sonra da siktir olup gideceksin!” “Hayır… İnan bana, ben suçsuzum. O kendisi düştü…” “Sen benim karımı öldürdün! Ama ben seni öldürmeyeceğim,” dedi ölüm saçan bakışlarıyla. Nefesi yüzüme vururken şu an istediğim tek şey, yaşanan bunca şeyin bir kabustan ibaret olmasıydı… “Senin cezan benimle evlenmek olacak… Canını aldığın bebeğim ve karımın yerine bana bir bebek vereceksin!” -**- Ben Elif Zerda… Tek bir gecede tüm hayatı yerle bir olan Elif Zerda… Bir gece ansızın şahit olduğum bir cinayet, beni Şiyar Karahanlı ile karşılaştırmıştı. O gece bana umut olup hayatımı kurtaran adam, şimdi bana cellat oluyordu… Ama ben katil değildim ki… Hiçbir suçum yoktu. Daha ne olup bittiğini bile anlamadığım, hayatım boyunca hiç tanımadığım bir adamın karısı oluyordum. Hem de katil damgasıyla… -**- Şiyar Karahanlı… Diğer adıyla Karahanlı Aşireti’nin başı, Mardin’in en zalim ağası… Bir gece ansızın hiç tanımadığı bir kızın hayatını kurtarmak isterken, o kızın kendi karısının ölümüne sebep olacağını bilmiyordu. Şimdi ise intikam almak için o kadını nikahına alacak ve ona bu dünyada cehennemi tattıracaktı. Oysa bilmediği çok şey vardı… Çünkü onların yollarını kesiştiren, kaderin ta kendisiydi.
like
bc
Kanlı Kehanet
Güncellenme zamanı Apr 5, 2026, 05:19
Bazı kadınlar sevilir… Bazı kadınlar korunur… Ve bazıları… Karanlık tarafından seçilirdi…İşte Feyza’da o kadınlardan biriydi… Sevildiğini sandığı bir kalpte ihanete uğramış karanlığın içinde savurulmaya mahkum bırakılmıştı… Ama güçlü kadınlar asla yılmazdı… Sırf çocuğu olmuyor diye kocasının yaptıklarını hazmetmesini beklediklerinde asıl Feyza o zaman çıkmıştı ortaya… Bir zamanlar uğruna ailesini bile geride bıraktığı adamı herkesin içinde gözünü bile kırpmadan yaptıklarını haykırarak boşamıştı… Hangi kadın böylesi bir şeye göz yumardı ki? Cevap çık basitti, hiç bir kadın… Ama herkes Feyza gibi değildi…Herkes karanlığın içine düşüp oradan daha güçlü çıkamazdı…O, küllerinden doğan kadınlardandı.Yıkıldığında sessizce ağlayan değil…Ayağa kalktığında herkesi susturanlardandı.Oysa Feyza’nın da bilmediği bir şey vardı…Onun hikâyesi ihanetiyle bitmemişti.Asıl hikâye… şimdi başlıyordu.Çünkü karanlık, onu çoktan fark etmişti.Ve karanlık…Seçtiğini asla bırakmazdı.Onu ilk gördüğünde, bu sadece bir bakış değildi.Bu… kaderin kendisiydi.Adam, gücün en kirli haliyle tanınan,Adı söylendiğinde insanların sesini alçaltmasına sebep olan biriydi.Mahir Şahmaran… Karanlığın sahibi olan adam. İşte o adam…Feyza’ya baktığında sadece bir kadın görmedi.Bir işaret gördü.Bir kehanet…Kanla yazılmış bir gelecek. Feyza kaçmaya çalıştıkça, kader onu daha sert yakalayacaktı.Çünkü bazı bağlar sevgiyle kurulmazdı…Bazıları… kanla mühürlenirdi. Ve Feyza, henüz bilmeden…Hayatının en tehlikeli adamına değil…Kendi sonuna âşık olmak üzereydi. Kanla bağlanan, tutkuyla yanan ve kaderle mühürlenen bir hikâye…
like
bc
Gümülen Yeminler
Güncellenme zamanı Feb 25, 2026, 18:47
like
bc
Ağanın Kızılı
Güncellenme zamanı Jan 29, 2026, 08:54
Boynumu saran nefesiyle kontrolümü tamamen yitirdim. Gözlerim kendiliğinden kapandı. Kulağıma fısıldayan sesi yankılandı: “Bunu nasıl başarıyorsun?” Kaşlarım istemsizce çatılırken, kirpiklerimi kırpıştırarak yüzüne baktım. Sorusunu yineledi, bu defa daha boğuk bir tonda: “Sana neden karşı koyamıyorum?” Yutkundum... Ben ona donakalmış bakarken, parmak uçları çıplak belimde gezinmeye başladı. Alt dudağımı dişledim. Boynumda gezinen sıcak nefesi beni tahrik ederken, parmaklarının yarattığı baskı beni iyice köşeye sıkıştırmıştı. Birkaç saniye başını boynumdan ayırmadı. Göğsüm hızla inip kalkıyor, her an birinin geleceği düşüncesiyle ödüm kopuyordu. Biri bizi bu halde görse, bu durumu nasıl açıklayacağıma dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Zaten şu an içinde bulunduğumuz durumun hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. Ferman Adar, benim patronumdu; ben ise onun kızının bakıcısı. Fakat şimdi, olmaması gerektiği kadar yakındık. Hem de hiç olmaması gerektiği kadar... Bir eli çıplak belime sarılırken, diğer eli elbiseme doğru uzandı. Elimi hızla uzatarak onu durdurdum; ama bu pek işe yaramadı. Elbisemin ucunu sıyırarak elini çıplak bacağıma indirdi ve okşamaya başladı. İnlememek için kendimi zor tuttum. Eli yukarı çıktı. İç çamaşırımın üzerinden kadınlığımı bulduğunda daha fazla dayanamadım ve boğuk bir sesle inledim: “Iımmhh!” Onun sesi bu defa hırıltılı çıktı: “Anlaşılan sen de kendine hâkim olamıyorsun,” Tüylerim diken diken olmuştu. Biz nasıl bir durumun içindeydik? Buna nasıl izin verebilirdim? Bedenim adeta taş kesilmişti. Hayatımda ilk defa bir erkekle bu kadar yakındım ve o kişi patronumdu… Bedenim, daha önce hiç yaşamadığım duyguları keşfediyor, bir erkeğin dokunuşlarına engel olamıyor, dahası hoşuma gidiyordu. Zar zor konuşabildim: “Bırakın beni.” Dudağı alaycı bir ifadeyle yana kıvrıldı: “Kadınlığın benim için ıslanmışken mi?” dedi. Ukalaca bir gülüşle ekledi: “Üstelik daha hiçbir şey yapmadım bile.” Dişlerimi sıkarak ona baktım. Bu adamın bu hallerini hiçbir zaman sevmemiştim. Bu konağa geldiğim ilk günden beri, kendini bir şey sanan bu ego yığınıyla aynı ortamı paylaşmak zorunda kalmıştım. Şimdi ise onun dokunuşlarıyla kendimden geçmiş, hayretler içerisindeydim. Kısık bir sesle itiraz edebildim: “Şu an içinde bulunduğumuz durum yanlış.” Alayla güldü, ardından ciddiyetle gözlerimin içine baktı: “Sence bu, benim umrumda mı?” Kaşlarımı çatarak ona bakarken devam etti: “Senin de umurunda olmasın. Tadını çıkar.” Başını kaldırdı. Göz göze geldiğimizde yutkundum. Bakışları koyulaşmış, daha önce hiç görmediğim bir ifadeyle bakıyordu. Ferman Adar, Mardin’in en büyük aşiretinin başıydı. Sert, zalim, acımasız ağa olarak bilinen, kimsenin lafının üstüne laf dahi söyleyemediği adamdı. Ben ise anne babasını bile tanımayan, yurtta büyümüş Efsun Polat’tım. Bu konağa Ferman Adar’ın kızına bakıcılık yapmak için gelmiştim. Şimdiyse, tüm Mardin’in deli gibi korktuğu, karısı öldükten sonra hayatına kimseyi almayan, daha da zalimleşen Ferman Ağa’nın dokunuşlarıyla inlememek için zor tutuyordum kendimi. Bu hale nasıl geldiğimize aklım hâlâ ermiyordu. Ama bildiğim tek şey vardı: Bu adamda beni tetikleyen bir şeyler vardı. Bunu, ilk karşılaştığımız gün anlamıştım.
like
bc
SEVDÂ KAPANI
Güncellenme zamanı Jan 18, 2026, 06:31
Karşımda, o kaslı vücuduyla duran yüzbaşıya bakarken derin bir nefes aldım, yutkundum. Parmağı saçlarımın arasında dolanınca hafifçe irkildim. Sesi, emir gibi geldi: "Aç gözlerini." Gözlerimi yavaşça araladım. Kapkara gözleri, sert yüz hatları ve belirgin çene kasları şimdi çok daha netti. Yeni çıkmaya başlamış sakalı, ona ayrı bir hava katmıştı. Belimdeki elini daha da sıkı kavrayıp, "Sen neden hiç rahat durmuyorsun?" diye sordu. Alaycı bir ifadeyle yüzüne baktım: "Ne yaptım ki ben?" Kaan, kendini bana daha da bastırdı ve sesi hırıltılı çıktı: "Benimle oyun oynama, Üsteğmen." Şu an tüm bedenim alev almış yanıyordu. Aklım bunun yanlış olduğunu haykırsa da, bedenim isyan ediyor, Kaan’ın en ufak dokunuşu için kendinden geçiyordu. Dudaklarımı onunkilere yaklaştırıp fısıldadım: "Niye bu kadar korkuyorsun, Yüzbaşım?" Kaan'ın gözleri daha da karardı. Kulağıma eğildi, sesi kısıktı: "Yapma, sınırlarımı zorluyorsun." Hala sınır mı diyordu? Nefes nefese, burun burunaydık ama hâlâ sınırlarından bahsediyordu. İşaret parmağımı kaslı omuzlarında yavaş yavaş gezdirdim. Huylandığını hissettim. Başını iki yana sallayıp, "Dila," dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. Bana ilk defa ismimle seslenmişti. Ben ona bakarken ekledi: "Sondayım." Başımı hafifçe salladım. O an beni tezgâhın üzerine oturttu. Bacaklarımı aralayıp aralarına girdi. Elini yeniden belime koyarak aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı. Göğsüm hızla inip kalkarken, Kaan aniden dudaklarını dudaklarımla birleştirdi. Beklemediğim için ilk başta şaşırdım. Gerçi neye şaşıyorsam, onu bu hale getiren bendim zaten. Nefessiz kaldığımda göğsünü zorla iterek ayrıldım. Hızlı hızlı nefes alıyordum, dudaklarım hâlâ onun dudaklarına değiyordu. Kaan, gözlerimin ta içine bakarak, "Sana demiştim, Üsteğmen," dedi. Dudağım yana kıvrıldı, ona baktım: "Bana karşı koyamadığını kabul ediyorsun yani?" Kaan boynuma eğildi, "Ulan gözümün içine baka baka yaptığın cilveye çok bile katlandım. Normalde seni ilk günden altıma almam gerekirdi," dedi sert bir tonda. Bacaklarımı beline doladım, kollarımı da boynuna kenetledim. Kaan mırıldandı: "Baban seni bana emanet etmekle çok büyük hata yaptı, Üsteğmen." Haklıydı. Ateşle barut misali yan yanaydık ve bunca zaman nasıl patlamamıştık, hâlâ şaşırıyordum. Ama biliyordum; buraya geldiğim ilk gün, onu o üniformayla gördüğüm ilk an aklınma kazımıştım. Ve şimdi istediğimi elde etmiştim. Kaan'ın da bana karşı koyamadığını biliyordum. Elimi yeni çıkmış sakallı yanağına koyup burnumu burnuna sürttüm. Kaan dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Gülümseyerek, "Babama nasıl hesap vereceksin Yüzbaşım? Unutma, ben ona emanetim," dedim. Şu an damarına basıyordum. Kaan kısık bir sesle, "Kızı rahat dursaydı şu an bu halde olmazdık," diye karşılık verdi. Ama babam bunu öğrenirse... Yüzüne bakmazdım. Kaan, "Boşver şimdi her şeyi. Bana odaklan Üsteğmen, rahatla ve bana odaklan," dedi. Kara gözlerine bakarken Kaan yine dudaklarını dudaklarımla birleştirdi. Hiç tereddüt etmeden karşılık verdim. Biliyordum, bu geceden sonra hiçbir şey aynı olmayacaktı ama zaten bunu ben istemiştim ve hiç pişman değildim. Her hücrem, Kaan için deliriyordu
like
bc
MARDİN GÜZELİ
Güncellenme zamanı Nov 14, 2025, 11:55
MARDİN GÜZELİ Zerya Eroğlu’nun hayatı Abisinin en yakın arkadaşı, yıllar sonra Mardin’e döner. Bir düğünde, dostunun kız kardeşi Zerya’yı görür görmez ona ilk görüşte âşık olur. Yıllar önce her şeyi ve herkesi geride bırakarak reddettiği ağalığı, bu kez Zerya uğruna kabul eder ve Mardin’de kalmaya karar verir. Zerya ise ailesinin onu istemediği biriyle evlendirmek istemesine karşı çıkar, fakat bu başkaldırı bir işe yaramaz. Ne yapacağını bilemezken, abisinin en yakın arkadaşı ona beklenmedik bir teklifte bulunur: “Gel, benimle evlen.” Anlaşmalı bir evliliktir bu... Zerya çaresizlik içinde, başka bir yol kalmadığını düşünerek teklifi kabul eder ve abisinin arkadaşıyla evlenir. Ancak bilmediği bir şey vardır: Mirza Koçeroğlu ona zaten uzun zamandır âşıktır.
like
bc
HAVİN ( Kaderin Oyunu )
Güncellenme zamanı Sep 24, 2025, 22:04
hayat ona hiç ummadığı bi taraftan gelmişti sırf ailesinin kanı dökülmesin diye berdelle evlenmek zorunda kalmıştı. Tabi olacaklardan habersiz berdelle başlayan nefret dolu evlilik bambaşka bi aşka dönüşmüştü
like
bc
KANLI LALE
Güncellenme zamanı Aug 27, 2025, 11:06
like