
Bazı kadınlar sevilir… Bazı kadınlar korunur… Ve bazıları… Karanlık tarafından seçilirdi…İşte Feyza’da o kadınlardan biriydi… Sevildiğini sandığı bir kalpte ihanete uğramış karanlığın içinde savurulmaya mahkum bırakılmıştı… Ama güçlü kadınlar asla yılmazdı… Sırf çocuğu olmuyor diye kocasının yaptıklarını hazmetmesini beklediklerinde asıl Feyza o zaman çıkmıştı ortaya… Bir zamanlar uğruna ailesini bile geride bıraktığı adamı herkesin içinde gözünü bile kırpmadan yaptıklarını haykırarak boşamıştı… Hangi kadın böylesi bir şeye göz yumardı ki? Cevap çık basitti, hiç bir kadın… Ama herkes Feyza gibi değildi…Herkes karanlığın içine düşüp oradan daha güçlü çıkamazdı…O, küllerinden doğan kadınlardandı.Yıkıldığında sessizce ağlayan değil…Ayağa kalktığında herkesi susturanlardandı.Oysa Feyza’nın da bilmediği bir şey vardı…Onun hikâyesi ihanetiyle bitmemişti.Asıl hikâye… şimdi başlıyordu.Çünkü karanlık, onu çoktan fark etmişti.Ve karanlık…Seçtiğini asla bırakmazdı.Onu ilk gördüğünde, bu sadece bir bakış değildi.Bu… kaderin kendisiydi.Adam, gücün en kirli haliyle tanınan,Adı söylendiğinde insanların sesini alçaltmasına sebep olan biriydi.Mahir Şahmaran… Karanlığın sahibi olan adam. İşte o adam…Feyza’ya baktığında sadece bir kadın görmedi.Bir işaret gördü.Bir kehanet…Kanla yazılmış bir gelecek. Feyza kaçmaya çalıştıkça, kader onu daha sert yakalayacaktı.Çünkü bazı bağlar sevgiyle kurulmazdı…Bazıları… kanla mühürlenirdi. Ve Feyza, henüz bilmeden…Hayatının en tehlikeli adamına değil…Kendi sonuna âşık olmak üzereydi. Kanla bağlanan, tutkuyla yanan ve kaderle mühürlenen bir hikâye…

