Bazen sevmek kavuşmaya yetmezmiş
Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Uzanıp saate baktığımda 08.20’ydi. Yataktan çıkıp aynaya bile bakmadan mutfağa geçtim. Annemle Dilan kahvaltı hazırlıyorlardı. Dilan beni görünce “Günaydın,” dedi. Ben de “Günaydın,” deyip masaya geçtim.
Kahvaltı hazır olduğunda abim Cihan içeri geldi. Gözleri bana takıldı ama bir şey demeden masaya geçip oturdu. Annemle Dilan da masaya geçtiler kahvaltı yapmak için. Dilan, Cihan abimin eşiydi. Babamı göremeyince anneme “Anne, babam nerede?” diye sordum. Annem “İşleri vardı, erken çıktı o,” dedi. “Tamam,” deyip önüme döndüm ama hiçbir şey yiyesim yoktu. Çay bardağım elimde, öylece dalmıştım.
Annem, “Havin hadi kahvaltını yap,” dedi. “Aç değilim, size afiyet olsun,” deyip masadan kalktım. Annemler öylece arkamdan baka kaldılar. Onlar da biliyordu çünkü aklımın nerede olduğunu.
Odama geçip yatağa oturdum, öylece duvara bakıyordum. Ne yapacağımı bilmeden… Zaten ne yapılırdı ki böyle bir durumda? Biraz daha oturduktan sonra derin bir nefes alıp dolaba yöneldim. İçinden siyah saten bir elbise alıp üstüne de siyah bir şal seçtim. Ardından giyinip makyaj masasının önüne geçtim. Aynadan kendime bakıp ne yaşadığımı anlamlandırmaya çalıştım.
Evet, bugün sevdiğim adamın düğünü vardı ve ben onun için hazırlanıyordum. Şaka gibi. Dün akşamdan beri düşünüyordum, gitmeyecektim. Ama bir anlığına durdum. Gitmek istedim. Görmek istedim. İlk danslarını, o kıza bakışlarını, mutluluğunu görmek istedim. Fazla abartmadan makyajımı yapıp en sonunda hazırlandım. Son defa aynaya baktığımda gözlerim doldu ama kendime söz vermiştim, ağlamayacaktım. Derin bir nefes alıp odadan çıktığımda abimler ve annem de hazırlanmıştı. Benim gelmeyeceğimi düşünüyorlardı. Hazırlandığımı görünce hepsi şaşırdı.
Abim, “Hayırdır, nereye?” dedi.
“Siz nereye gidiyorsanız ben de oraya,” dedim.
Abim, “Sen hiçbir yere gelmiyorsun, geç odana,” dedi.
Abim aslında iyiliğimi istiyordu. Canımın ne kadar yandığını en iyi bilenlerden biri de oydu. Kendince beni koruyordu ama ben emindim, o düğüne gidecektim.
“Ben de geliyorum abi, zorlama lütfen,” dedim.
Abim biraz susup bana baktıktan sonra, “Tamam,” dedi.
Babam zaten evde değildi. İşini halledip öyle geçecekti düğüne. Biz de annem, Dilan ve abimle birlikte yola çıktık. Arabaya bindiğimizde hiçbir şey düşünmemeye çalıştım. Resmen sevdiğim adamın düğününe gidiyordum. Aklıma beraber kurduğumuz hayaller geliyordu, bana verdiği sözler… Bunları düşünürken düğün salonunun önüne gelmiştik. Abim arabayı park etti. İndiğimizde kalbimin hızlandığını hissettim.
Annem önde, ben ve Dilan arkasından içeriye doğru yürüyorduk. Adımlarım her ne kadar geri geri gitmek istese de içeriye girmiştik. Annem, bizim ailenin olduğu bir masaya geçip yengemlere selam verip oturdu. Kuzenlerim beni görünce şaşırmışlardı çünkü gelmeyeceğim demiştim. Yanlarına geçip oturduğumda kuzenim Esra, “Havin hoş geldin, beklemiyorduk seni,” dedi.
“Hoş buldum, geldim… Gelmek istedim,” dedim.
Ailemin neredeyse yarısı Emir’i sevdiğimi ve bir geçmişimiz olduğunu biliyordu. O yüzden bu tepkileri veriyorlardı. Düğün salonu yavaş yavaş davetlilerle dolarken Ayşe geldi birden yanıma. Ayşe, Emir’in kız kardeşiydi. O da biliyordu olanları. Yanıma gelip “Hoş geldin hayatım, geleceğini bilmiyordum. En son gelmeyeceğim demiştin,” deyip sarıldı bana.
“Evet, gelmeyecektim ama son anda karar değiştirdim,” dedim. Ben de ona sarıldım.
Ardından masadakilere de “Hoş geldin,” deyip bana dönerek “Ben bir bizimkilere bakayım, tekrar gelirim canım,” deyip uzaklaştı.
Öylece oturuyordum, beynim donmuş gibiydi. Ne yapıyorum ya ben? Hayat yine göstermişti acımasız yüzünü. Sevdiğim adamın düğününe gelin olarak değil, bir davetli olarak gelmiştim. Ardından giriş müziği çalıp gelinle damat içeri girdi. El ele… Hemen önümde birbirlerine dönüp dans etmeye başladılar. Bense sevdiğim adamı başka bir kızla izliyordum. Bir anlığına kendimi hayal ettim orada, o kızın yerinde. Gözlerimin dolduğunu fark ettim. Hemen kendime gelip derin bir nefes aldım. Ağlamayacaktım. Kendime sözüm vardı çünkü.
Müzik durup dans bittiğinde, tam yerlerine geçeceklerken Emir’le göz göze geldik. Bir süre baktı öylece gözlerime. Pişmanlık vardı gözlerinde. Adeta “Affet beni, sevemedim seni, tutamadım verdiğim sözleri,” der gibi, özür diler gibi… Yerlerine geçtiler. Herkes teker teker tebrik etmek için yanlarına gidiyordu. Ben de gitmek istedim ama olmazdı. Gidemezdim. Kaldım öylece.
İlerleyen saatlerde halaylar çekilmiş, para atılmış, sıra yemek dağıtımına gelmişti. Önüme gelen yemeğe baktım bir an. Sevdiğim adamın düğün yemeğiydi. Annemle göz göze geldik. Ardından önümdeki yemeği anneme verdim.
“Aç değilim ben, sen ye,” dedim.
Annem sessiz kaldı. Ne diyebilirdi ki zaten?
Biraz daha kaldıktan sonra tekrar halaya başladılar. Ben de öylece uzaktan Emir’i izliyordum. Arada kaçamak bakışlarla onun da bana baktığını görüyordum. En sonunda dayanamayıp abime mesaj attım:
“Gidelim mi? Başım ağrımaya başladı benim. Hem yapacak bir şey de kalmadı.”
Abim, “Tamam, bizimkilere söyle kalksınlar,” dedi.
Ben de anneme, “Kalkalım, abim bekliyor,” dedim.
Annem, “Tamam, ben bir vedalaşayım milletle,” dedi.
“Tamam,” deyip onu beklemeye başladım.
Ama daha fazla duramadım. Dışarı çıkıp orada beklemeye karar verdim. Dışarı çıktığımda gözüm gelin arabasına çarptı. Üzerinde her ikisinin ismi yazıyordu. Yine dalmıştım. Gözümden bir yaşın akmasıyla kendime gelip etrafa baktım. Köşede Murat’ı gördüm. Bana bakıyordu. Onu görmezden gelip arabaya bindim.
Murat, biz Emir’le birlikte olduğumuzdan beri beni seviyordu. Üç yıl olmuştu ama ben hiçbir zaman olmak istememiştim. Sadece Emir vardı aklımda.
Annemler de gelince eve doğru yola çıktık. Yaklaşık 20 dakikada eve vardık. Eve gider gitmez üstümü değişip duş alıp uyumak istediğimi söyleyip odama gittim. Yatağa girdiğimde gün boyu tuttuğum gözyaşlarım kendiliğinden akmaya başladı. Ne kadar ağladım bilmiyorum, uyuya kalmışım.
Gözlerimi açtığımda saat akşam 8 olmuştu. Yataktan çıkıp aynanın karşısına geçip kendime baktım. Derin bir nefes alıp kendi kendime:
“Evet, artık bitti. Tamam, çok sevdin ama artık başkasıyla evli ve sen yoluna bakacaksın. Sadece kendin için yaşayacaksın,” dedim.
Bunu yapmam gerekiyordu çünkü artık başkası vardı. Başkasıyla evliydi. Ve evli birini sevmek bana yakışmazdı.