Gözyaşları

1017 Kelimeler
Ateş Sabah uyandığımda nedense içimde bir huzursuzluk vardı. Gece gördüğüm rüyaların etkisi de oldukça fazla olmalıydı. Bugün yapacak fazla işim yoktu. Sporumu yaptım, duşumu aldım. Evde vakit geçirmeye başladım. Zaman adeta akmıyordu bugün. Çok da erken uyanmıştım. Yapacak bir şey bulamayınca Deniz ve Erdem ile buluşmaya karar verdim. Buluşacağımız mekana vardık. Yemeklerimizi yedik. Deren'in beni araması ile oldukça sürpriz oldu. Deren'i çok severdim, Ece gibi değildi. Gerçekten iyi bir dosttu. Deli doluydu. O yüzden biliyordum zaten, istese Ece'yi durdurabilirdi ama yapmadı. Telefonu açtığımda benimle görüşmek istediğini söyledi. Olduğumuz mekanı söyledim. Bir süre sonra geldi. ''Merhaba beyler.'' diyerek masaya oturdu. Yüzüme pek bakmıyordu. Belki de bakamıyordu. ''Ne konuşacağız Deren? Bana umarım mantıklı şeyler söylersin.'' ''Ateş, lütfen yapma böyle. Ben yıllardır senin yanındayım zaten biliyorsun. Sanki Ece'nin tarafındaymışım gibi davranma. Ece'nin bu takıntısının önüne geçecek kişi ben değildim. Buna rağmen elimden geleni yaptım.'' ''Biliyorum Deren, biliyorum. Yıllar geçti... Ece hiç değişmedi. Seni suçladığım yok zaten. O gün sana da kızdım sadece.'' ''Konu bu değil aslında Ateş. Beni rahatsız eden başka bir durum var. Ece, önceki halinden çok farklı. Teyzem gelip benimle konuştu.'' ''Nasıl yani? Farklı derken?'' diye araya girdi Erdem. ''Ben Ece'ye defalarca kez söyledim. Bu hislerinin aşk değil artık takıntı olduğunu. Vazgeçmesi gerektiğini. Çok konuştum onunla. Biliyorsunuz zaten. Ben, teyzem, annem hatta babam bile bunları söyledi ama Ece'nin babası yani Mete eniştem, o daha farklı düşünüyormuş. Biz vazgeçmesi için çabaladıkça o da vazgeçmesin diye uğraşıyormuş.'' ''Mete abinin bu işi istediğini zaten biliyoruz Deren, yeni bir şey değil bu.'' dedim. ''Sandığımızdan daha farklıymış durum Ateş. Teyzem Ece ile eniştemin konuşmalarını duymuş. Eniştem resmen Ece'nin beynini yıkıyormuş. En son, o geceki olaydan sonra bundan sonra her şeyin farklı olacağını söylemiş Ece'ye. Senin Ece'den başka çaren kalmayacağını...'' ''Bu ne demek ki? Nasıl olacakmış bu?'' diye soran Deniz'di. ''Ben de bilmiyorum Deniz. Eniştemi biliyorsunuz, pek güvenilir bir adam değildir. O yüzden Ateş'i uyarmak istedim.'' İşler iyice karışacak gibi duruyordu. Ailelerin şimdiye kadar araya girmeme sebebi beni tanıyor olmalarıydı. Ben aşk, evlilik adamı değildim. Üstüme gelirlerse her şeyden vazgeçip, buradan giderdim. Kendi hayatımı yaşamak için, her şeyi yapardım. Annem ve babam da pek Ece'den hoşlanmazdı. Bana baskı yapacaklarını sanmıyorum. Mete abi'nin nasıl bir planı olabilir acaba? ''Teşekkür ederim Deren. Yapacak bir şey yok. Bekleyeceğiz. Bakalım planları neymiş?'' Bir süre daha oturup, muhabbet ettik. Deren'i suçlamamalıydım. Ona her zamanki gibi davranmaya devam ettim. Mekandan ayrıldıktan sonra, herkes arabalarına bindi ve gitti. Ben biraz sahilde yürümeye karar verdim. Nedense eve gitmek istemiyordum. Yürürken, bankta oturan kadını fark etmem ile kocaman gülümsedim. Zeynep... Kader bizi bugün yine buluşturmak istemişti. Ona doğru yürümeye başladım ancak yaklaştıkça gözünden akan yaşları fark ettim. Göz yaşları hiç durmuyordu. Duudağının kenarında bir yara vardı. Kazağının kollarını yukarı çektiğinde ise kollarındaki morlukları gördüm. Bu ne böyle? Bir anda içimdeki öfkeyi bastıramadım. Yanına geldim, tam söze girecektim ki başını kaldırdı. Beni gördü. Hiç beklemediğim bir şey oldu. Oturduğu banktan kalktı. Bir anda boynuma atladı. Sımsıkı sarıldı bana. Gözlerimi kapattım. Ben de onu belinden sardım. Çok nazik davranmaya çalışıyordum. Sanki onu kendimden bile korumak ister gibi. Neler olduğunu deli gibi merak ediyordum. Derin derin nefesler aldım. Boynumda ise Zeynep'in nefes alışlarını hissediyordum. Şu anda korkularım gittikçe artıyordu. O günü, konsere gittiğimiz günü düşündüm. Zaten kırılmış bir kız... Onun gözyaşları. Göz yaşını sildiğim an... Bunların sebebi kimdi? Babası? Eski bir sevgili? Hepsinin canı cehenneme! Biri ona dokunmuştu ve ben asla sakin kalamayacağımı biliyordum. Onu sakinleştirme çalıştım, konuşuyordum. Bir şeyler söylüyordum ama sanki beni hiç duymuyor gibiydi. Banka doğru götürdüm onu ve nazikçe oturmasını sağladım. Elleri titriyordu ama sımsıkı tutuyordu yine de ellerimi. Sanki hiç bırakmayacak gibi. ''Zeynep, güzelim ne oluyor? Neyin var?'' diye sordum. Başını kaldırıp gözlerime baktı. Gözyaşları hiç durmuyordu. Elimi uzattım, gözyaşlarını sildim. Tek amacım silmek değildi aslında yok etmek istiyordum o yaşları. O yaşlara sebep olan herkesi... ''Zeynep, beni korkutma... Neyin var söyle. Ne oldu sana?'' Bana ne olduğunu söyle ki, kimi yok etmem gerektiğini öğreneyim güzelim. Şu an yaralarını sarmak n büyük isteğim ama o yaraların sebebi her kimse onu yok edeceğim! Sana söz veriyorum. Bana cevap vermedi. Başını, omzuma koydu. Her şeye rağmen kalbim, inanılmaz hızlı atıyordu. Öylece denizi izlemeye başladı. Ben de kolumu sardım ona. Bu kez daha sıkı... Omzundan kendime doğru çekiyordum. Onu bırakmayacağımı anlasın diye... Yalnız olmadığını bilsin diye... Kendimden bile korumak ister gibiydim. Anlıyordur değil mi? Benim onun yanında olacağımı, sahiden anlıyordur değil mi? Başımı ona doğru çevirdim, burnumu onun saçlarının arasına koydum ve derince çektim o güzel kokusunu içime. Saçlarına bir öpücük bıraktım. Öylece durduk. Çok uzun muydu bu süre emin değilim. Bir şeyler sormayı bıraktım... Zeynep'i bekledim. Gözyaşlarının dinmesini... Ne kadar zaman geçtiği önemli değildi, tek önemli olan Zeynep'ti. Gözyaşlarını dinmişti artık belki de bitmişti. Akmıyordu. O kadar çok ağlamıştı ki... Ben beklemekten ve onu sıkı sıkı sarmaktan başka hiçbir şey yapamıyordum. Gelen telefon sesiyle, biraz toparlandı Zeynep. Çantasından telefonunu çıkardı ve ayağa kalktı. Yanımdan biraz uzaklaşıp telefonla konuştu. Güzel gözleri öyle hüzünlü bakıyordu ki, ben buna katlanamıyordum. Birkaç dakika sonra yanıma geri geldi, yeniden banka oturdu ve bana baktı. ''Soru sormasanız olur mu?'' Bunu benden isteme Zeynep... Ben sana bunu yapanı bulmadan duramam. Bana tek bir şey söylesen yeter, hiçbir şey anlatmadan sadece bir isim söylesen... İçimden geçenleri ona söyleyemedim. Sadece başımı salladım, teslim olur gibiydim. O da gülümsedi. ''Kalkalım mı o zaman? Sizi de çok oyaladım bugün.'' ''Oyalanmadım Zeynep. Seni bulduğum için şanslıyım. Bunları hiç bilmeden yaşamak istemezdim. Bana bir şeyler anlatmanı bekleyeceğim, sormayacağım sana ama anlatmanı bekleyeceğim.'' Teşekkür eder gibi gülümsedi. Yalan bir gülümsemeydi bu, sadece konuyu kapatmak için gibi. Zeynep oldukça sakinleşmiş gibiydi, ben ise delirmek üzereydim. Neler olduğunu düşünüyordum. Bundan sonra ne olacağını... Zeynep'i nasıl iyileştireceğimi... Yaralarını nasıl saracağımı... Yürümeye başladık. ''Arabam, ileride. Seni nereye bırakayım?'' Bunları yapan ailesinden biri olabileceği için eve gitmek istemeyebilir diye düşündüm. Ona döndüm. ''Tuğçe ablanın evini biliyor musunuz?'' Evet anlamında başımı salladım. ''Beni oraya bırakabilir misiniz?'' ''Sen ne istersen onu yaparım.'' Sen iyi ol diye her şeyi yaparım Zeynep. Senin için her şeyi yaparım. Arabaya bindik, hiç konuşmuyorduk. Tuğçe'nin evine vardık. Zeynep bana döndü. ''Teşekkür ederim. Her şey için, çok teşekkür ederim Ateş.'' Dedi. Tüm sesler sustu. Gülümseyen yüzüne baktım. Kendimi tutamadım ve ona doğru uzanıp tam dudağının yanına küçücük bir öpücük bıraktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE