Ateş
Sabah olduğunda herkes kahvaltıdaydı. Uzun uzun Zeynep'e baktım. Gergin olduğu çok belliydi. Herkes sakince kahvaltısını yapıyor gibi dursa da söyleyeceklerimden korkuyorlardı. Hissediyordum.
''Herkes kahvaltısını bitirdi herhalde.'' diyerek bana bakmalarını sağladı.
Dedem, babaannem ve amcam bana bir şey demeseler bile gece ortalığı yıktığımı biliyorlardı.
''Babam size gerekli şeyleri anlatır. Ben sadece birkaç şey söyleyeceğim.''
Zeynep'in meraklı gözleri bana yöneldi. Onun bu durgun halini görmek beni daha da öfkelendiriyor, Caner'e olan nefretimi daha da katlıyordu.
''İşler karıştı, biliyorsunuz. Bugüne kadar bunların içinde olmadım. Babamın halledebileceğini düşündüm ama yanlış düşünmüşüm. Babam, hiç olmayacak şeyler yapmış. Ben bunu kabul edemem. Bu yüzden Zafer ve oğlu Caner ile artık ben ilgileneceğim. Ne yapmam gerekirse yapacağım. Anlıyorsunuz değil mi?''
Dedem bu durumdan pek şikayetçi değildi. Zaten babam ve amcamın bu gerçekleri reddetmesi, masadan çıkmak için verdikleri mücadele bile dedemi üzmüştü. Ben de babam gibiydim. Bu pis işlere girmek istemedim ama beni buna mecbur bırakmışlardı. Dedem kaybettiği her şeyi geri kazanacağını düşünüyor olmalıydı ki gururlu bir gülümseme oluştu yüzünde. Ben orada kalıcı değildim ama... Zafer'in ipini çektikten sonra, kendi dünyama geri dönecektim.
''Bunu yapma Ateş.'' dedi amcam. ''Birlikte bir şeyler düşünelim. Seninde haberin olsun. O masaya oturma.''
''Çok geç amca. Ben o masaya oturacağımı çoktan ilan ettim. Kaçmak yok artık!''
''Dün olanların, senin bu haberinden sonra olması da tesadüf değil biliyorsun, değil mi Ateş?'' diye araya girdi babam.
Caner benim yolladığım haberi almış ve bu yüzden mi Zeynep'in kapısına dayanmıştı yani? Gerçekten suçlu ben miydim?
Zeynep anlamayan gözlerle bana baktı. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
''Ben söyleyeceğimi söyledim. Bu saatten sonra beni durduramazsınız.''
''Ateş yapma oğlum.''
''Anne, gece de söyledim. Sizin artık bir söz hakkınız yok.''
Masadan kalktım, Zeynep'e döndüm.
''İki Türk kahvesi yap, arka bahçeye gel. Seninle de konuşacaklarımız var.''
Zeynep'e ilk tanıştığımız gün dışında sanırım bu kadar sert konuşmamıştım ama ona da sinirliydim. Kendisini nasıl bir tehlikeye attığının farkında değil miydi?
Arka bahçedeki masaya geçtim ve Zeynep'i beklemeye başladım. Bir süre sonra elinde bir tepsiyle geldi yanıma. Oldukça gergin gözüküyordu. Kahvemi uzattı, gözlerine bakmadım bu kez. Yumuşamak istemiyordum. Ona yaptığı şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu göstermem gerekiyordu. O da kahvesini aldı ve tam karşıma oturdu. Ben gözlerine bakmaktan kaçıyordum ama o da tam tersini yapıyordu. Gözlerini bana dikmiş, dikkatle bana bakıyordu.
''Evet küçük ajan, iç bakalım kahveni. Seninle konuşacak çok şeyimiz var.'' dedim ve kahvemden bir yudum aldım. Zeynep'in bakışlarını biraz üzerimden almasını sağlamak istedim. Bu şekilde odaklanmam çok zordu çünkü.
Bana bakmaya devam ediyordu ve sonunda konuştu.
''Ateş Bey, biraz fazla tepki vermiyor musunuz? Sonuçta babanız sizi ve ailenizi korumak istiyor. Bana da yardımcı oluyorlar.''
''Zeynep, sen ciddi misin? Hep beraber Ateş'i nasıl delirtiriz diye mi düşünüyorsunuz?''
''Ben neler olduğunu anlamıyorum, ne masası, neler oluyor?''
''Gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun değil mi? Sormadın mı Zeynep, bu adamlar kim? Biz ne yapıyoruz diye hiç mi sormadın?''
''Elbette sordum Ateş Bey, Tuğçe ablanın yaşadıklarını, babanızın polise yardımını... Caner'in ve babasının tehlikeli insanlar olduğunu...''
Caner'in adını, Zeynep'ten duymak bile öfkemi arttırıyordu.
''Hepsini bile bile girdin yani bu işe? Peki Caner neden tehlikeli Zeynep?''
''Kumarhaneleri var, yasadışı işler yapıyorlar.''
''Bu kadar mı? Yaptıkları yasadışı işlerin ne olduğunu biliyor musun?''
''Yani, kumarhaneleri yasal değil sonuçta. İnsanları tehdit ediyorlar.''
Gerçekten bu kadar saf mısın be kızım?
''Bu adamlar mafya Zeynep. Kumar sadece senin duyduğun kısım. Tehditler, cinayet... Bu adamlar aklına gelebilecek her şeyi yapıyorlar. Bunları bilmeden, öğrenmeden babamın aklına uyup nasıl bu işe girersin?''
Zeynep'in bakışlarındaki endişeyi görmüştüm. Yine de dik durmaya çalışıyordu.
''O an başka şansım yoktu Ateş Bey, babanız olmadan zaten Caner'den kurtulamazdım. Hatta bu durumlardan haberim bile olmazdı. Babanız bana yardım etti ben de babanıza yardım etmek istedim.''
Ah Zeynep! Sana kızamıyorum bile...
''Sana her şekilde yardım edebilirlerdi Zeynep. Senden hiçbir karşılık beklemeden bile yaparlardı. Daha önce defalarca yaptılar.''
''Ateş Bey, bunları düşünmek istemiyorum artık. Ben bu işe girdim ve bitmeden geri çekilmeyeceğim.''
''Caner ile yeniden karşı karşıya mı geleceksin yani? Bana rağmen, babamın yanında mı olacaksın?''
Caner ile yeniden buluşacağını düşünmek bile beni öfkelendiriyordu. O gün sahilde babası yüzünden ağlıyor sanmıştım. Aslında Caner'in tehditleri yüzünden ağlıyormuş. Delireceğim!
''Size rağmen değil Ateş Bey, ben sizi de korumaya çalışıyorum.''
Yok gerçekten delireceğim! Bir anda sesimi kontrol edemedim. Çok bağırmıyordum ama öfkelendiğim sesimden oldukça belli oluyordu.
''Aklında ne varsa, hepsini unut. Sen artık bu işin dışındasın. Değil Caner'in yanına gitmek, aklından bile geçmeyecek adı... Bunu sana bir daha söylemeyeceğim Zeynep! Sen beni değil, ben seni korurum. Artık ben varım!''
Dolu dolu gözleriyle bakmaya başladı yine bana. Ah be güzelim... Gidip ona sarılmak istiyordum. Tüm yaralarını tek tek sarmak istiyordum. Bir süre sessiz kaldı. Sonra başını yukarı kaldırdı ve tam gözlerimin içine baktı.
''Yani artık sizin yanınızda çalışmayacak mıyım?''
Ne? Şu an bunu mu düşündün yani. Benimle çalışmayacağını düşündüğün için mi gözlerin doldu? Gülme Ateş, sakın ciddiyetini bozma.
''Neden benimle çalışmayasın ki küçük ajan? Asistanımsın, işleri kavradın artık. Bu konularla alakası yok bunun.''
Gülümsemiştim işte... Of be kızım, niye bunu yapıyorsun şimdi?
''Babanız bu işler bitince sizinle çalışmam gerekmediğini, onun yanına geri döneceğimi söylemişti.''
Baba... Baba... Gerçekten Zeynep'i benden alabileceğini mi sandın yani?
''Sen, işine devam edeceksin Zeynep. Normal bir asistan olarak. Seni, aileni her kim için korkuyorsan hepsini ben koruyacağım. Sana söz veriyorum, kimsenin zarar görmesine izin vermeyeceğim.''
Gözünden bir damla yaş aktı, benim kalbim paramparça oldu. Yerimden kalktım, onun yanına gittim. Dün olanları öğrendiğimden beri yapmak istediğim şeyi yaptım. Zeynep'in ellerinden tuttum, ayağa kaldırdım. Sımsıkı sarıldım boynuna, saçlarının kokusunu çektim içime derin derin. Tepki vermesini bekledim, onunda bir karşılık vermesini. Yavaşça belimden sarıldı. Başını göğsüme dayadı. Deli gibi atan kalbimi duyuyor muydu acaba?
''Zeynep, iyisin değil mi? O herif sana bir şey yapmadı değil mi?''
''İyiyim, banyoya kilitledim kendimi. Sonra Burak abi geldi zaten, götürdüler onu.''
Bir kez daha kokladım saçlarını ve geri çekildim. Yeniden ellerini tuttum, gözlerinin içine baktım.
''Kim ne derse desin, sadece beni dinle Zeynep. Ben her şeyi halledeceğim. Ne olursa olsun önce bana gel, bana söyle. Lütfen bana güven.''
''Ben...'' dedi gözlerimin içine baktı. ''Ben, zaten size güveniyorum.'' Gülümsedi.
Bir kez daha vuruldum işte. Tam kalbimden.
Ben de gülümsedim.
Tekrar yerime oturdum.
''Anlat bakalım küçük ajan, her şeyi anlat bana... Bir de senden dinleyeyim olanları. Şu şahane planınızı!''
Zeynep de karşıma oturdu ve her şeyi en baştan anlatmaya başladı.