Demirkan, mekânda elimi pantolonundan çekerek ayağa kalktığında elim havada kalmıştı. Masadan kalkışımız aniden olmuş, onun sabırsızlığı benim toparlanmama bile fırsat bırakmamıştı. Çantamı masadan kapmam son anda aklıma gelen bir refleks gibiydi. Hızlı adımlarla çıkışa ilerlerken eli belimdeydi, beni çıkışa doğru nazik ama otoriter bir tavırla yönlendiriyordu. Çevremde ne olup bittiğini göremiyordum; gözlerimin önüne inen kırmızı bir sis perdesi tüm dikkatimi ona kilitlemişti. Onun varlığı, aramızdaki sessiz ama yoğun enerji, mekânda bıraktığımız her şeyden daha baskındı. Kapının eşiğini geçtiğimizde akşamın serinliği tenime vurdu. Bir an ürperdim, ama bu his Demirkan’ın kolunu bedenime dolamasıyla yerini tarifsiz bir sıcaklığa bıraktı. Nefes alıp verişi yakınımdaydı, dudakları şakağımda

