DEMİRKAN Demirkan, kafenin köşesinde loş ışığın altında Gökhan’ı bekliyordu. Gözleri, önündeki kahve fincanına dikiliydi ama zihni çok başka yerlerdeydi. Kafasının içinde beliren düşünceler birbirine çarpıyor, odaklanmasına izin vermiyordu. Dora’nın yüzü her şeyden netti. O, hem çekici hem tehlikeliydi; bir anlık tutkuyla yanına çekip bir sonraki anda ellerinin arasından kayıp gitmeyi başaran bir bulut gibiydi. Kapının açıldığını duydum. Gökhan, her zamanki rahat tavırlarıyla içeri girmişti. Üzerindeki siyah deri ceketi ve gülümseyen yüzü gençliğinin enerjisini taşıyordu ama gözlerindeki yorgunluk muhasebe dosyalarının ağırlığını hatırlatıyordu. “Yine erkencisin,” dedi Gökhan karşıma otururken. Kaşlarımı kaldırarak karşılık verdim “Dakik olmak zor bir meziyet değil.” Gökhan güldü. “Da

