Zihin Oyunları

1094 Kelimeler
O an, karar verilmişti. — “Hemen laboratuvara gidiyoruz,” dedi Özgür. “Sıla tehlikede olabilir.” Laboratuvarda gerilim büyüyordu. Diana, elindeki şişeyi masaya bıraktı, parmaklarıyla nazikçe cam yüzeyi okşadı. — “Biliyor musunuz Profesör, insanlar bazen ilaçları yanlış anlar. Onlara göre her ilaç tedavi içindir. Oysa ki aynı madde, küçük bir doz farkıyla panzehir de olabilir, zehir de… İnsan zihni de böyle. Küçük bir dokunuş, küçük bir fısıltı, insanın inançlarını baştan aşağı değiştirebilir.” Sıla geri çekildi, ama gözlerini ondan ayıramıyordu. Kadının sesi sanki beynine işliyor, düşüncelerini bulandırıyordu. — “Siz benden ne istiyorsunuz?” diye sordu. Diana gülümsedi. — “Sadece konuşmak. Belki de iş birliği yapmak. Düşünün; siz insanlığı hastalıklardan kurtarmak için uğraşıyorsunuz. Ben ise insanlığın korkularını yönetmek için. Birleşirsek, dünyanın geleceğini değiştirebiliriz.” Sıla’nın zihninde fırtınalar kopuyordu. Kadının sözleri akla yatkın görünüyor, ama kalbinin derinliklerinde bir ürperti yayılıyordu. Tam o sırada laboratuvarın kapısı sertçe açıldı. İçeri Özgür ve tim girdi. Özgür’ün gözleri Diana’ya kilitlendi. — “Sıla’dan uzak dur!” Diana hiç şaşırmadı. Sakince doğruldu, dudaklarında yine o alaycı gülümseme vardı. — “Ah… kahraman geldi. Nişanlısını kurtarmaya. Ne kadar romantik.” Selim silahını doğrulttu. — “Bir adım bile atarsan yere serilirsin.” Ama Diana hiçbir korku belirtisi göstermedi. Masadaki şişeyi eline aldı, havada salladı. — “Sıkın bakalım. Bu şişe yere düşerse, buradaki herkes dakikalar içinde bilinçsiz hale gelir. İnanın bana, bunun etkisini görmek istemezsiniz.” Sıla nefesini tuttu. Özgür’ün gözleri karardı. Bir anlık tereddüt, timi felakete sürükleyebilirdi. Diana ağır adımlarla geri çekildi. — “Bu sadece başlangıç,” dedi. “Alex sizinle oynamaktan keyif alıyor. Ama ben… ben daha çok Sıla’yla ilgileniyorum.” Ve göz kırptıktan sonra arka çıkıştan kayboldu. Laboratuvar sessizliğe gömüldü. Sıla titreyen ellerini masaya koydu. Özgür hızla yanına koştu, onu kollarının arasına aldı. — “İyi misin?” Sıla gözyaşlarını tutamadı. — “O kadın… zihnime sızıyor gibiydi. Sanki beni ikna edecek, kandıracak… Özgür, ben böyle bir şeye hazır değilim.” Özgür’ün kalbi sıkıştı. Onu sıkıca sardı. — “Hiç merak etme. Seni asla yalnız bırakmayacağım.” Ama zihninin derinliklerinde bir korku yankılanıyordu: Alex’in beyin oyunları daha yeni başlamıştı. Gece ilerledikçe Alex karanlık ofisinde oturuyor, bilgisayar ekranında laboratuvardan alınan gizli kamera görüntülerini izliyordu. Diana’nın Sıla’ya yaklaşması, Özgür’ün öfke dolu bakışları, timin çaresizliği… Hepsi onun için birer satranç hamlesiydi. Alex dudaklarını kıvırdı. — “Gördün mü Diana? O kadının zihni çatlamaya hazır bir cam gibi. Küçük bir darbe, küçük bir fısıltı, ve paramparça olacak. Özgür ise onun en zayıf noktası. Onun zaafı, bizim en büyük gücümüz olacak.” Kendi kendine güldü. Çünkü biliyordu: savaş meydanlarında silahlarla kazanılan zaferler, zihinlerde kazanılanlardan çok daha küçük zaferlerdi. Ve Alex, zihinleri fethetmeye hazırlanıyordu. İstanbul’un sabahı, bir yandan kahve kokuları, bir yandan da gazete manşetleriyle doğdu. O manşetler ki, kelimelerle değil bıçaklarla açılmış yaralar gibiydi. Televizyon ekranları, internet siteleri ve sokaklarda dağıtılan bedava gazeteler aynı kelimeleri haykırıyordu: “Hayırsever Asaf’a Suikast Girişimi!” “Kahraman İş Adamı, Milletin Yanında Dimdik Durdu.” “Devletin İçinde Çatlak Sesler: Kim Koruyacak Halkı?” Saldırının hemen ertesi gününde, ülke tek bir sese kilitlenmişti. O ses, Asaf’ın kendine güvenli, ağırbaşlı ve halkın acısını paylaşan tonuydu. Gecenin dehşetini yaşayanlara, gözyaşlarıyla ama güçlü durarak seslenmişti. Artık yalnızca bir iş adamı değil, halkın gözünde bir “lider”di. Ama perde arkasında Asaf, kendi ofisinin camından şehri izlerken gülümsüyordu. Parmaklarının ucunda tuttuğu tespihi çeviriyor, her tanenin çıkardığı çıtırtıyı sanki kendi kurduğu satranç tahtasında ilerleyen taşların sesi gibi duyuyordu. Yanında Alex vardı. Koyu gri bir takım elbisenin içinde, gölgeler gibi duran gözleriyle odanın içinde bir yırtıcı gibi geziniyordu. — “Halk seni seviyor Asaf,” dedi. “Onlara dokunmayı, acılarını paylaşmayı çok iyi biliyorsun. Bizim için bu sadece bir başlangıç. Sen parlayan yüz olacaksın, ben ise gölgelerden oyunu kuracağım.” Asaf başını salladı. — “Bu millet duygusaldır Alex. Onlara gözyaşı gösterdiğinde kalplerini kazanırsın. O saldırı, bana en büyük fırsatı verdi. Artık her bağış, her yatırım, her hamle, benim elimden geçecek.” Alex dudaklarını kıvırdı. — “Ve senin parlayan yüzünün ardında, ben onların beyinlerine gireceğim. Sen kalpleri alırken, ben akılları alırım. İkisini birden ele geçirirsek, hiç kimse karşımızda duramaz.” O an, odanın derin sessizliğinde yalnızca Asaf’ın tespihinin çıtırtısı duyuldu. Tim içinse gün zor başlamıştı. Karargâhta, çatışmanın raporlarını masaya yığmışlardı. O geceyi tekrar tekrar gözden geçiriyor, her ayrıntıyı incelemeye çalışıyorlardı. İlhan sinirden yerinde duramıyordu. — “Bizi sahneye çıkardılar, seyirciye kahramanlık gösterisi yaptılar. Ama perde arkasında başka bir şey döndü! Biz hâlâ ne olduğunu çözemiyoruz.” Selim, sandalyesine yaslandı, gözleri kızgınlıktan kıpkırmızıydı. — “Asaf bu işin içinde. Benim içime sinmiyor. O adamın gözlerindeki o parıltıyı gördüm. Bir adam ölümle burun buruna gelir de bu kadar sakin duramaz. Bu işte bir hinlik var.” Yusuf, sessizce dosyaları karıştırıyordu. Ama sesi titrek bir öfkeyle çıktı: — “Asaf’ı suçlamak kolay. Ama elimizde delil yok. Halk onu kahraman biliyor. Medya, siyaset, her yer onun yanında. Biz ise, basının gözünde sadece gölgede duran askerleriz. Yarın öbür gün bizi bile hain ilan ederlerse şaşmam.” Özgür susuyordu. Çünkü içinde kopan fırtınalar kelimelere sığmıyordu. Bir yanda devletin gözünde kahraman ilan edilen bir iş adamı, diğer yanda gözlerinden gördüğü o karanlık. Ve şimdi buna eklenen başka bir dehşet vardı: Diana. Sıla’nın çevresinde dolanan, zehirli bir yılan gibi sinsice yaklaşan bir tehdit. O geceyi düşündükçe yüreği sıkışıyordu. Sıla’nın gözlerindeki korku, ellerinin titremesi, o kadının ona söylediği kelimeler… “Küçük bir fısıltı, insanın inançlarını baştan aşağı değiştirebilir.” Özgür’ün tek korkusu, bu fısıltının Sıla’nın zihnine yerleşmesiydi. Laboratuvarda ise Sıla gün boyu kendini işine gömmeye çalışmıştı. Ama ne zaman eline bir tüp alsa, Diana’nın parmaklarının dokunuşu gözlerinin önüne geliyordu. Kadının sesi kulaklarında yankılanıyordu. Akşamüstü, laboratuvarın kapısı çalındı. Sıla irkildi. Kapının önünde yine Diana vardı. Bu kez elinde bir dosya taşıyordu. — “Rahatsız etmiyorum umarım,” dedi zarif bir tebessümle. “Biliyorum, dün biraz ani oldum. Ama gerçekten sizinle konuşmak istiyorum. Bu ülke için yapabileceğimiz çok şey var.” Sıla, tereddütle onu içeri aldı. Kendi kendine kızıyordu: “Neden hayır diyemiyorum? Neden bu kadına kapımı açıyorum?” Ama merakı, ihtiyatın önüne geçmişti. Diana masaya oturdu, dosyayı açtı. İçinde kimyasal formüller, grafikler ve tablolar vardı. — “Bakın,” dedi. “Bunlar üzerinde çalıştığım bazı denemeler. İnsan beyninde kaygıyı azaltacak, hafızayı güçlendirecek maddeler… Eğer doğru şekilde kullanılırsa, savaşlarda askerlerin travmasını azaltabilir. Ama yanlış ellerde… evet, yanlış ellerde korkunç bir silaha dönüşebilir.” Sıla’nın nefesi kesildi. Dosyanın içindekiler, onun yıllardır üzerinde düşündüğü ama adım atmadığı alanlardı. Kadın sanki zihnini okumuştu. — “Bunları bana neden gösteriyorsunuz?” diye sordu. Diana’nın gözleri parladı. — “Çünkü siz doğru ellerdesiniz. Siz insanlık için çalışan bir bilim insanısınız. Ben sizinle iş birliği yapmak istiyorum. Bu ülkenin geleceği, sizin çalışmalarınızla değişebilir.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE