Nişanın ardından bir kaç gün geçmişti. Arslanı o günden beri hiç görmemiştim.Ama aklımda bana sarf ettiği sonsözler. Gözlerimin önünden o yakışıklı yüzü hiç gitmemişti. Bana ne oluyordu böyle. İçten içe de ona gıcık kaptığımı hissediyordum.
Dalgın dalgın otururken yukarından babamın bana seslendiğini duydum. Hemen ayağa kalktım ve odaya gittim. Babam bazen o kadar sert biri olurdu ki sanki gözlerine perde iner hiç birimizi tanımazdı.
İçeri girip “ Beni mi çağırdın baba?”diye sordum. Başını salladı. Yüzünde minik bir tebessümle eliyle yanına vurdu iki defa. Hemen gidip oturdum. “Kızım artık büyüdün zamanı geldi”dedi. Bu sözlerle aniden gerildim.”Neyin zamanı geldi baba?” diye sordum.
“Evlenmenin kızım. Yarın bir gün biz bu dünyadan göçüp gideceğiz. Senin tek kalmana gönlüm razı olmaz.”dedi. “ Allah korusun baba yoksa bir şeyin mi var?”diye sordum hemen. Beni göğsüne doğru çekti. Derin bir iç çekip “Şu an yok ama yarını kim bilir kızım” dedi. Sıkıca sarıldım babama. İçime kötü bir his düşmüştü. Onların yokluğunu hisseder gibi oldum. “ Ben istemiyorum baba” dedim. Ellerini omuzlarıma kandırıp beni kendinden uzaklaştırdı. Kaşları çatıldı hemen. “Ben diyorsam evleneceksin. Yarın istemeye geliyorlar ona göre hazırlan.” Sert sesi kulaklarıma doldu. Beni oda da yalnız bırakıp gitti.
İçeri annemin girdiğini görünce gözlerim doldu. “İstemiyorum anne. Ben tanımadığım biri ile evlenmek istemiyorum.” Dedim. “ Sus kız baban duyup köpürsün mü. Onlardan iyisini mi bulacaksın.” Dedi. Kalk hazırlığını yap yarın sözleniyon.” DEdi ve çıktı. Aldığım nefes ciğerlerime ulaşamıyormuş gibi geldi bir an. Boğazımda ki yumru atamadım. Kendimi çok değersiz hissetmiştim. İsmini bile bilmediğim bir ile yarın sözlendiriliyordum.
Evde duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlayınca markete diye çıktım evden. Gözümden patır patır düşen yaşlar görüş açımı bulanıklaştırıyordu.
Ağlamaktan nefret ediyordum. Heleki kendi ailem ve sevdiklerim tarafından ağlayınca daha da bir üzülüyorum.
Ellerimi hırcınca göz pınarlarıma bastırıp sildim yaşları. Nereden çıkmıştı bu evlenmek şimdi. İstemiyordum işte aşık olmadan sevmeden tanımadan evlenmek istemiyordum. İç çekişlerim henüz bitmemişken yanıma yaklaşan bir gölge gördüm. Bir kaç günde de olsa gelenin kim olduğunu anlamıştım. Ne çabuk alışmıştım onun varlığına. Baştan aşağı süzerken beni göz göze gelince kaşları çatıldı. Ellerini hemen yüzüme çıkardı. “Ne oldu sana? Neden ağlıyorsun biri bir şey mi yaptı?.” Diye ard arda sormaya başladı.
Bir yabancının gözlerimdeki acıyı görüp benim için ailemden daha çok endişelenmesi daha da çok canımı yaktı. Gözlerimden yaşlar akmaya devam etti. Tutamadım bir hıçkırıkla kaçtı dudaklarımın arasından. Ellerimi sıcak ve sert göğsüne koyup ittim onu. Kalp atışları hızlanmış göğsü hızla inip kalkıyordu. “ Bir şeyim yok. İzinsiz dokunma bana bir daha.” Diye çıkıştım ona. Tam bir adım uzaklaşacaktım ki tutup çekti beni. “ Yakında kocan olacağım şimdiden bu dokunuşlara alışsan iyi olur. Dedi.
Beyinimden vurulmuşa döndüm. Babamın beni vereceği adam bu muydu. Yoksa geçen günki yakınlaşmalarımızı gören mahalleli hakkımızda ileri geri mi konuşmuştu. Belkide babamın kulağına gitmiştir. “ Ya sen bana sordun mu?” Dedim. İçimi saran öfke ile onu şu anda öldürmek istiyordum. Sanki pazardan 1 kilo elma alıyordu. “ Neyi sordum mu?” Dedi. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Bu gün benim imtihanımdı galiba.
“ Seninle evlenmek istediğimi diyorum bana sordun mu diyorum”. Sabrım iyice taşmıştı. “ Sen nişanda öyle önümde peri kızı gibi süzülünce bende gönlün var sandım. “ dedi. Gözlerinde ki sıcaklık içime işlemişti sanki. Ama hala anlamış değildim. Sözleriyle benimle alay mı ediyordu yoksa gerçekten beni beğenmiş ve evlenmek mi istemişti.
“Süzülmek mi, ben mi senin önünde süzülmüşüm orada bir sürü insan vardı ben o hizmeti sadece sana mı yaptım.” Rüzgarın savurup yüzüme çarptığı saçlarımı parmaklarımı aralarına sokarak geçirdim. Geriye doğru savurdum. Gözleri kumral saçlarıma kaydı. Saçlarımın tepeden süzülerek dökülüşünü izledi bir müddet.
Birden ortam sessizleşti. Garip bir çekim oldu aramızda. Aslında ona çok sinirliydim ama susunca kavga da edemiyordum.Beni böyle çok değerli bir şeye bakar gibi süzünce utanmıştım. Sesim içime kaçmıştı. “ Ne bakıyorsun sapık gibi sabahtandır.” Diye mırıldandım. Sesim bir kedi miyavlaması gibi çıkmıştı.
Gözlerini kısıp ne dediğimi anlamaya çalıştı. “ Heh birde sapığın olmadığım kalmıştı o da oldu. Sen benim ne sapıklığımı gördün bu zamana kadar?” Diye sordu. Bu sözlerim onu kızdırmıştı yüz ifadesi aniden sertleşti.
“Ben de bunu anlamıyorum ki ? Seni toplsan iki haftadır tanıyorum. Sen gelmiş bana evleneceğiz diyorsun.” Gözleri gözlerimde asılı kaldı.