6. Bölüm /Suruç
Şu zamana kadar muhtarım ve korumalarımla beş köyü gezmiş çoğu köylünün mevsim işçisi olarak başka şehirlere gittikleri için çocukların eğitiminin neredeyse hiç olmadığını tespit etmiştik. Ve ben kara kara bu işi nasıl çözeceğim diye düşünüyordum, bizim acilen bir yurda ve merhametli personellere ihtiyacımız olduğu üzerinde dönüp duruyordum. Bu civardaki köylerin hepsine bakıp ve ailelerini ikna edebilirsek bu yurdu üç ayda bitirebilirdik.
Bugün yine cumartesiydi ve ben muhtarım, korumalarım ile gideceğimiz iki köye doğru yola çıkmıştık. Muhtarım Seyit amca sayesinde gideceğimiz köyler hakkında önceden muhtarlardan bilgi alıyorduk. Nüfusları oldukça azdı ama yine de orta da bir köy vardı ve en önemlisi öğrenmeye ihtiyacı olan öğrencilerim vardı. İlçe milli eğitim bir ara bu yardımlarımıza engel olmaya çalışmıştı çünkü onların görevine balta vuruyorduk. Bir iki kere sorun çıkarttıklarında Hakkı bey araya girmiş bize tüm kapıları sorunsuz açmıştı. Kimsenin işine engel olmak istemiyordum ama onlarda kendi işlerini düzgün yapsalardı dimi. Sınıra doğru iyice yaklaşıyorduk, muhtarım tedirgin olmaya başladığını yerinden kıpırdanmasından anlıyordum.
“Bir sorun mu var Seyit amca?”
“Kızım bu köye gitmesek olmaz mı?” hayda buda nerden çıkmıştı.
“Neden Seyit amca.?”
“Kızım bu köy, sınır köyü ve burada çok fazla terörist dolanır.” Dedi titreyen sesiyle tehlikeli bir durumun olduğunu sezmiştim. Hamza abi belindeki silahını çıkartıp kurşunlarını kontrol etmiş Mahmut abi ise dikkatle etrafı süzüp arabayı kullanıyordu.
“Seyit muhtar haklı Ödül öğretmen” dedi
“Neden abi neden?”
“Burada köylü ile teröristler iç içe her an karşımıza çıkabilir.” Sinirlenmiş, aynı zamanda da bende tedirgin olmuştum. Ama beni yolumdan kimse vazgeçiremezdi.
“Hamza abi.. Burası Türkiye Cumhuriyeti değil mi?”
“O nasıl söz öğretmen hanım. Tabi ki Türkiye Cumhuriyeti” dedi gururla.
“O zaman abi bizde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup desteğe ihtiyacı olan tüm aile ve çocuklara elimizi uzatacağız. Uzatacağız ki onlar kendilerini çaresiz hissetmesinler.” Dedim. Sözlerimle muhtar biraz sakinleşmişti ama gözleri hala titriyordu.
“Öğretmen hanımın burada teröristler tefecilik yapar az miktarda köylüye para verir geri ödemesinde ise yüklü miktar ister. Buna gücü yetmeyen köylü ödeyemeyince onlarda o aileyi çol çocuk demeden kendisine köle eder borç bitene kadar tabiri caiz ise köle gibi çalıştırır, ama bu borç faize bindiği için hiç bitmez onlarda ömürleri boyunca karın tokluğuna çalışırlar” dedi.
Bu duyduklarım gerçek olamazdı dimi? Deliriyordum abi insan değilsiniz merhametiniz vicdanınız yok. Gözlerim sinirimden kocaman olmuştu.
“Asıl bu köye yoğunlaşmamız gerekiyor. Bu halkın bize ihtiyacı var o çocukların umutlarını yok etmişler. Biz de onlara umut olmalıyız. Yoksa nasıl kendimize insan deriz.” Dedim sinirle.
“Haklısın kızım ama..”
“Tamam Seyit amca hele bir gidelim bakalım ona göre hareket ederiz.”
“Ödül, inancını biliyorum ama dikkatli ol tamam mı abim” dedi Hamza abi. Çok güzel şekilde tanışmamıştık ama bana hep destek olmuştu abi gibi kollarını açmıştı Hamza abi.
“Abi merak etme nerede nasıl konuşacağımı iyi biliyorum. Hem sen yanımdasın kimse bana yaklaşamaz” deyip onlara güvendiğimi belirttim. Hamza abi zaten çok iri yarı biri ve keskin kemikli yüz hatlarına sahipti, tipine bakan yolunu değiştirirdi hemen.
Mahmut abi toprak yola girince jeepin hızını iyice düşürmüştü. Kısa süre sonra köy meydanına vardık ve arabadan muhtar ile Mahmut abi indi. Hamza abide aşağıya inip sigarasını yaktı ve dikkatle etrafa bakıyordu. Bende köyü inceliyordum çok eski bir köydü, evler kerpiçtendi ve yolları yoktu. Yağan yağmurdan dolayı hemen hemen her yer çamurluydu. Sokağa daha dikkatli bakınca sokakta hiç çocuk olmadığını görünce şaşırdım. Sanki ölüm sessizliği vardı. Derin düşüncelere dalmışken çalan telefonla kendime geldim. Arayan annemdi. Hemen telefondaki yeşil ikana basıp görüntülü aramayı cevapladım.
“Annecimm”
“Merhaba güzel kızım.”
“Merhaba annem”
“Nasılsın kızım.”
“İyiyim anne bir köye ziyarete geldik. Muhtarımın gelmesini bekliyorum.”
“Neredesiniz?
“Sınıra yakın bir yerdeyiz annem”
“Anladım kızım şansın bol olsun.”
“Bir şey mi oldu annem?”
“Yok kızım öyle biran içim daraldı sesini duymak istedim. Dikkatli ol tamam mı güzel kızım.”
“Merak etme annem yanımda iki tana tabiri caizse çam yarması gibi korumam var” dedim muzurca.
“Ödüüllll!!” diye annemin sesi arabada yankılanınca gözlerimi kısa biran kapatıp açtım.
“Şaka yapıyorum annem” dedim.
“Kızım lütfen kimin kızı olduğunu unutma. Adına yakışır şekilde devam et.”
“Merak etme annem” dediğimde Seyit muhtarım araba camını tıklatmıştı.
“Annem şimdi gitmem lazım”
“Allaha emanet oldu kızım” dedi ve telefonu kapattık. Hadi bakalım inelim şimdi de bu köy halkı ile bir tanışalım. Çantamı ve evraklarımı alıp kapıyı açtım.
“Ya Allah Ya Bismillah” deyip indim ve Hamza abim ve muhtarım önde ben ve Mahmut abim arkada kahvehaneye doğru ilerlemeye başladık. Çamurlara batıp duruyordum en son Mahmut abi koluma girip bana destek olmuştu. Ona minnet dolu gözlerimle baktım. Hamza abi kahvehanenin kapısını açıp içeri girdi arkasında da muhtarım sonrada ben girdim Mahmut abi kapıda duruyordu. Köyün muhtarı kıpkırmızı bir suratla bize yaklaştı. Türkçe konuşmadığı için dediği hiçbir şeyi anlamamıştım. Sonra bana gösterdiği yere doğru geçip hemen hemen dolmuş kahvehaneye baktım.
“Selamünaleyküm abilerim” dedim ve hemen hemen hepsinin yüzüne baktım. Bir kaç kişi yarım ağız,
“Aleykümselam” dediler. Kocaman gözlerimi kısıp baktım. Allahın selamını bile kabul etmediler. Neyse kendini toparla Ödül.
“Ben Ödül Eroğlu, Mehmet Akif Ersoy ilkokulunun öğretmeniyim. Bugün buraya size bir projemden bahsetmek için muhtarım ile geldim.” Kimseden çıt çıkmıyordu ama beni pür dikkat dinliyordu. Biri hariç! O adama dikkat vermeden konuşmama devam ettim.
“ Son bir kaç haftada, bir çok köyü ziyaret ettik ve mevsimlik çalışan ailelerimize ya da ekonomik durumlarından dolayı çocuklarını okula gönderemeyen ailelere el uzatıp destek olduk. Bugün yolumuz bu köye rast geldi. Şimdi ekonomik durumu olmayan aileleri bulup onlara destek vereceğiz. Sonra okul uzak olduğu için gidemeyen çocuklarımız için gerekirse servis gerekirse yurt yapacağız. Yeter ki çocuklarımız okusun umutları solmasın.” Dedim.
Sustum, herkes deminden beri bana ters ters bakan kişiye bakışlarını çevirdiğinde bende istemsizce bakışlarımı o adama çevirdim. Kimseden ses çıkmıyordu.
“Bakın amcalarım abilerim. Çocuklarımız yarın bizleri iyileştirecek doktor, eğitecek öğretmen, savunacak avukat, koruyacak polis olacaklar” daha cümlemi bitirmeden o adam istifini bozmadan bana baktı ve pis bir sırıtışla ayağa kalkıp karşıma gelip durdu. Leş gibi kokuyordu, kokusundan istemsizce yüzüm buruştu. Etrafımda bir tur dönüp tiksinç bakışlarıyla beni süzdü. Tüylerim ürperdi ama irademi koruyup dimdik durmaya devam ettim. Muhtarım hemen ayağa kalkmıştı.
“Okusunlar da senin gibi utanmadan arlanmadan erkek kahvesine gelip böyle kendilerini mi göstersinler.” Sakin ol Ödül, sakin ol, her zaman böyle pis düşünceli insanlar karşına çıkacaktı buda onlardan biri işte diye içimden kendime telkinler veriyordum ama damarımda akan deli kanım kaynıyordu bile. Onu yok sayarak bir iki adım öne doğru adım atıp tekrar köylülere baktım
“Amcalarım gereken maddi destek sağlanacak, sizden ricam bunu iyice düşünmeniz.”
“Evet evet iyice düşünün sonra da kızlarınızın bu fahişe gibi kendisini erkeklere göstersin” dediğinde muhtarım bir iki adım yanım doğru gelmeye başlamıştı. Ben ise kaynayan kanımı, atan tepemin tasını, taşan sabrımı bir kenara bırakıp hızlıca arkamı döndüm ve o pis adamın suratının ortasına en sağlamından tokadı bastım. Kahvehanede elimin çıplak tene çarpan tok sesi yayılmıştı.
“Asıl sizin ruhunuz fahişe” dedim bağırarak deliye dönmüştüm, bu adam bana nasıl böyle hitap edebilirdi. Attığım tokadın tesirinden hızlıca çıkan adam anından başıma metal silahı dayadı. O sırada kahvede oturan üç kişi hemen ayaklanıp ellerindeki silahı bana doğrulttu. Korkmuyordum asla, sadece bu adamı çılgınca öldürmek istiyordum. İçerideki hareketlenmeyi sezen Hamza abi kapıyı açıp içeri baktığı anda o üç kişiden biri ona iki el sıktı, silah sesi ile içeri Mahmut abide girince ona da sıktılar ikisi yere yığılmıştı ve karınlarından akan kanlar kahvehanenin soğuk betonuna sızıyordu. Dehşete düşmüş gibiydim. Boğazımda kocaman bir yumru varmış yutkunamıyordum, gözlerimdeki yaşlar sel gibi akıyordu ağzımdan zorlukla
“Hamza abi” çıkmıştı bir adım atmıştım ki o adam beni kolumdan tuttu ve sertçe geri çekti. Bakışlarım muhtarıma kayınca onunda kolundan tutulmuş başına silah dayanmış şekilde gördüm.
“Gel bakalım seni fahişe sana bu tokadın hesabını herkesin gözü önünde soracağım. SOYUN!!” dedi buz gibi sesle. Damarlarımdan kanımın çekildiğini hissettim sinirden başıma ağrılar girmiş, kalbim delicesine çarpıyordu. Bu, bu adam demeye bin şahit isteyen kişi az önce bana ne demişti? Duruşumu dikleştirip sertçe kolumu elinden çektim. Yüzüne iğrenerek bakıp çenemi yükselttim
“NE CÜRRETLE HA NE CÜRRETLE” dedim bağırarak. Suratıma öyle sert bir tokat attı ki, başım sağa doğru şiddetle çevrildi. Dudağımın patladığını ağzımın içine sızan metalik tattan anlıyordum. Elinin izinin çıktığını da. Gözlerim dolu verdi hemen, canım yandığı için değil! gururumdan böyle pis bir adamın bana temasından. Hırsla başımı geri çevirip korkusuzca gözlerinin içine baktım tekrar duruşumu dikleştirdim ve yüzüme ukala bir sırıtış ekledim.
“Keşke daha sert vursaymışım” dedim adama bakarak. Arkamdan ismimi duyunca hemen döndüm ve kapı eşiğinde kanlar içerisinde yatan Hamza abime baktım.
“Ödül kaç” dedi ve arkasından Kürtçe “ Hakkı ağa bunu sizin yanınıza bırakmaz” diye mırıldanınca o üç kişi panikle hemen yanımıza geldi.
“Başkan bunlar Hakkı ağanın adamları” korkmuşlardı hem de it gibi o zaman daha çok cesaretlendim ve
“Ne oldu ha! Neden sustunuz?” dedim alayla. “ Gücünüz anca kadınlara yetiyor değil mi soysuzlar” diye bağırdım. Onlar birbirlerine bakıp bir şeyler konuşuyordu. Benim gözüm ise Hamza ve Mahmut abimdeydi.
“Hakkı ağa bulursa bizi sağ komaz, bırak şu karıyı sınırı geçek hemen” dedi. Anından toparlanıp bana baktı ve O başkan diye adlandırdıkları adam
“Alın kızı gidiyoruz” dedi.
“Başkan kızı napacan sık kafasına gün batmadan sınırı geçek” dedi.
“Olmaz onu bırakıp gidersek bizi kurşuna dizer ama onu da yanımız da götürürsek işte o zaman bir şansımız olur.”
“Neden bu karıya bu kadar taktın ki iki konuşur giderdi bunlar bize olan korkularından dolayı zaten kabul etmeyeceklerdi” dedi ve korkarak sakallarını kaşıdı.
“Hadi başkan hadiii” diye koluna girince hızlıca silahın kabzası ile boynuma vurunca gözlerim aniden kapanmıştı.
Yazardan..
Korumalar içerideki hareketliliği fark ettiğinde hızlıca içeriye girmişlerdi ama hazırlıksız yakalanıp vücutlarına yedikleri kurşunlar ile yere yığılmışlardı. Hamza, Ödülün onların omuzunda götürüldüğünü görünce kalan son gücüyle cebindeki telefonu çıkartıp Hakkı ağayı aradı. Aradı ama Hakkı ağa o an uçakla İstanbul’a gittiği için telefonu kapalıydı. Son çare olarak Cesur ağanın numarasını çevirdi. Uzunca bir çalmadan sonra Cesur ağa sinirle telefonu açtı.
“Ne var neee!” diye resmen telefonda gürlemişti. Sesinden korkacak kadar bile takati kalmayan Hamza son gücüyle konuşmaya çalıştı.
“Ağam öğretmeni kaçırdılar” Cesur ne dediğini anlamaya çalışıyordu ama Hamza’nın kesik kesik gelen sesinden işlerin kötü olduğunu hemen anlamıştı. Bulunduğu toplantı odasından çıkıp teşkilatın koridorunda ilerlemeye başladı.
“Ne öğretmeni lan!”
“Ödül öğretmeni teröristler kaçırdı bizi de vurdular.” Dedi ve kısık kısık aldığı nefesi de tükenince sustu.
Cesur adım atacak gücü kendinde birden göremedi. O dağ gibi boylu poslu adam biranda küçücük kalmıştı sanki. Kulakları uğuldadı, kalbine aniden kuvvetli bir sancı girmiş gibi hissetti o kocaman ellerini geniş göğsüne dayayıp ovmaya ve zorla da olsa nefes almaya çalıştı kısa bir şok geçirmişti ama o kocaman elleri ile yüzüne sert bir tokat atıp kendine geldi ve
“Neredesiniz?”
“Suruç’taki sınıra yakın son köy” dedi ve elindeki telefon sertçe yere düşüp nefesinin kesildiğini hissetti Hamza.
Cesur sinirden ve korkudan delirmek üzereydi.
“Portakal çiçeği” diyebildi zorla.
Merhaba sevgili okur arkadaşlarım Güzeşte’ye beklenen bölüm sonunda geldi. Umarım bu bölümü okurken zevk alır ve beğenirsiniz. Bana bol bol yorum yaparak destek olmanızı istiyorum. Hepinize keyifli okumalar diliyorum hoşça kalın..