5.Bölüm / Köy okulları

1721 Kelimeler
5. Bölüm/ Köy okulları Ödül’ün anlatımı... Şanlıurfa’ya geleli üç hafta olmuştu. Abim, site içerisinde güvenliği olan eşyalı bir apartman dairesi ayarlamıştı. Kısa sürede annem ile oraya taşınıp kendi özel eşyalarımı da itina ile yerleştirmiştik. Evime yerleştikten sonra abim işi gereği dönmek zorunda kalmıştı ama annem bir kaç hafta daha benimle kalacaktı. Milli eğitim ilçe şubesinde evraklarımı onayladıktan sonra okulun yolunu annem ile tutmuştuk. Bu okula belli bir yardım yapılmış ama yapılan yardımlar doğru düzgün değerlendirilmemişti. Mesela birisi okula oldukça fazla zemin için ahşap parke göndermiş ama o hademe odasında öylece duruyordu. Okulum küçük üç sınıftan ibretti. Buraya öncelikle oyun parkı ve çocukların gelişimini sağlayacak diğer aktivite aletleri almak gerekiyordu. Ben okulun dışını incelerken annemde hemen kırtasiye malzemeleri fotokopi makinası gibi eksikleri tespit edip not alıyordu. Hemen kot pantolonumun paçalarını sıyırıp başıma bir Balıklıgöl’den aldığım mavi şalımı bağladım kollarımı sıvazlayıp hademe odasındaki süpürge ve küreği alıp okul bahçesine giriştim. Her yeri ot çer çöp kaplamıştı. Ne kadar süre uğraştığımı bilmiyordum ki altında siyah şalvarı başında kasketi olan tonton sınıfına girmesine az kalmış bir amca okulun kapısından içeri girdi. “Koley gele hele gızım al şu suyu içiver.” “ Sağ olun efendim.” Deyip bana uzattığı şişeyi aldım ve içmeye başladım. “Sen yeni gelen örtmensin?” “ Evet efendim, bu okulun yeni öğretmeni benim.” “Hayırlı gelesin inşallah” “Teşekkür ederim” dediğimde annemde içerden çıkmıştı. “Yardıma ihtiyacın var gibi çağırayım bizim köyün çocuklarını sana yardım etsin.” “Merhaba beyefendi isminizi öğrenebilir miyim?” dedi annem. “İsmim Seyittir hanımım.” “Memnun oldum Seyit efendi, ben emekli okul müdürü Firuzan Eroğlu bu da kızım Ödül.” “Hoş gelmişseniz” “ Seyit efendi sen bize bir kaç usta ayarla bu okulun sıvası ve yer döşemesi tamirden geçmesi gerekiyor” “Hemen hanımım ben bu kötün muhtarıyım hemen size yardım edecek kişileri bulurum” dedi çok heyecanlandı birden. “Sizde acıkmışsınızdır ben hemen size yemek getireyim.” Deyip olacağı kadar hızla yürümeye başladı. O sırada annem elindeki listeyi gösterdi, “Kızım bunlar okul içi ihtiyaçlar, eve geçince sipariş verelim getirsinler” “Tamam anne bende muhtara bir sorayım park eşyaları nerede satılıyormuş Urfa’da” ben bahçeyi az çok toparlamıştım kafamda nereye neyi nasıl yerleştireceğimi belirlemiştim bile. Muhtarı yanında iki tane hanım ellerinde tencerelerle görünce çok acıktığımızı da anlamış olmuştuk. Hemen köşedeki ağacın altına yer sofrası kurdular. Ellerimizi yıkayıp sofraya oturduk annemle. Yemekleri yerken kadınlardan biri, “Öğretmen hanım sizde hemen gitmeyeceksiniz dimi?” diye sordu. Elimdeki ekmeği boğazıma götüremedim, gözlerindeki çaresizlik beni sarsmıştı. “Merak etmeyin bu okuldaki görev sürem altı yıl, bende altı yıl boyunca burada olacağım” dedim onları temin ederek. Muhtar, “Buraya gelen her öğretmen en fazla bir sene ya da üç ay kalıyor ve bir şekilde geri gidiyor. Yeni gelecek öğretmeni beklerken çok zaman geçiyor çocuklar öylece ortada kalıyor.” Dedi “ Siz merak etmeyin benden uzun süre kurtulamayacaksınız” dedim gülerek. Hepsi bana baktı rahat nefes almışlardı. “Muhtarım bana okula gidemeyen çocukların listesi lazım, ben onları okula getirmek istiyorum. Gerekli maddi manevi desteği sağlayacağım.” “Tamam hoca hanım, iki güne kadar listeyi oluştururum. Bu köyün insanları sezonluk işe giderler. Ama gelmeleri yakındır.” Yemek işimiz bitince bir kaç konu hakkında daha konuştuk. Ve bana yardımcı olacağına dair söz verdi. ***** **** **** Günlerim okulu tadilat ederek eksikleri tamamlayarak geçiyordu. Bu sırada sosyal medyada yardıma muhtaç okulların bana rahatça ulaşabilmeleri için bir hesap açmıştım. Köy okulu öğretmenleri bana bu şekilde ulaşıp eksiklerini bildiriyorlardı. Annemde Kıbrıs’a geri dönmüştü, her ne kadar dikkat çekerim diye istemesem de babam benim için kurşun geçirmez Volvo marka bir araç almıştı. Seyit muhtarımla el ele verip hem okulları hem de yardıma muhtaç çocukları kolayca tespit ediyorduk. Artık okulda açılmıştı okuldaki tek öğretmen olduğum için yaş grupları farklı da olsa öğrencileri tek sınıfta toplayıp eğitime başlamıştım. Sezonluk işten dönen ailelerde muhtarın sayesinde çocukları okula yolluyorlardı. Biraz zor oluyordu ama idare ediyordum. Şanlıurfa’ da iki buçuk ayda benim okuluma yakın yerlerdeki bir çok öğretmenle iletişime geçip okulları tek tek gezip eksikleri tamamlıyordum. Annem ve babam bu konuda her türlü maddi desteği sağlıyorlardı. Günlerim güzel bir telaş içerisinde geçiyordu ve ben iyice buraya alışmaya başlamıştım. Bu arada bay lacivert göz ara sıra aklıma gelmiyor diyemezdim. Ama onunla hiç karşılaşmamıştım. Aniden burnuma gelen okyanus kokusu çarpıyordu etrafıma bakıyordum o yoktu, beynim benimle alenen dalga geçiyordu. Ne işi olurdu ki benimle koskoca ağa oğlunun hıhh. Yine bir Cuma çıkışı muhtarın yanına gittim. “Gelesin hoca hanım” deyip beni içeri buyur etti. Çantamı sehpaya koyup karşısına oturdum. “Hoca hanım, bir kaç aile var maddi imkansızlık yaşıyor. Onlar sabah buraya geldi nasıl yapsak bilemedim.” Dedi hüzünlü bir sesle. “Sorun değil muhtarım gidip görelim bir öncelikle evlerine yardım ederiz sonra varsa okul çağına gelmiş çocukları onları...” diyemeden muhtarın odasına iki tane iri kıyım siyah takım elbise giymiş adam girdi. Muhtarın rengi attı bir onlara bir muhtara baktım. Seyit muhtar ayağa kalkıverdi hemen. “Köye gelen yeni öğretmeni ağam istiyor” dedi siyah takım elbiseli iri yarı adamlardan biri. Muhtar bana tereddütle baktı ekim ayının sonuna gelmiştik ama muhtarın başından aşağıya doğru ter basmıştı. Onun halini görünce bir anlık şok olsam da tedirgin olduğumu belli etmedim ne de olsa ben Ödül Eroğlu’ydum kimseden kolay kolay korkmazdım. “Ne yapacaksınız öğretmeni?” diye sordum gözlerinin içine bakarak. “Orasını biz bilemeyiz, ağam istiyor” dediler. Muhtar bana baktı aradıkları öğretmenin ben olduğumu söylemek istemiyordu ama korktuğu çok belliydi. Ayağa kalktım. “Hoca hanım gitsen iyi olur. Sonra aksilik çıkabilir” dedi tedirgince. Orta sehpadan çantamı alıp, “Aradığınız öğretmen benim” dedim dimdik bir şekilde. Onlarda kapıdan bir adım geri çıkıp, “Buyurun öğretmen hanım” diyerek bana kendi araçlarını gösterdi. “Siz önden gidin benim aracım var sizi takip ederim” dedim. İnanmak istemediler. “Ben bu okulun öğretmeniyim kaçacak kadar aptal biri değilim” deyip çantamdan arabanın anahtarını çıkardım ve aracıma doğru yürüdüm. Hala orada dikiliyorlardı. “İsterseniz biriniz benim arabamla gelebilir” deyince hemen bir tanesi anahtarıma uzandı bende itiraz etmedim. “Burası şehre uzak bir yer nereye gideceğimi bilmiyorum geri dönüşte arabam bana lazım olacak.” Dedim. Diğeri hemen kendi arabasına bindi öbürü de benim aracıma bende arka koltuğa geçtim yanında oturacak değildim. Kırk beş dakika kadar bir zaman sonra devasa bir binanın önünde durduk. Üzerinde “Haşimoğlu Grup” yazıyordu. Aracımız durunca güvenlik hemen kapımı açtı ve beni almaya gelen iki adamla birlikte binaya giriş yaptık. Asansöre yönlendirdiler. Asansörde yönetici katı düğmesine bastılar. İstediğimiz kata gelince kapılar açıldı ve büyük gösterişli bir ahşap kapıyı çalarak içeri girdik. Benimle gelen adamlar kapının dışında kaldı. Şuana kadar metanetimi korumuştum ama şimdi kalbim korkuyla çarpmaya başlamıştı. Krem gri tonlarında oldukça gösterişli bir ofisti burası karşımda ki kişiyi görünce kısa biran duraksadım bu adam.. o da beni görünce anlık bir şaşkınlık yaşadı benim gibi hemen toparlanıp ayağa kalktı ve bana doğru adımlamaya başladı. Cesur gerçekten babasına çok benziyordu. Karşımda tüm heybetiyle adımlayan Hakkı Haşimoğlu duruyordu. “Şaşkınlığımı maruz görün lütfen. Karşımda sizi görmeyi beklemiyordum.” Dedi gayet kibar bir şekilde elini uzattı. Uzattığı eli sıktım ve, “Merhaba Hakkı bey.” Dedim “Ödüldü değil mi?” dedi gülümseyerek. “Evet Ödül” dedim bende. “Buyurun oturun” dedi biraz duraksadı. “ Demek tüm Urfa’ya nam salan iyilik meleği öğretmen sendin. İnan çok sevindim.” Dedi gerçekten mutluydu gözlerinin içi gülüyordu resmen. İçime bir rahatlama çöktü rahatça bana gösterdiği koltuğa oturup çantamı kenara koydum. “Görüyorum ki bu durumum hoşunuza gitmiş” dedim. “İznin olursa sana kızım diye hitap etmek istiyorum” dedi. “Nasıl isterseniz. Aslında yaptığım şeye mani olmak için beni buraya çağırdığınızı düşünmüştüm.” “ Hiç olur mu öyle şey? Kızım.. kızım size çok benziyor oda öğretmenlik okuyordu. Ve hayali sizin gibi okullara çocuklara yardım eli uzatmaktı. Ama yanımızdan erken ayrıldı, onu kaybettik." dediğinde sesi titriyordu gözleri de buğulanmıştı. “Başınız sağ olsun” diyebildim zorlukla.. aniden toparlandı ve oturuşunu dikleştirdi gözlerini gözlerime kilitledi ciddi bir şey diyecekti anlaşılan. “Aslında senin yaptığını benim yapmam gerekiyordu. İhmal ettim. Şimdi gelelim seni buraya neden çağırdığıma. Senin ile işbirliği yapmak istiyorum. Sen yardıma muhtaç okulları özellikle maddi destek gereken aileleri ve imkansızlıktan okula gidemeyen çocukları belirle bende sana maddi yardım vereceğim. Okulsa okul, yurtsa yurt, servis ise servis ayarlayayım.” Dedi. Oldukça şaşkındım duyduklarım hoşuma gitmişti ama ben zaten bunları elimden geldiğince yapıyordum. “ Sana iki koruma vereyim, sende muhtarla birlikte yaptığınız işe devam edin bende size destek olayım.” Düşünüyordum yardıma ihtiyacım var mıydı ki? Ailem istediğim kadar veriyordu zaten. “Hakkı bey, öncelikle ince nezaketiniz için teşekkür ederim. Ailemi tanıyorsunuz onlar bana bu konuda yeterince maddi destek sağlıyorlar. Zaten çoğu okulda yenilenmiş” dediğim an gözlerim belindeki silaha ilişince resmen seslice yutkundum. Bugünlük korku limitimi doldurmuştum. Hemen üç yüz atmış derece dönerek, “Tabi ki neden olmasın sonuçta siz buraların ağasısınız.” Dedim bir çırpıda. Hemen yüzünde memnun bir ifade yer aldı. Sonra masasından bir dosyayı bana uzattı. “Bu dosyada adınıza açılmış bir banka hesabı var içerisine belli bir miktar para aktarılacak. Sizden tek ricam bana yapacağınız yardım yerinin önceki ve sonraki halini ve yapılan her yardımı tek tek rapor etmenizi istiyorum. Hesap da ki para biterse bu benim kartım bana ulaş gerisini ben hallederim.” Elindeki dosyayı aldım. “Elimden geleni yapacağım, şimdi müsaadeniz ile ben kalkayım önce muhtarımla görüşeyim.” Dedim ayağa kalkarak. “Kızım, seni buraya getiren Hamza ve Mahmut bundan sonra senin yanında olacaklar. Onların telefonunu kaydet. Her zaman beni araya bilirsin.” “Teşekkür ederim. İyi günler Hakkı bey” dedim ve odasında dışarıya adım attım. Bugünlük yaşadığım gerilim bana yeterdi. Asansörün orada bekleyen iki yeni korumama baktım. “Anahtarımı alabilir miyim?” “Öğretmen hanım biz götürseydik.” “Ne münasebet ben giderim anahtar lütfen” dedim sert bir şekilde. Anahtarı uzattılar ve asansör düğmesine bastılar. Hızlıca binadan çıkıp aracıma bindiğim gibi evime doğru yol aldım. Sonra bugün hiç kahve içmediğim aklıma gelince şehir merkezindeki her sabah kahve aldığım kafeye uğradım. Yine burnuma o beni sarsan okyanus kokusu ilişti. Hemen sağıma soluma baktım ama yine kimse yoktu. Beynim beni sanrılar içerisinde bırakmaya çok hevesliydi. Amerikano kahve alıp aracıma bindim hemen. Kahvemi içerek evime girdim. Hakkı beyin dediklerini düşündüm ve sosyal medya hesabımdan bir post yayınladım. Bu sefer çerçeveyi geniş tuttum tüm Şanlıurfa’yı kapsayacak yardım hareketini başlattım. Sonra muhtarımı arayıp bu durumu anlattım. Bundan sonra hafta sonları köy köy gezecektik. Yorumlarınız ile desteğinizi eksik etmeyin lütfen. Keyifli okumalar dilerim..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE