Ateş, ekranda yanıp sönen mesajı okurken yüzü gölgelenmişti. Kaşları çatılmış, dudakları sıkıca kapanmıştı. Parmağı, telefonun ekranında belirsizce gezindi. Gözlerini benden kaçırıyordu. “Bu ne demek?” diye sordum, kalbim hızla çarparken. Ateş derin bir nefes aldı ve telefonu cebine koydu. “Önemsiz.” “Önemsiz mi?” diye tekrarladım, gözlerimi kısmıştım. “Ateş, lütfen. Beni bu işin dışında tutamazsın. Bunu biliyorsun.” Gözlerimin içine baktı, yüzündeki gerginlik çözülmese de bir an tereddüt etti. Sonra, iç çekerek başını salladı. “Tamam. Ama önce buradan çıkalım.” Biraz sonra arabaya binmiş, şehir merkezine doğru ilerliyorduk. Ateş direksiyona sıkıca tutunmuş, düşüncelere dalmıştı. Dışarıdaki sokak lambalarının ışıkları yüzüne vuruyor, gölgeler gözlerinin içinde daha da derinleşiyordu.

