Sessiz bir geceydi. Gökyüzü yıldızsız, karanlık bir battaniye gibi üzerimi örtüyordu. Bir kuşun kanat çırpışını andıran rüzgârın sesi kulaklarımı doldurdu. Nefesim kısa ve hızlıydı; avcı kulübesinin gölgeli köşelerinde bir türlü sakinleşemiyordum. Ateş’in evinden kaçışımdan bu yana geçen günler boyunca huzurlu bir uyku nedir bilmemiştim. O gece uyuyakalmışım. Ancak huzursuz bir şey beni uykumun derinliklerinden çekip aldı. Gözlerimi açtığımda, kulübenin içine dolan belli belirsiz bir tıkırtı duydum. İçimde yükselen bir ürpertiyle yerimden doğruldum. Tüm kaslarım gerilmiş, adeta tetikteydim. Nefesimi tutarak kulübenin köşelerine bakındım. Hiçbir şey göremedim. Ama içimdeki his gitmiyordu; biri ya da bir şey beni izliyordu. Usulca yerdeki çizmelerimi giydim ve masanın köşesinden mutfak bıç

