Ertesi gün, gün batımına doğru yola çıktım. Ateş’in verdiği adres ormanın derinliklerindeydi. Kalbim hızla çarpıyordu; merak, korku ve heyecan birbirine karışmıştı. Kâğıtta yazan sözler zihnimde yankılanıyordu: “Ne olursa olsun buraya gel. Cevapları istiyorsan güvenmek zorundasın.” Ateş’e güvenmeli miydim? İçimdeki kuşkulara rağmen, gerçekleri öğrenmek için başka seçeneğim yoktu. Adrese vardığımda karşımda eski, yıkık dökük bir okul binası buldum. Duvarları yosun tutmuş, camları kırılmıştı. Burası terk edilmiş gibiydi. Ama içeride bir şeyler olduğu kesindi; içgüdülerim bunu fısıldıyordu. Kapının önünde kısa bir süre durup nefesimi düzenlemeye çalıştım. İçimdeki korkuyu bastırıp kapıyı yavaşça açtım. İçeri girdiğimde ağır bir sessizlik beni karşıladı. Koridorun duvarlarında yer yer çatlak

