Ormanın derinliklerinden sıyrılıp Ateş’in arabasına bindiğimizde içimde garip bir huzur vardı, ama aynı zamanda tarifsiz bir gerginlik. Sessizlik, arabada yankılanan motorun sesiyle bozuluyordu. Ateş, her zamanki gibi ifadesiz bir yüzle direksiyonu tutuyor, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Yanında otururken kendimi küçücük hissediyordum; onun gücü ve otoritesi adeta havayı dolduruyordu. "Ateş," dedim sonunda, sessizliği bozarak. "Selim’in söyledikleri doğru mu? Gerçekten benim yüzümden mi bu kadar şey yaşıyorsun?" Bana bir anlık sert bir bakış attı. "Bu soruyu sorma," dedi kısa ve net bir şekilde. Sesi keskin ve emredercesineydi. Gözlerimi yere indirdim; belli ki bu konuda konuşmak istemiyordu. Kısa süre sonra araba büyük bir demir kapının önünde durdu. Ateş, bir düğmeye bastı ve kapı yava

