İstanbul’un soğuk yağmuru, Nişantaşı’nın şık binalarının pencerelerinde ağlıyor gibiydi. Zerin, Kerem’in kapı altından gönderdiği o dehşet verici notu avucunun içinde buruştururken, dünyanın ayaklarının altından kayıp gittiğini hissetti. Babası... Onu her şeyden çok sevdiğini sanan, "Töre bizi mecbur bıraktı kızım" diyerek alnından öpüp onu Arslanoğlu’nun kucağına atan babası, aslında onu bir pazarlık masasında meze yapmıştı. Berdel, bir kan davasını bitirmek için değil, bir hırsızlığı örtmek için kurulmuş bir tiyatroydu. Zerin, odanın ortasında donup kalmıştı. Baran’ın az önceki o ağır, hayal kırıklığı dolu sözleri kulaklarında çınlıyordu: "Senin attığın her gizli adım, benim sırtıma batırılan bir hançerdir." Şimdi elindeki bu bilgi, o hançerin en sivri ucuydu. Eğer bunu Baran’a söylerse

