( 18 ) Beklediğin gelecek

1500 Kelimeler
Asansöre bindiğinde benim şanssızlığım gibi Elif de asansöre bindi. Ah, cüce de burada dedi hiç zaman kaybetmeden büyük bir sırıtış ile. Hiç bir şey söylemeden toplantı katının düğmesine bastım ve asansöre kendime yer bularak asansörün duvarına sırtımı yasladım. İyi değildim. İyi olsam bile hiç bir zaman bana karşı edilen hakaretlere cevap vermezdim. O gün, sana sarıldım diye kendini bir şey zannetme. Boşluğuma denk geldin sadece, o kadar. Hem Altuğ seni değil beni seçtiğini kendi evinde görmüş olmalısın diyerek niyetini ortaya koymuş bulundu. Elif aslında Altuğ beyi çok daha fazla seviyordu. Tıpkı Altuğun beni sevdiği gibi. Gerçekten seviyordu. Sadece Altuğ beyin bana aşık olması onu deli ediyordu ve bu yüzden beni ezerek hem kendine teselli alıyordu, hem de bir neden arıyordu benden daha iyi olduğunu his etmesi ve Altuğ beyin bir gün onu seveceğine dair umut arıyordu. Elifi bir gün hep ziyaret ettiğim yetimhanelerden birinde ve o kimsesiz çocuklarla nasıl ilgilendiğini gördüğümde aslında nasıl biri olduğunu anlamıştım. O da benim gibi yalnız büyümüştü. Kimsesiz bir yetimhanede. Bunu müdür ile konuşarak öğrenmiştim. Her hafta benim gibi yetimhaneyi ziyaret edip çocuklara hediye verip onlarla saatlerle oynuyormuş. Buna epeyce şaşırmıştım. Ben hep kendi içime kapanık ve hep ezilen taraf iken, o hep ezen taraf olmak için elinden ne geliyorsa yapıyordu. Ben hep kendi kabuğuna çekilen ezik olurken, o ezik olmamak için ezen taraf oluyordu. Sadece o öyle dik dura biliyordu. Aslında bu özgüvenli, iddialı elbiseleri giyerek kendi içindeki özgüvensiz Elifi gizliyordu. Onu anladıktan sonra bana neden böyle davrandığını sorgulamaz oldum. Her kesin bir seçimi vardı. O kötü kız gibi davranarak hayata tutunuyordu ve ben ona bu konuda bir şey diyemezdim. Hayat her kesi farklı büyütüyordu. Yetimkanede olan çocukları ise daha fazrklı. Normal ailede büyüyen çocukla yetimhanede büyüyen çocuk arasında çok fark vardı. Sevgi nedir bilmiyor kimsesiz çocuk. Derin bir nefes aldım ve yüzüne bakmadan konuştum. Elif, amacın ne diye soru sordum sadece. Amacım mı diyerek sahte bir kahkaha attı. Amacım yok. Sadece senin gibi eziğin asıl hakk ettiği yerde olmasını istiyorum o kadar dedi. Benim olmam gereken yerde, ne işin olduğunu sorguluyorum hâlâ diye devam etti konuşmaya. Peki, benden farkın ne? Ben hak etmiyorum sen hak ediyorsun ya, niye? Sen de kimsesiz yetimhanede büyümüş birisin. Ben de Farkımızı anlayamıyorum dedim ilk defa karşılık vererek ve bu defa başımı kaldırarak gözüne baktım. Affallamış bir şekilde kocaman gözlerle bana bakıyordu. Her kesden sakladığı gerçeğini benim bilmem onu afallatmıştı. Bu... u... yalan diyerek hemen gardını alması dudaklarımın kıvrılmasına neden oldu. Elif, asıl kişiliğini içinde bir yere gizlemiş ola bilirsin. Kendini her şeyden üstün de göre bilirsin. Yine gerçek hayatını gizleyip, sahte zengin bir ailenin zengin kızı imajını da çize bilirsin ve buna her kesi de inandıra bilirsin. Ama ben her şeyin doğrusunu görürüm. Ben sahte değilim, hiç bir zaman da olmadım. Ben hiç bir zaman olmadığım bir kişilikle çıkmadım insanların karşısına dedim ve açılan asansör kapısından geçerek toplantı odasının bulunduğu katta ilerledim. Yine bakışlarımı yerde tutarak kimseyle göz teması kurmamaya çalıştım. Elif bir şeyleri anlamalıydı. Bana bulaşmaması gerektiğini, kendine yol çizmek istiyorsa bunu kendi yapmalı ve beni ezerek geçemeyeceğini anlamalı. Toplantı odasına girerek kendi yerime geçtim. Yavaş yavaş dolan toplantı odası ile toplantı başladı ve bir buçuk saat devam eden toplantıda Gök projesine ait tüm konular konuşuldu. Ben de gerekli yerlerde müdahele ederek konuyu daha detaylı konuşuyor ve tüm pürüzleri aradan kaldırmak için notlar alıyordum. Aynı zamanda olası her hangi bir olumsuzluklarda tedbirli davranmayı da not aldırdım. Toplantıda Altuğ bey memnun olmuştu. Ve biten toplantı ile dışarı çıktım. Eve gitmeliydim ve bu gün çok ama çok yorulmuştum. Kendi katıma çıkarak son olarak maillerime bakarak yapılacak işleri yaptım ve işlerim bittiğinde iş saati de bitmişti. Sabahtan beri bir şey yememiştim ve eve gidip kendim için güzel bir yemek hazırlayarak yemeliydim. Hem bu gün evimde bazı değişiklikler ederek hayatıma bundan sonra devam edecektim. Artık yeni bir sayfa açarak yaşayacaktım. Odamdaki paltomu ve çantamı alarak giyindim. Kapıyı açarak odamdan çıktım ve ilerleyerek asansöre geldim. Elif bu defa asansöre binmese iyi olur. Aslında az evvel katıldığım toplantıda o da vardı ve her zamankinden daha sessizdi. Bu defa Elif kendi kabuğuna çekilerek söylediklerimi düşünüyordu galiba. Bilmiyorum ne kadar düşünecek ya da eski Elif ne zaman olacak. Ama bir şeyi biliyorum ki, kimsenin ona söylemediklerini ona söyleyerek aslında doğru bir şey yapmıştım. Kendi ile yüzleşmeliydi. Sahte maske takarak ne kadar yaşanıla bilinirdi ki? O da asıl Elifi ortaya çıkarmadan asla Altuğ beyin gözüne giremezdi. Eminim. Eğer içinde en kuytu köşeye gizlediği Elifi ortaya çıkarırsa eminim ki, Altuğ beyin fikkatini çekecektir. Altuğ bey ile son konuşmamızda o da artık benimle olmayacağını anlamıştı ve eğer ki, kendine yeni bir sayfa açarsa gizlenmiş Elif ile çok iyi bir birliktelik yaşaya bilirdi. Ama tabiki isterse. Bana bakmamaya çalışsa da kaçamak bakışlarını yakalamam, hâlâ bana umut ettiğini gösteriyordu. Ama o umut yıkılmalı. Zaten bu yüzden hazırladığım dosya ve videoda şirketleri bir bir gezmeli olduğumu göstermiştim. Ama aslında bu iş buradan da idare oluna bilir. Gitmeden de o şirketleri bu sistemde toplaya bilirim. Ama uzak kalmamız iyi olacaktı. Gözü görmezse beni unutması daha kolay olur ve benden sonra hedef olarak Elifi bırakıyordum. Benden sonra Elifi fark etmesi hayatı için iyi olurdu. Sevilmediği hissini içine gömen Elifi severse eğer, gerçek Elif ortaya çıkar. Tamam benim gibi değildi Elif ama büyüdüğümüz ortam aynı olduğu için bir yerlerde bir birimizi çağırıştıracaktı. Asansöre binerek otoparkın bulunduğu en alt katın tuşuna bastım. Hareket eden asansör bir kaç dakika sonra durdu ve açılan kapıdan çıkarak otoparka doğru yürüdüm. Kendi aracımın yanına geldiğimde cebimden anahtarı çıkararak açtım ve sürücü koltuğuna oturdum. Çantamı yan tarafa bıraktıktan sonra arabayı çalıştırdım ve evin yolunu tuttum. Eve bir saatin sonunda gele bilmiştim. Apartmanın önünde arabamı park ederek indim ve apartmanın kapısına doğru yürüdüm. Kapıdan geçtikten sonra asansörlerin bulunduğu tarafa yöneldim ve beklememe gerek kalmadan asansörün açılan kapısından inenlerden sonra binerek kendi evimin bulunduğu katın tuşuna bastı. Hareket eden asansör ile evimin bulunduğu kata geldiğimde açılan asansör kapılarından geçerek koridorda yürümeye başladım. Ama evimin kapısına varamadan karşımı yine komşu teyze kesdi. Kızım nasılsın diye soru sorduğunda başımı yer eeğerek gülümsedim ve iyiyim, teşekkür ederim dedim. Kızım geçen sefer ben seni üzmek istememiştim, ağzımdan kaçtı.Hem ben seni çok seviyorum ve sana layık biri olsun istiyorum. Zaten kimsesizsin bir de karşına kötü biri çıkmasın dedi üzüntü ile. Altuğ beyle biz ayrıldık. Merak etmeyin, iyi biri ama bir birimize göre değiliz dedim ve adımlayarak geçib evimin kapısına vardım. Arkamdan ah kızım, ne iyi etmişsin sen öyle. Eminim beklediğin gelecek, sadece sabır et ve ben bir şey söyleyemeden asansöre binip gitti. Ardından öylece baka kaldım. Ne demek beklediğin gelecek? Bu teyze benim birini beklediğimi nereden biliyor? Kafam zaten allak bullaktı ve bu sözlerden sonra daha da allak bullak oldu. Çantamdan çıkardığım anahtar ile evin kapısını açtım ve içeriye girerek kapıyı kapattım. Çantamı portmantonun üzerine bırakarak paltomu da çıkardım ve onu da portmantoya astım. Ayakkabılarımı da çıkarıp terliği giyindim ve ışıkları açarak yatak odama doğru ilerledim. Yatak odama girdikten sonra dolabı açtım ve su yeşili bir eşofman takımı çıkararak banyoya ilerledim. Kısa bir duşun ardında üzerime eşofman takımını giyinerek banyoyu temizledim. Kirlileri de makinaya atarak yıkanması için bıraktım ve odaya girdim. Fazla oyalanmadan odadan çıktım ve mutfağa doğru ilerledim. Yemek doğru düzgün yemediğim için zayıf düştüğümün farkındaydım. Bu gün yemezsem kötü olacağımı da biliyordum. O yüzden mutfağa girere girmez buzdolabını açtım ve içinden tavuk çıkardım. Tavuğu bir güzel musluğun altında yıkadıktan sonra tezgaha bıraktım ve dolaptan cam kap alarak onu da tezgaha bıraktım. Daha sonra buz dolabını yemiden açarak içinden sebze ve mayanez gibi malzemeleri çıkardım. Fırında tavuk yapacaktım. Et yiyemediğim için tavuk yiyiyordum. Ve kaç gündür enerjimin olmaması ile ancak et yiyerek enerji toplaya bilirdim. O yüzden tavuk yemeği yapıyordum ve bol bol sebzeli yapacaktım. Sebzeleri de muslukta yıkadıktan sonra kenara bıraktım ve tavuğu doğramaya başladım. Bir kaç dakika sonra doğranmış tavukları fırın poşetinin içine yerleştirmeye başladım. Daha sonra sos hazırlayarak onu da tavukların üzerine bir güzel ekledim. Sonra patates doğrayarak cam kaba yerleştirdim. Üzerine sebzeleri de döktükten sonra baharatları hem tavuğun hem sebzelerin üzerine ilave ettim. Her şey hazır olduğunda tavuğun bulunduğu poşetin ağzını bağlayarak sebzeyle patateslerin olduğu cam kabin üzerine bıraktım. Fırına doğru ilerleyerek fırının derecesini ve saatini ayarladıktan sonra tavuğu fırına yerleştirdim. Daha sonra mutfaktaki dağınıklığı toparlayarak salata için malzemeler çıkardım. Bir güzel yıkadıktan sonra doğrayarak cam kaseye döktüm ve sosunu da hazirlayarak mutfak tezgahının üzerine bıraktım. Daha sonra mutfağı toparladım ve yemeğin bişmesini beklerken salonda oturmaya karar verdim. Salona doğru yürüdüm ve tam oturacakken televizyonun yanında bulunan çerçeveye baktım. Oturmadım ve yürüyerek dolaba doğru yaklaştım. Dolabın üzerindeki çerçeveyi elime aldım. Anında dolan gözlerime engel olamadım. Bu çerçeve bizim 15 yaşımızda Samet ile beraber gittiğimiz lunaparkta çekilmişti. Atlı karıncaya bindirdiğim Samet. Bu ara o fotoğrafın çekildiği anı gözlerimin önüne geldi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE