(7) Arkamda bıraktım

1500 Kelimeler
Sahi, beni doğuran kadın caddede yolda yürüyen kadınlardan acaba hangisi bunların? Anne demeye dilim gelmez, çünkü anne her daim, her şeye rağmen, her ne olursa olsun çocuğuna sahip çıkan güclü kadınlara verilen bir isimdir. Benim anne babamın beni hiç mi merak etmediğini düşünüyordum arada. Bu konuyu kafamdaki bir sürü soru işaretinin bulunduğu ortama sonra düşünmek üzere kaydettim. Çünkü her defa düşündüğümde bir sonuç elde edemiyordum. Ama henüz aramamıştım, araştırmamıştım hiç onları. Samet ile birlikte annemi bulacaktık. Bulduktan sonra onu dinleyecek ona hak verecek sebebplerinin olduğunu anlayacaktım. Daha sonra ona şimdiye kadar demediğim tüm anneleri diyecektim. Kocaman kocaman sarılacaktım. Ama yalnız başıma bunu yapmaya cesaretim yoktu. Nihayet bir saatlik yolun ardında şirket kapısını önünde durdu araç. Taksiciye ücreti ödeyip arabadan indim. Bu gün İstanbul fazla soğuktu sanki. Kapıdaki görevlilere baş selamı bile veremeyecek kadar utangaç olmam gerçekten kötü bir durumdu. Yine de her gün bana selam vermekten geri durmuyorlardı. Günaydın Ayliz hanım dediklerinde başımı yerden kaldırmadan sadece kafamı salladım. Bu durum bile kızarmama yetmişti. Şirketin kapısından içeriye girdim ve yine asansörlerin olduğu bölüme doğru yürüdüm. Kimseyle göz teması kurmamak için başımı önüme eğerek ilerlemeye başladım. Bakalım bu günümüz nasıl geçecek. Gelen asansöre binerek kendi katımın tuşuna bastım. Bu ara hiç kimsenin asansöre binmemesine seviniyordum. İnsanlardan uzakta kendi içime kapanık olmayı daha çok seviyordum galiba. Kapanan kapıların ortasına uzatılan eli görmemle hayal kırıklığına uğramam bir oldu. Gelene bakmak için bir kaç saniye bekledim. Açılan kapılar sayesinde yüzünü gördüğüm kişi ile kaskatı bir halde donup kaldım. Her kesi beklerdim de bu yüzsüz kadını beklemezdim. Ben acısını kalbimde hissettiğim ihanetin taze yarasını gizlemek için elimden geleni yaparken, bu utanmaz kadın bir de mini bir elbise giymiş, süslenip püslenip karşıma çıkıyordu. Ben maadur olan taraf olsam da bu kadının yerine utanıyordum. Başımı hızla yere eğmeden önce kadının beni görüp nasıl pişkin pişkin güldüğüne şahit olmak berbat bir hissti doğrusu. Midemi bulandırmaktan başka bir şey yapmıyor bu kadın. Bir de utanmadan asansörün içine ilerledi ve karşımda durarak Günaydın Ayliz hanımcık demesiyle az kalsın sinir krizi geçirecektim. Fazla düşünmedim. Başımı kaldırmadan asansörün kapısı kapanmasına izin vermeden ilerledim ve asansörden çıktım. Beni görüp rahatsız mı oldunuz? Niye indiniz asansörden diyerek pişkin pişkin konuşan Elife cevap bile vermeden ilerledim. Merdivenlerin olduğu bölüme gelerek yavaşça çıkmaya başladım. Bir kaç dakika sonra odamın bulunduğu kata ulaşırım nasıl olsa. Hem sabah sporu olurdu benim için. O kadınla aynı yerde nefes alacağıma bu merdivenleri çıkarım daha iyi. 25 dakika sonra... Bacaklarım artık uyuşuyordu. Ah, ne diye o kadın var diye indim ki ben o asansörden? diye diye kendi içimde sızlanarak son katın merdivenlerine yöneldim. Resmen canım çıkmıştı o kadının yüzünü bir kaç dakika daha görmeyeyim diye ama, ne yazık ki tüm gün iş katında görecektim. Nasıl katlanacağım hakkında ise henüz en küçük bir bilgim yoktu. Merdivenlerin sonuna geldiğimde kapıyı açarak kata giriş yaptım. Yavaş adımlarla kendi odama doğru yine başım önümde yürüyordum. Selam verenler vardı yanımdan geçerek, onlara sadece başımı kaldırmadan başımı sallıyor, böylece karşılık veriyordum. 3 yıldır burada çalışıyordum toplamda. Bu üç yılda beni artık tanıyorlardı. Kimseyle doğrudan göz odağı yapamıyordun, yani kimsenin gözlerinin içine bakamıyorum. Selam verdiklerinde başımı sallayarak cevap veriyordum. İş dışında kimseyle konuşmuyordum, sorulan sorulardan ya kaçar, ya da kısa cevapla konuşmadığımı belirtirdim. Biliyorum bu durumum git gide beni daha da kendime kapanık bir hale getiriyordu ama bunu kendim de kontrol edemiyordum. Psikolojik sorunlarımın olduğunu da anlayacak zekaya sahiptim. Mesela, insanları artık gördüğümde son zamanlarda fazla utanıyor ve komik gelse de ürküyordum. Sanki her kes bana zarar verecek, söz verip üstünde durmayacak ve beni yalnızlığa mahkum edecek gibi geliyordu. O yüzden kimseyle bağ kurmuyordum. Peki bu gün ne yapacağım? Kendimden beklenmeyecek cesareti ederek Altuğun ve Elifin olduğu iş yerime gelmiştim. Evet, Elifin benim bir alt basamağında çalıştığını söylemiştim ama Altuğun da benim patronlarımdan biri olduğu hakkında bilgi vermemiştim. Altuğ genç yakışıklı ve işinde gayet başarılı bir iş adamıydı. Ortağını henüz görmemiştim. Çünkü bildiğim kadarıyla tüm yetkiyi Altuğ beye vermişti ve kendisi yurtdışında bir şirketin başında duruyordu. Adını hiç bilmiyorduk, çünkü tüm işlerle Altuğ bey tek başına ilgileniyordu. Odamın önüne geldiğimde asistanım olan kıvırcık saçlı Ayşegül gülümseyerek masasından kalktı ve beni selamladı. Bu şirkette en fazla bu kızla muhattap olmuştum ve onunla rahatça konuşa biliyordum. Ben odama girer girmez elinde kahvesiyle odaya giren kız, enerji küpü gibi canlı bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. Bu gün hakkında toplantılardan, görüşmelerden bahsedip hepsinin dosyasını masaya bıraktı ve saatlerinin yazdığı not kağıtını da okuduktan sonra yine gülümseyerek odadan çıktı. Dünü düşünmemeye çalışarak bu günkü toplantı konularından biri olan Beykozdaki Büyük Yaşam inşaatının dosyalarını önüme koydum. Her detayını tekrardan inceleyerek küçük küçük yanlışları düzeltmek üzere not aldım. Gittiğimde özellikle kontrol etmem gereken yerleri de not aldıktan sonra inşaata gitmek üzere taksi çağırdım. Taksiciye adres olarak arabamı bıraktığım yeri söyledim. Paltomu, not defterimi ve çantamı alarak odadan çıktım ve çıkmamla Altuğla karşı karşıya gelmem bir oldu. Sanırım benim odama geliyordu. Günaydın Ayliz. Nasılsın dedi bana büyük beklentiyle bakarak. Günaydın efendim, iyiyim dedim utana sıkıla başımı yere eğerek. Konuşmak istemiyorum ama patronum o. Ne yapabilirim ki? Ayliz, konuşabilir miyiz? Bana bu kadar mesafeli olma dedi bir az daha bana yaklaşarak. Efendim Beykozdaki inşaatta kontrol etmem gerekenler var dedim kısık bir sesle. Ben konuşmak istemiyorum ve insanlara kötü asla davranamam. Altuğ da üzerime fazla gelirse ne yapardım bilmiyorum. Artık bu ezikliğimden sıkılmaya başladım. Niye insanlar beni bir şeylere zorluyorlar ki? Ayliz işle ilgili küçük bir değişiklik var. Onu söylemeliyim dediğinde derin bir nefes alarak başımı yerden kaldırmadım ve başımı sallayarak odaya geri döndüm. Açık kapıdan içeriye giren Altuğ arkasında kapıyı kapattı. Eşyaları yine aynı yere bırakarak koltuğa oturdum. Evet, odamda iş masamın bir az önünde karşılıklı oturmak için ikili koltuklar vardı. Altuğ bir zamanlar sevgilim olsa da biz şirkette hep olması gereken gibi davranır iş ahlakından dışarı çıkmazdık. Patronun yanında da iş masamdaki koltuğa oturanmayacağıma göre, karşılıklı konumlanmış koltuklar en iyi yerdi. Geçip karşıma oturan Altuğa bakamıyorum ve başımı yerden kaldıramıyordum. Ayliz, lütfen. Hep böyle mi olacaksın? Zaten yüzüme baktığın pek yoktu. Şimdi hiç bakmıyorsun gözlerime diyerek isyan edişine üzülmeden edemedim. Bu durumun en az benim kadar onu da üzdüğünü sesinden anlıyordum. Efendim, işle alakalı olan konulara dönebilir miyiz diyerek kısık sesle rica ettiğimde derin bir nefes alarak karşılık verdi. Peki. Akşam geleceğim ve oturup doğru düzgün konuşalım dediğinde kalbim sanki sıkıştı. Onunla henüz konuşmak istemiyorum. Bu çok taze bir olay ve ben henüz buna hazır değilim. Benim o kadar güçlü olmadığımı şimdiye kadar görecek kadar beni tanımıyor muydu bu adam? Hâlâ benden ne istiyordu? Hayatını nasıl istiyorsa öyle yaşaya bilir zaten bu adam. Hayat ne kadar da bana karşı, öyle değil mi? Ben bu gün kesinlikle 2 kişiyi görmek istemiyordum. İlki Elif, diğeri Altuğ. Ama ne tesadüf ki sabahımı onlarla açıyordum. Elif asansöre binecek kadar pişkin bir kızdı. Altuğ ise bir şeyleri anlatmaya çalışacak kadar yüzsüz bence. Ben onları ne hâlde görmüştüm. Onların yerine ben utanıyorken, onlar rahatlıkla benim karşıma çıkabiliyor, hatta benimle konuşuyorlardı. Şimdi ise karşı koltukta oturan Altuğ ayaklarını açmış bir şekilde kollarını ayaklarına yaslamış, ellerini de önünde birleştirerek benimle konuşmaya çalışıyordu. Yüzlerine bile bakamıyorken, acizliğimi çaresizliğimi göremeyecek kadar kör müydü bu insanlar? Derin bir nefes aldım ve konuşmak için kendimi cesaretlendirdim. Lütfen, lütfen ben kendimi toparlayana kadar iş dışında görüşmeyelim diyerek bu defa cesaret ettim ve dolan gözlerimle gözlerine baktığımda sertçe yutkundu. Beni nasıl etkilediğini anlaması gerek. Benim ne denli gücsüz olduğumu bilmesi gerek. Tamam. Sen nasıl istersen. Ağlama, bak ne diyeceğim diyerek hemen konuyu değişmek için çabalamaya başladı. Burnunu çekerek başımı yeniden aşağıya eğdim ve ellerime bakmaya başladım. Bizim şirket biliyorsun ki iki kişinin. Ortağımın uzun yıllardır yurtdışında olduğunu ve bu yüzden işleri benim idare ettiğini biliyorsun dediğinde başımı olumlu anlamda salladım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Saniyeler geçmeden hemen bakışlarımı yere eğmiştim. Ortağının ailesi bir kaza sonucu rahmete gitti ve bu yüzden artık tüm işler ortağımın üzerine kaldı. O yüzden ülkeye geri döndü ve yurt dışındaki tüm işleri bu şirkete bağlı bir şekilde idare etmeye karar verdi. Tabi ben de bu duruma itiraz etmedim diye anlatmaya devam etti. Kısa bir soluklanmanın ardından konuşmaya devam etti. Şimdi öğlen onunla yemek yiyeceğiz ve bu yemeğe senin de katılmanı istiyorum. Hem baş mimarımızla tanış olmuş olur, hem de yurt dışındaki işlerin bu şirkete geçmesi, ve aynı zamanda buradan yönlendirilmesi için bazı fikirlere ve aynı zamanda yardımlara ihtiyaç var. Yurt dışındaki işler ile senin ilgilenmeni istiyorum ve bu işte müdür olarak senin olmanı istiyorum. Eminim bu işin üstesinden sadece sen gelirsin çünkü oldukça büyük bir iş. Geçici olarak sen kendi yerine birilerini ataya bilirsin. Bu işi de senin yetkine veriyorum diyerek son noktayı da koydu. Benim öğlen işim vardı ve erteleyemezdim. Yurt dışından gelen misafirler çok önemliydi ve Fransada ki iş adamlarından Alexandre Arnaut kendinin bizzat katıldığı yemekte Türkiyedeki en büyük AVM açarak burada iş kurmak istediği ile bağlı bizimle konuşmak istemişti. Yaklaşık 1 ay öncesinde kararlaştırılan bu yemeği ertelemek şirket için büyük bir itki demekti. O yüzden konuşmak için gecikmedim. Benim öğlen toplantım var ve çok önceden kararlaştırılmıştır. Öte yandan erteleyemeyiz. Üzgünüm ben katılamıyorum ama bu iş için elimden geleni sabaha kadar hazırlayacağım dedim sakince anlatarak. Beni dinledikten sonra Altuğ bey Peki, hangi restoranda olacak bu yemek diye soru sorduğunda Minsk restoranı diye cevaplamıştım. Tamam, biz de yemeği o restoranda yeriz ve sen işlerin bittiğinde yanımıza gelirsin. Olur mu dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. Ayağa kalkan Altuğ bey Anlaştığımıza göre artık gidebilirsin. Bu arada seni bekleyeceğim diyerek de ucu açık bir cümle kurdu ve kapıyı açarak gitti. Derin bir nefes alarak yerimden kalktım ve bıraktığım eşyaları alarak odadan çıktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE