Bir kaç saat sonra...
Başımda dayanılmaz ağrılar vardı. Kafam çok zonkluyor ve ben artık bu ağrıya dayanamıyordum. Bu da ne? Ben neden böyleyim? Gözlerimi zorlayarak yavaşça aralamaya başladım. Salondaki koltukta uzanmıştım ve dışarıdan gelen ışık nedeni ile sabah saatleri olmalıydı.
Ayliz, iyi misin diyen tanıdık ses duyduğumda başımı o yöne doğru çevirmeye çalıştım ama kafam çok açıyordu. Doğrulmaya çalıştım ve bana yardım eden Altuğ sırtıma bir yastık koyarak rahat olmamı sağladı.
Ayliz, konuşar mısın iyi misin? Gece doktor çağırdım. Sadece düştüğünü için küçük bir sarsıntı geçirmişsin ve bir az fazla yorgun gün geçirmişsin. Şimdi iyisin değil mi dediğinde olanları anlamaya çalışıyordum. Tamam evin anahtarı Altuğ da vardı ama benim düştüğümü nasıl anlamış ve gelmişti?
Bu düşünce ile son olanları hatırlamaya çalıştım ve anında yüzlerce düşüncenin, büyük bir kısmı da dün geceki olanların bir bir hafızama hücum etmesi ile gözlerimi sımsıkı yumdum.
Dün yemekteydik. Tanımadığım bir adam kendisini sevgilim olaraka tanıttı. Sonra geldik beni eve bıraktı.
Sonra eve girdim salona geçtim.
Kadeh... İçki... Siyah kadın stlettosu... Aralık kapı... Altuğ... Elif...
Ah diyerek inledim ve elimle kafamı tuttum.
Her şey rüya değildi ben bunları yaşamıştım. Gerçekten ben dün gece tüm bu rezilliği yaşamıştım.
Sevgilim, başın mı açıyor diyerek başıma el uzatmaya çalışan adamın eli başıma yetişememiş hemen kendimi geri çektim. Yine olmuştu. Yine yalnız kalmıştım. Yine birileri bana ihanet etmişti. Sakın! Bana sevgilim deme dedim kısık bir inilti gibi çıkan ve çatalallaşan sesimle. Her an ağlaya bilirdim. Benim tüm bu olanları yaşamaya gücüm yoktu ki? Neden bunu görmüyorlardı, ben o kadar güçlü değilim ki. Kendimi o kadar aciz his ediyordum ki, tarif edemem. Benim onları öyle görünce kızın saçını başını yolmalı, ikisini birden evden atmalıydım. Hatta Altuğa bir tane sert tokat vurmalıydım, öğle değil mi? Peki ben ne yaptım. Yine tüm gücsüzlüğümle bayıldım sadece. Git dedim sadece.
Lütfen beni dine Ayliz. Ben hiç bir şey hatırlamıyorum. Ben seninle yemeğe gelecektim sonra Elif kötü olduğunu ve bu sokakta olduğunu söyleyince yanında gittim. Saldırıya uğramış çantasını çaldırmış ve ayağını burkmuştu. O halde bırakamadım ve bu eve getirdim. Sonra su alacağını söyledi bana da getirdi. Gerisini hatırlamıyorum. Yemin ederim hatırlamıyorum. Seni ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor musun? Ben san asla ihanet etmem. Ama dün, diye devam etmesine izin vermedim ve elimi kaldırarak onu susdurdum. Kendince açıklamalar veriyordu. Ama hiç birini dinlemek istemiyordum.
Ama, dediğinde devam etmesine izin vermedim ve yine git dedim sadece. Uzun uzun gözlerime baktı. Ben masumum dercesine ama bunun affedilecek ya da açıklanacak bir tarafı yok ki? Gözlerine zaten uzun süre bakamıyordum. Şimdi ise hiç bakamamıştım. Sadece üzerimde hiss ettiğim ağır bakışlar vardı o kadar. Hem ihanet ihanettir. Ve ben asla böyle bir olayı unutamam. Güçsüz olduğumu gördü. Gözlerinde gördüğüm acıma değil de beni böyle yalnız başıma bırakmak istememesiydi. Bunu anlayabiliyorum. Ama şu an en son yanımda olmasını isteyeceğim kişiydi.
Yalnız kalmanı istemiyorum. Senin arkadaşın bile yok Ayliz. Lütfen kalmama izin ver. En azından kendini toparlayana kadar. Olmaz mı dediğinde yine ağzımdan çıkan tek kelime git oldu. Artık dayanamıyordum. O da görüyordu bu kadar güçlü olmadığımı. Başını salladı. Yenilmişlikle çöken omuzlarını görmemek elde değildi. Sadece onu belli etmeden izliyordum. Gözümden akmak için bekleyen o kadar damla yaş vardı ki. Ama onun gitmesini bekliyordum. Titreyen dudaklarımı dişlerimin arasına aldım ve sıkarak durdurmaya çalışıyordum.
Ayağa kalktı, sonra derin anlamlar taşıyan ve sanki konuşan gözlerle baktı yüzüme. Sonra salonun çıkışına ilerledi. Az sonra açılıp kapanan kapı ile gözlerim sanki bunu bekliyordu. Anında gözlerimi kapattım ama yine de akmaya devam eden göz yaşlarını durduramıyordum.
Ben bunları hak ediyor muyum gerçekten?
Ağlamak her zaman beni rahatlatan tek şeydi o gittikten sonra. Çünkü 10 yıl öncesinde ne zaman ağlasam hep beni saklandığım yerden bulur ve göz yaşlarımı silerdi Samet. O gittikten sonra hep ağladım. Belki beni bulur da yine siler göz yaşlarımı.
Ama gelmiyordu, her yıl umutla beklediğim adam gelmiyordu. Sessizliğime kimsesizliğime birini alarak kendimi avuturum sanmıştım ama Altuğ da beni çok büyük bir darbe ile vurmuştu. O da beni incitmişti. Ben onu kimsesizliğime yoldaş kılmıştım.
Hayır, kendime ne kadar yalan söylesem de ben onu, yani Altuğu sevmiyordum. Sadece o kadar çok etrafımda olmuştu ki, ben ona fazla alışmıştım.
Şimdi yeniden kimsesizdim. Yeniden yalnız, hem de yapayalnızdım. İnsanın başına kötü bir olay geldiğinde biriyle paylaşır. Bu onu rahatlatırdı değil mi? Ama benim bir şeyler anlatmaya bile kimsem yoktu. Beni üzen buydu. Neden benim kimsem yoktu? Neden kimsesizliğime kimse olan beni 10 yıldır bir kez bile beni aramıştı?
Bu kadar güçsüz olmalıyım. Kendimi toparlamalıydım. Derin bir nefes alarak baş ağrımı durdurmaktan ötürü ağrı kesici bir ilaç almak için ayağa kalktım. Banyoya ilerlerken odamdaki banyoya girmeyi aklımdan bile geçirmedim. Kolidorun sonundaki banyoya doğru yürüdüm. İlaç alarak bir az rahatladıktan sonra odayı toplamalı bir güzel temizlemeliydim.
Banyodan ilk yardım çantasını alarak dolapların üzerindeki mermer masaya bıraktım. Ağrı kesiciyi aldıktan sonra her şeyi geri yerine bırakarak banyodan çıktım ve mutfağa ilerledim.
Mutfağın üst katlarından cam bardak alarak sürahiden suyu döktüm ve ağrı kesiciyi suyla içtim.
Odama gitmeliydim. Odayı toplamalıydım. Derin bir nefes alarak mutfaktan çıktım. Odaya doğru yaklaştıkça kalbim daha hızlı atıyordu. Odamın önüne geldiğimde bir kaç dakikadır bakıştığım kapıyı açma kararı aldım ve kapı kulpunu tutarak indirdim. Kapıyı açıp içeriye baktığımda her şeyin toplandığını görmek beni şaşkınlığa uğratmıştı. Beklediğim bir şey değildi ama bunu yapanın Altuğ olduğunu anlamak için ultra zekaya ihtiyacım yoktu. Ben daha fazla üzülmeyeyim diye odayı toplamış, hatta çarşafları bile değiştirmişti.
Ona çok fazla kızsam da onu haklı bulmadan edemiyordum. Kim yanında elini bile tutmayan sevgili isterdi ki? Altuğ da genç ve yakışıklı bir erkek ve bazen bazı şeylere ihtiyacı oluyordu. Bense hiç bir ihtiyacını karşılamayacak kadar ezik biriydim onun hayatında.
Evet, Altuğ da bana diğerleri gibi çok büyük bir darbe vurmuştu. İhanet, hiç bir kadının haketmediği bir durumdur ve ben bunu yaşamıştım. Altuğ bana ihanet edecek kadar seviyor değer veriyordu(!) Ama hak da veriyordum. Ben ona yetmiyordum. Ben onun yanına bile yakışmıyordum ve o da başka kadınlarla vakit geçiriyordu. Sadece üzüldüğüm konu benimle ayrıldıktan sonra istediği kadınla birlikte olabilirdi. Benim wvimden başka onlarca evi vardı bu adamın. Neden benim wvim ve benim gözümün önü? Aslında şöyle bir Elifi düşündüğümde her şeyi az çok anlıyordum.
Şimdi ise Altuğu görmek istemesem de onunla konuşmalıydım. Ama buna henüz hazır değildim.
Derin bir nefes alarak banyoya ilerledim. Bir duş alıp işe gitsem iyi olacaktı. İşte Elifi görmemek için büyük çaba sarf etmeliydim bu gün işte. Aksi halde gece olanlar tekrar tekrar aklıma gelecekti ve sadece ben üzülecektim.
Güzelce bir duş alır almaz üzerime kıyafet almak için dolaba doğru ilerledim. Dolabın kapağını açarak beyaz pantolonla ona uyumlu beyaz bir ceket aldım ve yatağın üzerine bıraktım. Bir güzel kurulandıktan sonra iç çamaşırları da alarak giyinmeye başladım. Saçlarımın nemini havlu ile aldıktan sonra çekmeceden saç kurutma makinasını çıkardım. Sonra saçlarımı kurulayarak arkadan bir tokatla topladım. Ayağıma siyah sitlettoları da giyindiğimde hazırdım. Siyah küçük bir çantayı elime alarak içerisinde gerekli eşyalarla telefonu koydum. Yatak odasına son bir bakış attım ve kapıyı kapatarak odadan çıktım. İşe gitmek için hazırdım.
Salona geldim ve her şeyi kontrol ederek çıkış kapısına ilerledim. Portmantodan yine kırık beyaz olan paltomu ve anahtarları alarak kapıyı açtım.
Kapıyı kapatarak kilitledim. Asansörlerin olduğu bölüme gelerek asansörü çağırma düğmesine bastım. Gelmesini beklediğimde yanıma birinin yaklaştığını hissettim ve Nedime teyzeyi görmekle başımı aşağıya eğdim. Buradaki komşulardan biriydi ve benim evimin olduğu kolidorun sonundaki evde kalıyordu. Kötü biri değildi ama beni sevdiğini de söyleyezmedim. Beni nerede görse eleştirirdi. Giyimime, saçıma, evime, hatta Altuğa bile laf atmış, onun bana yakışmadığını söylediği yetmiyormuş gibi, bir de Altuğa sevmediğini yine bir gün biz asansör beklerken yüzüne söylemişti. Kızım bu adamdan sana koca olmaz deyişi hala kulaklarımda. Ben zaten kimseyle evlenemezdim ki.
Günaydın yok mu kız diyerek bana doğru ilk eleştirisini yapmış oldu Nedime teyze ağzını açarak. Günaydın teyze diyerek kısık sesle cevap verdim ben de. İşe mi gidiyorsun sen dediğinde başımı yerden kaldırmadan olumlu anlamda başımı salladım.
İyi. Ben demedim mi sana o adamdan sana koca olmaz? Benim sevmediğim adamın iç yüzü er ya da geç ortaya çıkıyor. Bak dün gece bir kızla sarmaş dolaş senin evine girdi o boyu devrilesiceyle. Bak güvendiğin adama dediğinde gözümden düşen bir damla yaşa yere düşerken nw göz yaşına ne de kendime engel olmadım.
Kızım, diyerek bana yaklaşan kadın sırtımı sıvazlamak için daha da yaklaştı. Anlaşılan pişman olmuştu dediğinden ve beni üzmek istemiyordu. Eli sırtımla buluşunca gözlerimi kapattım ve yeniden her iki gözümden düşen damlalar yeri boyladı öylece.
Ben seni üzmek istemedim diyen kadının sesi gerçekten üzgün geliyordu. Ama ona cevap vemeden açılan asansör kapısından içeriye girdim. Hemen kapatma düğmesine basarak içeriye girmemesini sağladım ve arkamı aynalardan birine yaslayarak kafamı yukarı kaldırdım.
Asansörün her tarafı ayna olduğu için yukarı baktığımda yine kendimi gördüm. Kırmızıyla mor renk karışımı göz altlarım ve şişmiş göz kapaklarım, kan toplamış gözlerimi görmek bana iyi gelmiyordu.
Başımı yere eğerek kendime bakmaktan kaçındım yine. Ben 2 dakikadan fazla yüzüme bakamayacak kadar kendimi sevmiyordum.
Asansör durduğunda inerek apartmanın çıkış kapısına ilerledim. Kapıdan çıktıktan sonra aracımın yolda kaldığını hatırladım ve yol kenarına çıkarak taksi beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra gelen taksi ile elimi kaldırıp durdurdum.
Kapıyı açarak bindikten sonra adresi verdim ve İstanbulun trafikle yoğun olan yollarını seyir etmeye başladım. Her caddeden geçtikçe bir sürü insan görüyordum ve kendimden asılı olmadan onların hayatları hakkında varsayımlar ileri sürüyordum.
Mesela bastonuna sıkıca tutunan amcanın ağzını bir kaç saniyede bir açıp kapamasından kan değerlerinde bir sorun olduğunu anladım. Başka bir siyah paltolu adamın telefonla hararetli sohbetinde ya eviyle ya da arkadaşlarıyla konuştuğunu varsaydım.
Küçük bir kız çocuğunun elinden tutmuş annesi kırmızı ışığın yanmasını bekliyordu. Sanırım küçük kızı okula bırakacaktı. Anlaşılan bu gün okul servisini kaçırmış olmalılar.
Akıp giden yolda ne çok insanın ne çok kalabalığın olduğunu bir kez daha anladım. Bunca insan arasında yalnız olmam kimsesiz olmam da ne iron.