(5) İhanetin acı tadı.

1500 Kelimeler
10 yıl önce Bir yaz günü yine biz yetimhanenin arkasındaki ağacın altında oturmuştuk. Her zaman olduğu gibi Samet sağ elimi sağ eliyle tutuyor ve ona yaslanmamı sağlıyordu. Hava çok güzeldi. Güneş en güzel yerini almış, dünyaya gülümsüyordu. Etraftan bir sürü kuşların cıvıltıları sanki şarkı söylermiş gibi bir biriyle yarıştalardı. Kelebekleri çok az görürdüm ben bu şehirde. Ama yetimhanenin bahçesinde hep bir kaç tane olurdu. Şimdi de uçuşan çok güzel rengarenk kelebekleri izliyorduk. Otların arasında küçük küçük çiçekler açmıştı ve kelebekler onların üzerinde uçuşup duruyorlardı. İki tanesi ise diğerlerinden seçiliyordu. Mor mavi karışımı iki kelebek sanki bizim gibi sevgiliydiler. Çünkü her yere beraber uçuyor, bir birleriyle sanki dans ediyorlardı. Bu muhteşem manzarayı da Samet ile birlikte seyir ediyorduk. Bir buçuk saat bundan önce gibi dersten gelmiştik ve burada birlikte dinleniyorduk. Samet sen beni asla bırakmayacaksın değil mi diyerek hep içimde endişe olarak taşıdığım ve korktuğum soruyu yine dile getirmiştim. Sanki ondan her defa beni bırakmayacağını dair söz aldığımda bir az daha inanıyordum bizim asla ayrılmayacağımıza. Göğsünde bir hareketlenme oldu. Başım göğsünün üzerinde olduğu için hissetmiştim gülüşünü. Ama ben her defa bu soruyu sorduğumda bıkmadan cevap vermesi beni ne kadar çok sevdiğini bir daha bas bas bağırıyordu. Bu soruyu sormaktan ne zaman bıkacaksın, doğrusu merak etmeden duramıyorum diyerek yine o güzel sesini bana duyurdu. Sesinden tüm bedenime yayılan huzuru görmek için insanın kalp gözünün açık olması gerekli. Ben seni yaşadığım sürece asla, ama asla bırakmayacağım Azra. Artık bu konuyla ilgili endişelenmemeni rica ediyorum. Bizim nasıl ki geçmişimiz bir, geleceğimiz de bir olacak. Biz hiç bir zaman ayrılmayacağız. Sadece ölürsem dediğinde sözünün devamını getirmesine izin vermedim ve başımı hızla göğsünden kaldırarak omzuna küçük güçsüz yumruğumu vurdum. Ben bunu onun cümlesinin beni ne kadar yaralandırdığını anlaması için yapmıştım ama omzunu tutarak inlemesi beklediğim şey değildi. Bu kadar fazla mı acımıştı? Yani elim o kadar ağır mı? Telaşla ayağa kalkacağım sırada kolumdan tutarak beni kendine doğru çekti ve tam üzerine düştüm. Yüksek sesli bir kahkaha atması derin ve rahatlatıcı nefes almamı sağladı. Bana yine şaka yapmıştı. Benim elim zaten hiç bir zaman onun canını yakacak güçte olmadı ki. Ama her defa bu şakaya kanacak kadar akıllıyım(!) Merak ediyorum, daha kaç defa bu şakaya kanacaksın sevgilim demesiyle utancımdan başımı önüme eğdim. Bana her defa ona ait olduğunu hissettiren kelimeler dediğinde gerçekten dünyada değil de başka bir yerde olduğumu sanıyordum. Onun sesi bile beni başka bir dünyaya götürüyordu sanki. Seni her şeyden çok seviyorum ve asla bırakmayacağım. Ama, diyerek cümlesini yarım koydu ve beni kaldırarak yüz yüze bakmamızı sağladı. Yine ölüm dersen bu sefer yumruğumu gözüne yersin diyerek küskün tavırla konuşup başımı yere eğmek istediğimde çenemdeki eli buna mâni oldu. Cidiyyetle gözlerime bakarak bir şeyler düşünüyordu. Çok nadir zamanlarda bana karşı ciddi olurdu Samet. Tamam yetimhanede ki her kese karşı ciddi duruş sergiler ve kendi de her zaman ciddidir. Ama bana karşı hep gardını indirirdi. Şimdi yine önemli bir konu konuşacağı belliydi. O yüzden hiç ses çıkarmadım ve konuşmasına devam etmesini bekledim. Önce derin bir nefes aldı. Sonra söyleyeceklerini sanki tekrar düşünüyormuş ve en doğru şekilde dile getir.eyi arıyormuş gibi gözlerime uzun uzun baktı. Yeniden derin bir nefes alarak söze başladı. Bana söz ver. Ben olur da bir gün yolumuz ayrı düşmek zorunda kalırsa, ne olursa olsun okumak için mücadele edeceksin. Okuyucaksın, en güzel üniversitenin en iyi bölümünü kazanarak üniversiteyi bitireceksin. Zaten sen çok güzle bir bölümü başarıyla bitirirsen iyi prestijli bir şirkette işe alınacağına eminim. Alınmadan da hep mücadele edeceksin. Bir gün hakettiği makama yükselen kadar hem de diyerek yeniden sustu. Evet anlıyorum, benim her daim iyi yaşamamı istiyor ama ben onsuz nefes bile alamazken nasıl hayatıma devam edebilirim ki, diye düşünmüştüm o zamanlar. Ne büyük laf etmiştim içimden. Yaşayamam dediğim zaman onsuz 10 yıl zor olsa da yaşamıştım. Bunu ben mücadele ederek yapmıştım. Samet bilerek ya da bilmeyerek beni aslında bu güne hazırlamıştı. Yine gözlerime yeni bir söz istiyormuş gibi derin derin baktı. Bu sefer çenemdeki elini sol eli sol yüzümü narin narin dokunuşlarla okşayarak konuşmaya devam etti. İlk okuyup iş bulduktan sonra, kendine çok güzle bir ev ve araç almanı istiyorum senden. Böyle yalnız kalmaman ve her zaman yanında olmam için elimden ne geliyorsa yapacağım ama, oldu da aksilik oldu. Ben seni bulana kadar, yanına gelene kadar kendine çok iyi bak demesiyle gözümden akan yaşların onun elinin üzerinden geçerek yere düşmesi benim sözüm olmuştu o gün. Sanki o günü biliyormuş, on yıl ayrı kalacağımızı biliyormuş gibi konuşmuştu. O bizdeki ayrılığı biliyormuş gibi konuşmuştu o gün. Cevap verememiştim uzun süre. Gözlerine bakarak göz yaşlarıma engel olamamıştım. Söz veriyorum dedim kısık kesik kesik çıkan sesimle. Ama sen de söz ver, beni bulacağına söz ver. Bir gün yolumuz ayrı düşerse kaç yıl olursa olsun, kaç yıl geçerse geçsin beni bulacağına söz ver dediğimde gülümseyerek alnıma sıcak bir öpücük bırakmıştı. Bu da onun sözüydü. Ben ona inanıyordum. Ben onun eğer bir gün ayrılırsak yeniden beni bulacağına inanıyordum. Beni bırakmazdı değil mi? Bıraksa da bulurdu, ben nereye gidersem gideyim, nerede olursam olayım bulurdu. Şimdiki Zaman. Şimdi de inanıyorum ama umudumu yitirme sebebim kos koca on yılın geçmesi aslında. Uzun bir süre. Gerçekten çok uzun bir süre 10 yıl. Ben ona verdiğim tüm sözleri tutmuştum. Ben en güzel üniversite olan İstanbul Boğaziçi Üniversitesinin Mimarlık bölümünü 100'de 100 burslu okumuştum. Şimdi Türkiyenin en ünlü şirketi olan Kuvars Holding isimli şirketinde mimarlık üzre müdürüdüm. Çok kısa bir sürede buna ben nail olmuştum. Çok çalışmıştım. Çok çabalamıştım. Ona verdiğim sözleri tutmak için ben çok mücadele etmiştim. Hâlâ da etmeye devam ediyorum. İşe girer girmez 1 yıl boyunca şirkete o kadar gelir sağlamıştım ki, yılın elemanı olmuş ve bir kaç aylık ikramiye maaş bile almıştım. Ben çok fazla çalışmıştım. Maaşımı alır almaz iyi bir birikimimle de kendime bu evi almıştım. Evden sonra da yine çok çalışmış arabayı almıştım. Daha sonra kendime ait hayallere biriktirmiştim paramı yıllarca. Hani, peki neredesin? Ben verdiğim sözleri tek tek tutarken sen neredesin? 10 yıl yetmedi mi bu sözler için. Artık sen de sözünü tut. Çık gel artık. Ben sensiz dayanamıyorum. Sözünü tut ve beni bul. Tamam uzun süre bir birimize hasret kalmış ola biliriz ama artık beni bul ve hasret bitsin. 10 yıl yetmedi mi bizim ayrı kaldığımız? Bir umut ver, bir kere olsun ara bekle de beni, ben seni ömür boyu bekliyeyim ama bir haber ver. 10 yıl habersiz kalmak için çok uzun süre değil mi Samet? Kendinden bana haber ver Samet. Bana bir işaret göster Samet... Evet, zor benim için artık yaşamak. Kendime araba aldığımdan beri zor. Ben sözlerime tutunmuştum. Ama artık sözler tutuldu ve bitti. Zifiri karanlık olduğunda doğmaz mı Güneş? Peki benim en dip zamanlarımda neden çıkmadı Güneş? Benim hayatıma Güneş ne zaman doğacak? Ne zaman yalnızlığım bitecek? Cevabı yok değil mi? Nerede kalmıştı, evet sözlerimde. Ben her defa sözlerimi tuttukça ona bir az daha yaklaştığımı sanıyordum. Onu yanımda hissediyordum. Sanki tüm sözlerimi tutarsam bana geri dönecektir diye umud ediyordum. Sadece benim ona verdiğim sözleri tutmamı bekliyor diye beklemiştim bunca zaman sabır ederek. Ama araba aldığımdan beri onun olmadığı şu 1 yılda artık kendimi tamamen kimsesiz zannediyorum. Sözlerimi tuttum ama gelmedin. Eğer sen sözünü tutmayan, beni altadan biri olduysan, ben neden tuttum? Ben neden sen gelecekmişsin gibi sözümü tuttum? Bu yüzdendir isyanım. Keşke bana başka sözler de verdiyseydin de, ben o sözleri tutmak için çabalasaydım. En azından şimdiki gibi kimsesiz olmazdım. Sözlerim çok fazla olsaydı ve her defa sözlerimi tuttukça sana yaklaşmayı hiss etseymişim. O yüzdendir Altuğla olan yakınlığım. Sırf kimsesiz olmadığımı kendime kanıtlamak için onun çıkma teklifini kabul etmiştim. Ama şartlarla, ama o bana yaklaşamıyor sadece yan yana duruyorduk. Sadece ismimiz sevgiliydi. Ben insanları değil, ben Altuğu değil, ben sadece kendimi kandırıyorum kimsesiz değilim, yalnız değilim diye. Altuğ, sahi o beni neden bu gün bir başıma bıraktı? Bu kadar mıydı onun bana değeri? Artık hiç bir şey düşünemeyecek kadar ruhum da bedenim de yorgundu. Salona göz gezdirdiğimde her zamanki gibi her şey yerli yerinde değildi. Bu durum kaşlarımı çatmama sebep oldu, çünkü salondaki koltukların ortasına yerleştirilmiş küçük süs masasının üzerinde içki kadehi vardı iki tane. Masanın yanında yerde ise boş şerap şişesi. Yorgunum ama bunları buraya koymadığıma emin olacak kadar aklım başımda. Yere baktığımda hemen yanımda duran bir çifti olmayan siyah sitiletto ayakkabının olası beni daha da işgillendirdi. Çünkü benim evimde benim bırakmadığım bir kadın ayakkabısı vardı. Hayır hayır hiç bir şey yok değil mi? Sadece hayal görüyorum o kadar. Benim evimde ban ait olmayan, üstelik ayağımın içinde oynayacağı kadar büyük bir ayakkabının salon kapısında ne işi var ? Yüzümü yıkasam iyi olur düşüncesiyle adımladım ki, yatak odamın kapısının aralık oması adımlarımı yavaşlattı. Ben normalde çok titiz biri olduğum için en küçük bir dağınıklık bile rahatsız olmama yeterdi. Hem asla yatak odamın kapısını açık bırakmazdım. Adımladım ve asla görmek istemeyeceğim bir manzaraya doğru yaklaştım. Bu evde tuhaf bir şeyler oluyordu. Nihayet kapıya vardığımda elimle yavaşça aralık kapıyı açtım ve anında şok oldum. Bu, nasıl, ne? Zar zor bulduğum bir sesle sadece Altuğ diyebildim. Hayatım boyunca her şeyi düşünür, her şey beklerdim ama bu gördüğüm manzarayı asla beklemiyordum. Bizim şirkette benim bir alt basamağımda çalışan Elifle Altuğ benim yatağımda, sarmaş dolaş, hatta çıplak şekilde uyuyorlardı. Evet evet benim yatağımda, benim evimde ikisi bana ihanet etmiş, sonra uyumuşlardı. Ellerim boşaldı, kemiksiz kalmış gibi kapıdan kayarak yanıma düştü. Bu gece hiç mi bitmeyecek? Ben acı çekmeye devam mı edeceğim? Hayır, hayır. Ben bunları görmeyi hak etmiyorum ki? Ben Altuğun beni sevdiğine inanmıştım. Ben ona inanmış, onun sevgisine güvenmiştim. Ben bu lanet adama güvenmiştim. Şimdi gözlerimin önündeki bu manzara da ne? Üstelik benim evim ve benim yatağım. Bu yüzden mi beni arkadaşlarım yanında rezil etmiş, gelmemişti? Sadece işim çıktı mesajı atmıştı. İşi bu muydu? Beni aldatma mı? Altuğ dedim yine sesimi zor bularak ama yüksek sesle. Sesimle elini kaldırdı ve başını tutarak yüzünü buruşturdu. Daha sonra gözlerini açarak olanları anlamaya çalışır bir halde yatakta geriye çekti kendini ve yatak başlığına yaslandığında yavaş yavaş atılmıştı. Elif ise çoktan gözlerini açmış, yorganla üzerini örtüyor, aynı zamanda bana bakarak gülümsüyordu. Nihayet bir şeyleri fark eden Altuğ konuşmaya başladı. Ayliz diyerek ayağa kalkmaya çalışan adam üzerinin çıplak olduğunu görüp önce kaslarını çattı. Bu ara guya uykusundan uyanmış gibi yapan sarışın kadın da yatakta doğrulur pozisyon almak için çıplak bedenini çarşafla gizlemeye çalıştı. Altuğ bir üzerine bir de Elife baktıktan sonra bir küfür savurarak hızlıca yerdeki iç çamaşır ve pantolonunu uzandı. Evet bu ahlaksızlar benim odamın her tarafına giyimlerimi atmışlardı. Ah bu durum fazla utan vericiydi. Bu duruma dayanamayan kalbim gümbür gümbür kulaklarımda atıyordu ve daha fazla olanlara dayanamamış gibi beni böyle dik tutamadı. Önce ayaklarımın bağı çözüldü ve yere dizlerimin üzerine düştüm. Sonra ise kafam beni bu günü daha fazla yaşamamak için sanki uyku komutu vermiş gibi yaptı ve ben gözlerimi kapattım. Sonra yere değen kafam ile uykunun güzel ve karanlık kollarına sanki koşarak gittim. Kendini imha etmiş gibi miydim ben şimdi? Ben evimin anahtarını Altuğa evime kadın atsın diye vermemiştim. Ben sadece bir şey olur da, lazım olur diye, hem güya sevgilim ya evimin anahtarı onda da olsun diye vermiştim. Son kez duyduğum ses ise yine Altuğun Ayliz! diye bağıran sesi olmuştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE