İlk adım

2440 Kelimeler
Insan bir aynadır. Kimisi aynaya bakar kendisini görür, kimi karşısındaki kişinin kalbini, kimisi de kirli gönül penceresi yüzünden sadece karşısında dayanan ete kemiğe bürünmüş bir insanı görür. Oysa karşı karşıya dayandığın her insanda senden bir parça vardır. Bazen mutlu yanın, bazense hüzün yanın, ama çok nadiren de vicdan yanın. Ama öyle bir zamana geldik ki, ne kendimizi görür olduk, ne karşımızdaki ruhu, ne de eti kemiği. Üç maymunu oynar hale geldik. Bunu da bilinçli yapmıyoruz artık. Görmek için birisine bakmıyoruz, duymak için dinlemiyoruz ve haldaş olmak için konuşmuyoruz. Bu yüzden ne kadar farkında olmasakta kör ve sağırız artık. Hem kendimize, hem de bir başkasına. Kendi küçük dertlerimizi o kadar büyütüyoruz ki, başkalarının çığ gibi derdi gözümüzde küçük bir toz zerresi gibi görünüme kavuşur. Oysa tam tersi olmalıdır. Ben demeyi bırakıp, sen demeyi başarmalıyızdır. Yeni yeni öğrendiğim bilgiler ile daha başka bakmaya başladım artık. Şefika hanımın attığı videolar ve makaleler ise içimde biriken her soruya cevap olmaya başladı. Daha fazla öğrenme isteği sardı bu defa. Her bilgi ruhumun derinliklerindeki saklı kalanları ortaya çıkarmak için benimle savaş halinde. Mağlubu olmayan bir savaşın galibi kim olacak ben de merakla bekliyorum. Dün gece kitabı bitirmiş, etkisinden çıkamadığım için ise mektubu okumadım. Mektubun beni daha fazla sarsacağının farkındaydım. Boş bir sayfa bile olsa, o ruh hali ile yazılmayan satırlar için gözyaşı dökeceğimi biliyordum. Erteledim bu yüzden. Belki de yüzleşmekten korktum. Korkmamayı satırlardan öğrenmiş olmam gerekiyordu oysa. Oturduğum cam kenarından kalkıp çantamı toparladım. Mesai bitmesine rağmen oturduğum yerden kalkamadım. Bu akşam Deniz hanım ile kitap hakkında konuşacak, yarın ise kahvaltıya onlara gidip daha sonra asıl hikaye ile tanışacaktım. Otoparktan aracıma binip Mavi Sahaf'a doğru yola çıktım. Sevgi teyzeyi arayıp geç geleceğimi, beni beklemeden yemeği yemesini söyledim. Ben eve gitmeden uyumayacağını bildiğim için tek kelime etmedim. Sıcacık bakan gözleri teklifini kabul etme isteğimi arttırsa da bir karara varmak için erken olduğunun bilincindeydim. Bu yüzden üzerinde fazla durmadan bir pastanenin önünde arabayı durdurup çayın yanında atıştırmalık kurabiye ve börek tarzı şeyler aldım. Ara sokakta olduğu için fazla trafiğe takılmadan sahafın önüne gelebildim. Her defa buraya geldiğim zaman adımlarım benden bağımsız geri geri gidiyor. Belki de bu defa konuşacak taraf olduğumdan dolayı geri geri gitmeyen adımlarım ile sahafa doğru yürüdüm. Yine kasanın olduğu masanın önünde durdum. Menfa kitabı hala olduğu yerde. Bu defa çok daha farklı bir göz ile baktığım kesin. "Hala satılık değil, üzgünüm." Ben neden her geldiğimde bu adama yakalanıyorum çok merak ettim. Aklımı kurcalayan ise başka bir soru oldu. Cevabı bende olmadığı için sormak daha cazip. "Peki siz buraya gelen her müşterinin istediği kitabı aklınızda tutar mısınız?" Benden böyle bir soru beklemiyordu büyük ihtimalle. Bir adım geri gidip elini ensesine attı. "Aslında hayır. Öyle şeyler ile hafızamı doldurmak istemem. Ama Menfa aile kitabı olduğu için kim sorarsa aklımda kalır. Ve siz de birkaç defa sorduğunuz için aklımda kalmış." Yaptığı açıklamaya hak vermiştim Ben olsam bende hatırlarım. Anladım dercesine başımı salladım. Sanırım kitabın bana verildiğini henüz bilmiyor, söylemekte benim üzerime vazife değil. "Şefika hanım geldi mi?" "Aşk olsun Bahar kız hala mı hanım? İnsan teyzeden, haladan, baktın olmuyor amcadan falan der." Yok yok kesin bende bir tuhaflık var. Ne zaman buraya gelsem birisine mutlaka yakalanıyorum. "Olur bir dahakine dayı derim. Şimdiye kadar kullanmadığım bir tabir. Ben de kullanmış olurum." Eh onlar şaka yapıyorsa ben de ayak uydururum değil mi? "Gel bakalım bizim kız. Sohbet muhabbet uzun yukarı çıkalım." Şefika hanım önde, ben arkasında yukarı kata çıkan merdivenleri çıktık. Deniz hanım camın önünde elinde bir kupa ile dışarıyı izliyordu. Onu görünce aldıklarımı arabada bırkatığım aklıma geldi. "Ben hemen geliyorum. Sizi birazcık bekleteceğim." Cevap vermesini beklemeden hızlıca arabaya gelip aldıklarımla birlikte geri döndüm. Hızlı adımlarla indiğim merdivenleri geri çıktım. "Kusura bakmayın arabada unutmuşum." diyerek elimdeki poşeti küçük masaya bıraktım. Kendime de bir bardak çay koyup ve getirdiklerimi servis tabağına bırakarak yanlarına geçtim. İçim şimdi rahat etti. "Hoş geldin. Nasılsın?" Sıcacık bakan gözleri insanda sarılma isteği uyandırıyor. "Teşekkür ederim siz nasılsınız?" "Şimdiden anlaşalım, ben hanım lafını pek sevmem, hele hikayemi bilen birisi ise hiç sevmem. İster abla de, ister teyze, istersen de ismimi, hiç fark etmez, ama hanım deme." Sanırım ailecek hanım lafına takıntılılar. Şefika hanım ve Enes bey de karşı çıktı. "Tamam Deniz teyze nasıl istersen." İçimden bir ses bizim daha çok bir araya geleceğimizi söylüyor. bakalım. "Normalde sabırsız birisi değilim, ama şimdi çok meraklandığım için soracağım. Okuyabildin mi?" "Ben kitap okumam. İlk satırlardan gözümün önünde canlanan bir film izlerim. Olurda ilk sayfa bitmesine rağmen gözümün önünde bir şey canlanmadıysa daha fazla devam etmem. Bu yüzden bir kitap alacaksam bir kaç sayfa okurum almadan önce, tabi istisnalar da var. Bazı yazarların kalemi çok güçlü olduğu için yeni kitabı çıkar çıkmaz hemen alırım. İlk defa kalemi ile tanış olduğum bir kurgu değildi elime aldığım. Arka kapak yazısı içimde büyük bir yangın başlatmıştı. Okurken nedenini anladım da." Derin bir nefes alıp elimde tuttuğum soğumuş çayımdan bir yudum aldım. Arkama bakıp kapıyı kontrol ettim, anlatacaklarımı başkası duysun istemedim. "Ben 5 yıl önce babamı kaybettim. Kalp krizi geçirdi. Koltukta oturup şakalaşıyorduk. Yine bana şaka yaptığını sandım, algılamam geç oldu. Ambulans gelene kadar keybettik. Annem ve babam yetimhanede büyümüşler. Aynı sıraları paylaştıkları zaman tanışmışlar. Daha sonra da hiç bırakmamışlar ellerini. Çöpsüz üzüm dedikleri işte. Annem hamile kalınca doktor zorlu bir süreç olacak demiş. Öyle de olmuş. Doğum zamanı rahmi zarar görmüş. Bu yüzden bir kardeşim yok. Aslına bakarsanız amca, dayı, teyze, hala diyecek birisi de yok." Önümdeki peçetelikten peçete alarak burnumu silip devam ettim. "Babamı kaybettikten sonra annemle birbirimize tutunduk. Başka kimsemiz de yoktu. Zor geçen günler oldu. Masaya karşılıklı oturduk, ikimiz de ağlamamak için büyük savaş vererek kalktık. Aylarca sürdü bu. Babamın yerini boş görmek ağır geldi hep. Bir evi ayakta tutan temel taş gitmişti işte. Biz de rüzgarda savrulduk işte. İki yıl sonra annem birisi ile tanıştı. Bir kaç ay sonra da evlilik kararı aldı. O mutlu olsun ben başka bir şey istemem. Belki de bu yüzden bir şey demedim evlenmesi için. Keşke deseymişim ama. Neyse, annem benim evden gitmeyeceğimi bildiği için o bizim eve yerleşti. Huzur kokan ev artık dört duvar olmaya başladı. Beni huzursuz eden bir şeyler vardı onda. Yüksek lisans için hazırlanıyordum bir yandan, diğer yandan da son senem dersler ağır. Çoğu zaman yemek için bile odadan çıkmazdım. Vakit kaybı derdim, ama meğer başkaymış. Sınavlar falan bitti, artık kaçacak bahanem de kalmadı. Biraz dinlen diyerek annem çalışmama da izin vermedi. Ne kadar istemesem de onunla karşı karşıya gelmeye başladım. Bakışları artık daha çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bakışlarla yetinmeyip ara ara laf atmaya da başladı. Rahatsızlığımı anneme anlatınca da 'Sen yanlış anlamışsındır. Babanın yerine koyamadığını biliyorum, bu yüzden de sevemiyorsun,' oldu lafı. Oysa mesele babam değildi. İstesem bile babamın yerine geçemez kimse. Kapımı kilitli tutmaya başladım hep. Sözlü tacizi fiziksel tacize geçebilirdi. Ne kadar karate üzere kuşak sahibi olsam da. o an kendimi korumam zor olurdu. Benim kendimi korumam baba evimde gerekmezdi oysa." Kelimelerim gittikçe boğuklaştı. Nefes alamaz hale geldim gözümün önünde canlanan anılar ile. Bana sıkıca sarılan kadın ile tutamadığım hıçkırıklarım yankılandı dört duvarda. Benimle birlikte iki kadın da ağladı. Bir süre sonra kendimi toparladığım zaman devam ettim anlatmaya. "Bana dokunmaya kalktı. Ogün bardağı taşıran son damla oldu. Kendimi daha fazla tutamadım, bana dokunmaya çalıştığı kolunu kırdım. Anneme iş kazası deyip geçiştirdi. Ben kırdım desem de bana inanmak yerine ona inandı yine. İşten eve geldiğim zaman ne annemle ne de onunla konuştum. Yemek sofrasına da oturmadım. Evimiz denize yakın, her gece deniz kenarına indim. Sabaha karşı geldim eve. Demir amca ile tanıştım deniz kenarında. Şimdiye kadar her şeyi bilen oydu. Tevafuk bu ya tanışmadan önce şirkette işe başlamıştım. Demir amca sayesinde evi değişme kararını alabildim. Artık ne onlar o evde kalıyor, ne de ben. Babamın anılarının üzerine kendi anılarını daha fazla eklemelerine izin vermedim. Bana neden bunları anlatıyorsun diyorsunuzdur belki de. Haklısınız da. Ben babanız size tokat attığı zaman kendimi gördüm. Zor geldi okumak. Annenizi bulduğunuz zaman siz ağladınız. ben ise mutluluktan kahkaha attım gece vakti. Anne ne demek iyi bilirim. Yokluğu çok can yakıyor, bazen varlığı daha çok can yakıyormuş. Ben sadece kitabı okudum. Mektubu açamadım. Yazılanlardan daha çoğu olduğunu bildiğim için açamadım belki de. Benim gibi bir çok genç kız var. Çektiği acıları anlatma gücü bulamayan. Ben şimdi anlatabildiysem bu senin yazdıkların sayesinde Deniz teyze. Bırak senden güç alsın kadınlar. Acı çekenler kadar sevda ateşinde kavrulanlar için de umut ol." Daha fazla diyecek bir şey bulamadım. Biraz önce dediklerimden sonra ne desem yarım kalırdı zaten. Hiçkimse başka bir şey de deme gereği duymadı. Önümüze konulan bir bardak çay ile daldığımız rüya aleminden gerçek dünyaya döndük. Hepimiz kendi yaşadıklarımızın ağırlığı altında eziliyorduk. "Uzun zamandır sesiniz çıkmadı. Bakayım dedim. Fazla dalgındınız fark etmediniz." Kendince yaptığı açıklamadan sonra konuştuklarımı duymadığını anladım. "Sağol oğlum. Biraz olsun kendimize geliriz. Yorgunsun sen de eve git, ben teyzenle gelirim." Daha önce aklımda olan sorular kitabı okuduğum zaman ortadan kalktı. İsim olarak neredeyse hepsini tanıyorum. Şimdi merak ettiğim ise Umut Ensar ile Elif Mısra. Küçük kalplerin sevdası hala devam ediyor mu acaba? Bunu soramayacağım için sustum yine. "Yok annem, Konya yormaz beni. Huzur doldurur ruhuma. Yorgunluk nedenim her zamanki gibi amcam. Uyusam da uzun süre geçmeyecek. Birlikte döneriz. Ayrıca benim araba evde teyzem taksimetre kurmuş arabaya o kadar boşa gitmesin." Ciddi mi? "Bak sana iki katı yazıyor haberin olsun. Seni sevmediğimden o da. İyice amcana benzedin. O kadar ben büyüteyim, sen git ona çek. Git gözüm görmesin seni." Bunlar nasıl bu kadar sevgi dolu kaldılar acaba? "Tabi sultanım kesin ondan. Sen iste ben sana üç katını da öderim. Sen bana mis gibi kokan pilav yapsan yeter." "Yok sana pilav Berk kılıklı. Üstüne tatlı da isteseydin. Çekinme çekinme." "Aşk olsun teyzem senden başka pilavı öyle yapan var da ben mi istemedim. Senin elinin lezzeti çok başka. Baklavayı istememe gerek yok ki, dolapta vardır o. Pilav yeter bana." "Bak şimdi baklava dedin canım çekti. Düşün önüme, aşkım fazla depreşmeden eve gideyim. Sana göstermeli ders Bahar kız, bana baklava deme. Sevdiceğimle arama kimse giremez. Kavga kiyamet kopar yoksa." Hepimiz gülmüş, ardından elimi teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdım, "O hatayı asla yapmam. Baklava diyeceksem yanımda bir tepsi bulundururum." Bir kaç tane ile doymayacağını bizi sahaftan çıkarırken anlamış oldum. Onlarla vedalaşarak eve gittim. Tahmin ettiğim gibi Sevgi teyze uyumamış, yarın misafir gideceğim için de bir kaç çeşit kurabiye yapmış. Böreği de dolaba koymuş, sabah sıcak sıcak götüreyim diye fırına vermemiş. Ne yaparsam yapayım hakkını ödeyemem. Sıkı sıkı sarılıp odaya geçtim. --------------- Yine kendi ile yüzleşme zamanı gelmişti. Ne zaman duyguları ağır gelse, bocaladığını, isim koyamadığını fark etse amcasının kapısını çaldı. İkisi birbirine o kadar çok benziyorlar ki, konuşmadan bile anlaşırlar. Enes bey oğlu gibi gördüğü için ve oğlu ile yakın bir zamanda doğduğu için hiç ayırmadı. Aslında diğer çocukları da ayırmadı. Ama Ahmet Musab hep farklı oldu. Bunun herkes farkındaydı. Yine dayanamadı Ahmet Musab. Aklı ve kalbi ondan bağımsız hareket etmeye başlayınca daha fazla zaman kaybetmeden Konya uçuşu için bilet aldı. Uzun araba yolculuğunu sevse de, bu defa araba kullanacak gücü bulamadı kendisinde. Uçaktan indiği zaman da amcasını karşısında görmeyi beklemedi. Haber vermeden gelmeyi düşünmüştü. Ondan önce haber veren olmuş. Tek kelime etmeden sıkıca sarıldılar. Bu onların lisanında hoş geldin demekti. Az çok gönül meselesi olduğunu anlamıştı Enes bey. Yine de Ahmet Musab anlatmadığı sürece tek bir soru dahi sormazdı. Bazen yan yan oturur tek kelime etmeden sabahı akşam, akşamı sabah eder, hafiflemiş bir şekilde evlerine dönerdiler. Yine sustu yaşlı adam. Buraya sessiz sedasız geldiyse konuşmaya değil, susmaya ihtiyacı vardı. Sessizce arabayı Meram bağlarına sürdü. Arabayı tepede park edip sessizce dinledi sessizliği. Uzun süre orada oturan ikili, güneşin doğuşunu birlikte izlemiş, daha sonrada arabaya binip kahvaltı etmek için Alaeddin tepesinde kafeye geçtiler. İkisi de sessizce kahvaltı yaptıktan sonra sokakta ilerleyen insanları izlediler. "Kaçmak kolay değildir. Hele kalbinden kaçmak hiç kolay değil. Bir defa kalbinin atışı değiştiyse bir daha eskisi gibi atmaz. Bazen hızlı, bazen yavaş, ama en çokta aşkla atar. Aşkla attığını anladıysan sakın vazgeçme. Sabırla bekle önce. Tanı, anla, dinle ve gör. Ne olursa olsun kırma. Sevmeyi bilmiyorsan adım atma. Ben sana sevgiyi öğrettim diyemem. En güzel ve canlı örneği anne ve baban. Annen gibi seveceksen çık sevda yoluna. Sakın unutma karşındaki kadın çok yaralı. Nereden biliyorsun deme, bazen görmeden anlarsın." Yine sustular. Uzun süren suskunluk sonucu masadan kalkmış, Enes bey şirkete giderken Ahmet Musab anne ve babasının ağacına sığındı. Ne annesi gibi şiir fısıldadı Hüzün'e, ne de babası gibi kendisini anlattı. Sırtını dayadı koca ağaca. İçinde avaz avaz haykıran seslere inat sustu. Şimdiye kadar susmamış mıydı? Çok nadiren içini döken adam yine sustu. En büyük cevap suskunlukta saklı ona göre. Bu yüzden sustu. Bilseydi sustuğu için kaybedecek yine de susar mıydı, meçhul. İstanbula döndüğü zaman eve gitmeden sahafa gitti. Burası onun çocukluğu ve aşkıydı. Uzun süre ayrı kalamayacağı bir yerdi. Şefika teyzesi Konya hasreti ile kavrulduğu gibi o da buraya öyle bağlıydı. Onu karşılayan teyzesi değil annesi olmuştu. Çok fazla uğramadığı için tuhafına da gitmedi değil, ama teyzesini görünce bir şey demedi. Akşam üzeri onların eve gitmesini beklerken ikinci kata çıkmaları iyice şaşırttı. Çok nadiren yukarı çıkar annesi. Bir saat gibi geçen zaman sonra yine karşısında onu gördü. Kaçmak isteyip kaçamadığı tam karşısında duruyor. Kalbi ne kadar hızlı atsa da, fark ettirmeden takılmayı seçti. Aldığı cevap ise ne kadar zeki birisi olduğunun kanıtıydı. Teyzesi ile şakalaşmasını yüzünde oluşan tebessüm ile dinledi. Bakamazdı ki yüzüne. Enes amcası öyle anlatmamıştı aşkı. Sevda selinde boğulmayı kabul etti. Kaçmayacaktı artık. Onlar yukarıda sohbet ederken gelen bir kaç müşteri ile ilgilenmiş, ne kadar kendisini işe vermeye çalışsa da adımları onu ikinci kata sürüklemişti. Kapıya yakınlaştığı zaman içeriden duyduğu cümle ile çakılı kaldı yerinde. Ne ileri gidebildi, ne de geri. Hüzün kokan sesin nedenini şimdi anlamıştı. Neva Bahar orada olduğunu bilmeden içindekileri döktü, Ahmet Musab çöktüğü yerde sessizce gözyaşlarını. Biraz önce kaçmayacak diye karar almıştı oysa. Hangi yüzle adım atar ki şimdi? Ya onu da o pislik gibi aynı kefeye koyarsa? Ya onun gibi sırf bedeni için istediğini düşünürse? Kendine değil, sevdiği kadının böyle bir düşünceyi aklından geçirmesine neden olan sebebe ağladı. 'Kolunu kırdım' dediği zaman 'Helal olsun ben tüm kemiklerini kıracağım merak etme' diye geçirdi içinden. İçerideki sessizlik ile kendisini toparlayıp çay koyarak içeri geçti. biraz da olsa hüznü dağıtmak istemişti. Avukat bir anne ve babanın oğluydu o. Elbet o pisliğin kimliğini bulacak ve yaşattıklarını misli ile ona yaşatacaktı. Ama bunu ne annesi, ne babası, ne de sevdiği bilecekti. Sahaftan çıkmadan önce bir arkadaşına mesaj atmış, Neva Baharın ailesi hakkında tüm bilgileri istemişti. Yarına erteleyerek vakit kaybedemezdi. Rahat nefes almak haramdı artık. Sevdiği acı ile gözlerini kapattığı her gecenin hesabını vermesi gerek. Kendine ettiği yeminle son defa sevdiği kadının arkasından baktı. Yaralarını sarmadan ona tek adım atamazdı artık. Haklıydı amcası yaralı bir kadın yeni bir sayfa açamaz, yaraları kabuk bağlamadan. Ahmet Musab yıllarca sevgi içinde büyüdü. Sevginin iyileştiremeyeceği bir yara olmadığını da çok iyi biliyor. Ve bildiği bir şey daha vardı, ailesinin hiç düşünmeden onu sarıp sarmalayacağı. Peki Neva Bahar bunu ister mi?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE