Masadan kalkıp dışarıya çıktığımda ne hissedeceğimi bilmiyordum. Üç hafta önce Yusuf Çelebi 'den bir mesaj gelmişti. Abimin zarar görmeyeceğine dair bir mesaj. Mesajdan bir gün sonra ise abim eve gelmişti. Babam ise bir birlikten bahsetmiş ve o koltuğa oturmam gerektiğini, geriye kalan bütün konularda bana yardımcı olacaklarını söylemişti.
Her şey çok karışıktı. Sıradan bir kız çocuğu olmamıştım hiçbir zaman fakat bu kadar fazla değişiklik bu kadar kısa sürede olmamalıydı. Derin bir nefes aldım. Ne oluyordu ki? Sadece tanımadığım bir adamla evleniyordum? Hem de o istediği için!
Zamanla tanırdım herhalde... Sonuçta eski zamanlarda da insanlar görücü usulü ile evlenip sonra on bir tane çocuk yapıyormuş. Sakin kalmaya çalıştıkça içimden geçen düşüncelerle beraber kendimi delirmenin eşiğine getiriyordum.
On bir tane çocuk ne!
Zamanla tanışırdık ve benim aslında cani bir katil olabileceğimi fark edince beni boşardı belkide?
Belki de hiç evlenmezdi. Bu yaşananlar sadece içeridekilere gövde gösterisiydi?
Kendimi kandırmaktan vazgeçtim ve üzerimdeki siyah elbiseyi yavaşça çekiştirdim. Nisan ayında olduğumuz için bahar yağmurları yağıyordu. Normalde yağmuru çok severdim fakat şu anda ayağımdaki topuklu ayakkabılar çok daha önemliydi. Evden çıkarken şemsiye almadığım için kendime kızmaya başladım.
O sırada bir el yavaşça önüme şemsiye uzattı. Dönüp baktığımda bu kişi Yaman denilen adamdı. Bakışları, duruşu,yüzü hala çok iyiydi. "Demek Kerem o gün seni gerçekten evden bulmuştu?" Şemsiyeyi biraz daha öne uzattı. "Evet." Cevabım kesin ve netti. Benim kim olduğumu bilmesi gerekirdi.
"Pekala müstakbel karıcığım demek kısa cevaplar tercihin. O halde net sorular sorarım sana." Başımı hafifçe sağ tarafıma eğdim. "Bak Yaman Barış Çelebi benimle düzgün konuş! Hatta konuşma ve çekip git!" Gözlerinin içinin parladığına yemin edebilirdim.
"Kaç yaşındasın küçük?" Gülümsemeye başladım.
"Yaşımı sormak yeni aklına geldi değil mi?" Herhangi bir şey söylemedi fakat gözleriyle onayladı. "Ne o yaşım küçükse evlenme teklifini geri mi çekeceksin?" Merakla gözlerine baktım. "Sana evlenme teklifi etmedim küçük, fakat yaşının pek önemi yok! "
Sinirle soludum. "Nedenmiş o?" Dudağının kenarı sağa doğru hareket etti. "On sekiz yaşından büyüksün ve her hareketin buna uygun. " Bir adım geriye gidip dikkatle vücudumu süzdü. "İstersen bir de tam tur döneyim Çelebi ne dersin?" Sağ kaşını havaya kaldırdı. "Gerek yok küçük çünkü ben o işi hallettim." Dişlerimi sabırla sıktım. Bir hışımla elindeki şemsiyeyi aldım ve adamlarımın yanına ilerledim.
"Eve sür Fatih!" Fatih benim sağ kolumdu. Sözümü ikiletmedi ve eve doğru sürmeye başladı. Sinirden kafayı yemek üzereydim. Kendini beğenmişin tekiydi!
"Deren Hanım iyi misiniz? Şahsen ben sizi hiç bu kadar içinden küfür ederken görmedim." Sabır çekerek Fatih 'e döndüm.
"Fatih sen evli değilsin değil mi? Ben neden sen bile evli değilken evleniyorum lan?" Fatih dikiz aynasından bana baktı. "Sayenizde evlenmeye fırsat mı kalıyor Deren Hanım? Başımız hep belada, hep bi çatışma içerisindeyiz!" Güldüm.
"Ulan ben mi diyorum sana evlenme diye hayvan?" Fatih yakışıklı, boylu poslu çocuktu. Tek kusuru ona göre benim adamım olarak çalışmaktı. "Deren Hanım beni geçen yıl tam 66 kere işten kovdunuz ve kovduktan bir hafta sonra tamı tamına 66 kere evime gelip zorla yeniden işe aldınız!" Olurdu arada öyle şeyler...
"Kıymetimi bilsene salak! Ne güzel işte bak senden vazgeçemiyorum. Bu senin için övünme kaynağı olmalı ama sen gelip bana burada dert yanıyorsun!" Fatih usanmış bir şekilde başını salladı. "Sen ancak başını salla Fatih yarın bir gün de gelin konvoyunun ardından mendil sallarsın!" Fatih arabayı durdurdu.
Ve kahkahalarla gülmeye başladı. "Durun bir dakika Deren Hanım siz evleniyor musunuz? Sizi kim istedi ki?" Hala gülüyordu. Elimdeki şemsiyeyi kafasına fırlattığım sırada kıl payı kurtuldu.
"Yaman Barış Çelebi ile evleniyorum Fatih oldu mu?" Fatih bir anda sustu. "Siz ciddisiniz! Ben ilk söylediğinizde ciddiye bile almadım ama ciddisiniz!" Başımı aşağı yukarı salladım. "Desenize zenginliğimize zenginlik katacağız Deren Hanım?"
Ona inanmayan gözlerle baktım. "Ne alaka Fatih?" Dudaklarını ısırdı. Benden birkaç adım uzaklaştı ve konuşmaya başladı. "Sonuçta çok uzun bir süre yaşamaz o adam! Karısı olarak da miras size kalır Deren Hanım!" Tekrar gülmeye başladığında göz devirdim. Bütün adamlar karşıda duruyor ve her zaman ki halimizi izliyordu.
"Boşuna sevinme Fatih! Sen ve senin seçtiğin on dokuz adam da benimle beraber Çelebi ailesine katılıyorsunuz!" Artık gülme sırası bendeydi. Çünkü Fatih gerçek anlamda benden kurtulacağını sanmıştı.
Adamları dışarıda bırakıp evin içine girdim. Bu sırada yağmur çoktan durmuştu. Odama çıktım ve akşamı beklemeye başladım. O zamana kadar da biraz talim yapmaya karar verdim. Aşağı kata doğru ilerleyip bir silah seçtim. Uzaklık zaten belirliydi çünkü dün gece abim de atış talimi yapmıştı. Elimdeki silahla hedef aldığım yere ateş ettim. Kurşun maketin tam kalbine kocaman bir boşluk açtı.
Daha sonra durmadan ateş edip bütün kurşunu maketin üzerine boşalttım. İşim bittiğinde alkış sesleri duydum. Arkamı döndüğümde babam ve abim orada duruyorlardı. Hızla yanlarına gittim. "Geldiğinizi fark etmedim. Ne zaman geldiniz ki?" Abim bana sıkıca sarıldı. "Abicim bunu yapmak zorunda değilsin! İstersen seni kaçırabilirim yurt dışına küçüğüm ne dersin?" Başımı iki yana salladım.
"Bir şeylerden kaçmaktan nefret ederim abi!" Abim yüzüme baktı.
"Böyle olacağını bilmiyordum küçüğüm!" Hayır, sonunun güzel bitmeyeceğini elbette biliyordu.
"Senin yaptığın şey bir hataydı ve ben senin hatanı üzerime alabilecek kadar cesurum!" Acı bir gülümseme oluştu yüzünde. Gözlerine boş bir şekilde baktım.
"Hep fazla cesurdun küçüğüm!" Sadece sevdiklerimin yanında cesurdum.
"Bu konuyu konuşmak istemiyorum!"
Abimin elini tuttum. "Herkes biliyor ki bu evlilik olmak zorunda abicim. Hem benim için endişelenmeyin ben küçük değilim ki! Başımın çaresine bakarım. Sonuçta ben sizin elinizde, sizin eğitimlerinizle büyüdüm. Yalan mı?" Babam gurur duyar gibi baktı gözlerimin içine. "İstediğin bir şey var mı güzel kızım benden?" Babamın sorusuyla ona döndüm.
"Hayır baba." Abim sıkıca sarıldı. "Her ne olursa olsun yanındayım abicim." Babam abimle konuşmuyordu. Hatta abimi sürmüştü Türkiye'den fakat bugün Yaman'ın da emriyle beraber kesinlikle Türkiye'den gidiyordu. Çünkü onun yaptığı yanlıştı. İhanet etmiş ve bu ihaneti Yaman 'ın yerine geçebilmek için etmişti. "Aslında baba. Abim gitmeden önce evlenmek istiyorum. Düğün değil sade bir nikahla."
Sonuçta benim hayallerimi süsleyen düğünüm hiçbir zaman bir zorunluluk sonucunda gelişmiyordu.
Cevap vermelerini beklemeden odama çıktım. Ailemiz abimin yaptığı hata yüzünden dağılıyordu. Sakin kalabilmek için derin nefesler alıp verdim. O sırada telefonuma bir mesaj düştü. Uzanıp baktığımda göz devirdim.
"Merhaba müstakbel karıcığım. Numaramın lazım olabileceğini düşündüm."
"Olmazdı. Ama sen bilirsin."
"Bu kadar atar abin olacak beni vurduğu için mi?"
"Hayır!"
"Peki benden istediğin bir şey var mı? Müstakbel karıcığım?"
"Düğün olmasın. Sade bir nikahla evlenelim Çelebi!"
"Seni gelinlikle görmeyi istiyorum küçük. "
"Gelinlik giyerim. Ama abim gitmeden bu evlilik olsun!"
"Benimle evlenmeyi bu kadar istemen gözlerimi yaşarttı. "
"Kabul mü?"
"Bir şartla kabul ederim küçük. "
"Şartın Ne?"
"Belki başka bir gün ufaklık? "
"İyi geceler."
"İyi geceler."
Bir hafta içerisinde her şey hallolacaktı. Banyoya girdim ve ılık suyun altına bıraktım kendimi. Hayatımda hiçbir şey öylesine ya da boşuna değildi. Her şeyin bir sebebi vardı. Banyodan çıktıktan sonra üzerime rahat şeyler giyip uyumak için yatağa uzandım. Gözlerimi kapattığımda yaşanacak onca şeyi düşündüm. Çok uyuyamazdım zaten çocukluğumdan kalma bir alışkanlıktı.
En fazla dört saat uyku...
Kabusların ve geçmişin gölgesinde kalan dört saatlik bir işkence...
Sakince gözlerimi kapattım. Uyandığımda gün henüz aydınlanmamıştı. Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Kısa bir duş aldım. Üzerime kırmızı bir elbise geçirip olmazsa olmazım olan topuklu ayakkabılarımdan birini giydim. Makyaj masasına oturup saçlarımı ve makyajımı yaptığımda hazırdım. Her zamanki Deren Çakır...
Aşağıya indiğimde henüz kimse kalkmamıştı. Üzerime bir mont alarak sabahın soğuk havasına karşı önlem aldım. Sakince dışarıya çıktığımda adamlar yerlerinde duruyorlardı. Sakince evin bahçesinin dışına çıktım ve yürümeye başladım. Biliyordum ki Fatih çoktan peşime takılmış ve küfrederek arkamdan geliyordu.
Temiz havayı içime çektim. Bugün eve gitmek istemediğimi fark ettim ve biraz daha yürüdüm. Sahile doğru yürüdüm. Gözüme çarpan fırından birkaç tane simit ve poğaça aldım iki tane de ayranı son anda poşete tıktım. Sahilin kenarındaki banka oturdum ve ayranımla simitimi yemeye başladım. Etraf sessiz ve güzeldi.
Çok geçmeden yanıma birisi oturdu. "Günaydın küçük." Gülümsedim fakat yüzümü ona dönmedim. "Söylesene Küçük varlığın neden saklandı?" Elimdeki poşeti ona doğru uzattım. İçerisinden bir simit aldı. Ayranı da önüne ben koydum. "Çünkü insanlar çok kötü." Sustu tıpkı benim gibi. "Neden bu saatte buradasın Yaman?" Denize baktı. "İnanır mısın bilmiyorum ama gerçekten buradan geçiyordum. "
Güldüm. "Peki ya sen?" Ona döndüm. Gözümün önüne gelen sarı saçlarımı yavaşça kenara ittim. "Uyku tutmaz beni Çelebi. Yalnızca kâbuslarında yutar. Onun için fazla uyumamayı tercih ediyorum."
"Bu arada Çelebi benimle evlenmeyi istediğin için seni pişman edeceğim!" Güldü. Çok sesli değildi fakat içten bir gülücüktü. "Bence benimle evlendiğin için çok mutlu olacaksın." Banktan kalktım. "Nikah yarın olacak küçük. Gelinlik seçmen senin için oldukça iyi olur." "Desene o kara gün çok yakın."
Bir süre gözlerime baktı. "Şahsen benim için kara bir gün değil kendi adına konuş. "
"Kendini beğenmiş, ukala, züppe, pislik! Madem buradasın beni ve Fatih'i de eve bırak! Bir de oradan geçmiş ol!" Banktan kalkıp karşımda durdu. "Fatih kim?" Parmağımı kaldırıp ona doğrulttum. "Sakın kıskançlık işlerine girişme senin kafanı kırarım! Duydun mu beni? Ve sadece adamım!" Arabaya doğru ilerlediğim sırada durdum.
"Fatih gel buraya!" Sesimle beraber Fatih duvarın köşesindeki banktan kalkıp yanıma geldi. "Yine mi fark ettiniz Deren Hanım?" Alayla güldüm ve arabaya bindim. "Fatih sen salak mısın oğlum? Hala alışamadın ama asla gözümden hiçbir şey kaçmaz!" Fatih başını salladı. Arabaya bindiğimizde cam kenarındaydım.
Fatih olabildiğince az konuşuyordu. Her halinden belki oluyordu ki hem Yaman'ı süzüyordu hem de ondan gözü korkmuştu. "Deren Hanım abiniz üç gün sonra Londra'ya gidiyor." Başımı salladım. "Bir ay sonra İsviçre'ye uçmayı planlıyordunuz uçacak mıyız?" Birden Fatih'e döndüm.
"Fatih yeter! Ben de bilmiyorum hiçbir şeyi anlıyor musun? Soru sorma!" Tekrar cama döndüğüm sırada gözüme çarpan mağaza ile gülümsedim. "Arabayı durdurun lütfen gelinlik bakacağım!" Araba yavaşça durdu. Telefonumu çıkarıp Fatih'e uzattım.
"Aileden birisi ararsa alışverişte. İş ortaklarından birisi ararsa şehir dışında. Arkadaşlardan birisi ararsa abisiyle ve abim tekrar ararsa yine kaçmış de!" Arabadan indim ve mağazanın önünde durdum. Her zaman geldiğim mağazalardan birisiydi. Hızla yardıma geldiler. Gelinlik bakacağımı duyan herkes şok oldu. Önüme getirilen gelinliklere baktım.
Bir tasarımcı olduğum ve en büyük hayalim kendime özel diktiğim bir gelinlikle, gelin olmak olduğundan dolayı zor beğeniyordum...
İçlerinden bir tanesi sanki benim için yaratılmış gibiydi. Hızla giymek için kabine girdim. Fakat gelinliğin sırt kısmı iplerle doluydu ve ben bağlayamıyordum. "Biriniz bana yardım edin lütfen!" Kabin yavaşça açıldı ve kabinin içerisine yoğun bir koku yayıldı. Bir el nazikçe ipleri bağlamaya başladı. "Gelinlik çok güzel olmuş küçük. Beyaz kimseye yakışmadığı kadar çok yakışıyor sana."
Yüzümü ona döndüm. "Biliyorum beyaz bana yakışır. Çünkü ben çok güzelim! Güzele ne yakışmaz ki?" Kabinden çıktığımda gülüyordum. Gelinlik çok yakışmıştı. Gelinliğin yan kısımlarında dantel işlemeleri vardı. Kabarık değildi zarif bir şekilde aşağıya dökülüyordu. Göğüs kısmı özel olarak işlenmişti. Ve sırt detayı eşsizdi. Sırt dekoltesi kalçamın tam üzerinde bitiyordu.
"Bu gelinliği alıyoruz kızlar! Hesabı yanımdaki beyefendiye kilitleyelim lütfen. Sonuçta bu gelinliği onun için giyiyorum değil mi?" Kızlar kıkırdamaya başladı. Artık düğün için her şeyim hazırdı.
Yarın yapılacak olan düğün her şeyin başlangıcı olacaktı...
Buradan çıktıktan sonra ve yarını atlattıktan sonra bana bir süre daha hiçbir şey olmazdı.
Biliyordum ki her şey ya mahvolacak ya da yeniden, benimle beraber varolacaktı.