KARICIĞIM (5)

1967 Kelimeler
"Bazı günler vardır asra bedel, bazı asırlar vardır tek güne sığar..." .......... Sabah cama vurur yağmur damlaları belki buyur edilmeyi bekler içeriye? Nedendir bilinmez ama her sevgi aşk olmayı beceremez! Sabah güneş ışıkları eşliğinde kocamın evinde, kocamın kolları arasında romantik bir kahvaltı ile uyandım demek isterdim. Fakat tabi ki öyle bir şey olmadı. Saat beşte cama vurarak beni kaldırdı! Üzerinde ne ara giydiğini bilmediğim siyah takım elbisesi vardı. Sinirle yataktan kalktım. Allahım benim suçum neydi de beni bu adamla evlendirdin ya rabbim? Camın karşısına geçtiğimde sinirden köpürüyordum. Tam karşımda ellerini cebine sokmuş, yüzünde bir sırıtış ile bana bakıyordu. Sakin kalmaya çalıştım fakat bu oldukça zordu. "Ne var lan sabah sabah bana cinnet mi geçirtmek istiyorsun?" Sinirden kafayı yemek üzereydim. Herhangi bir hareket yoktu. Simsiyah gözlerini gözlerime kenetlemiş bir halde duruyordu. Sakince yatağa tekrar döndüm ve kendimi sırt üstü bıraktım. Bu yataktan ben istemediğim sürece beni kaldıramazdı! Hızlıca çarşafı üzerime çektim ve gözlerimi kapattım. O sırada telefonuma mesaj geldi. İstemeyerek de olsa mesajı açtım. "Günaydın karıcığım seni bu saatte uyandırmak elbette istemezdim ama İtalya'ya gitmemiz gerekiyor. Yani kalk ve üzerini giy! Eşya ve bavulların hazır. Eğer illa gel ve karını sen kaldır diyorsan hiç hayır demeyeceğimi de bil." Yataktan kalktım ve elimdeki telefonu hırsla cama fırlattım. Fakat olan tek şey telefonumun ekranına oldu. Cam kırılmaz camdı. Ve aşağılık kocam hâlâ keyifle sırıtıyordu. Dolaptan iddialı siyah bir elbise alıp banyoya geçtim. Neredeyse bir saatin sonunda her şeyimle hazırdım. Kırmızı dudaklarım, abartılı makyajım, asla eksik etmediğim yüksek topuklu ayakkabılarım, cüretkar elbiselerim ve kusursuz hale getirdiğim yüzüm ve işte ben... Odadan çıktım ve yabancısı olduğum evde kendimden emin adımlarla yürümeye başladım. Merdivenlerden aşağıya indiğimde onu salonun koltuklarından birinde otururken buldum. Karşısında iki kişi daha vardı. Dikkatle baktığımda bu iki kişiden birinin dün bana nikah şahitliği yapan genç adam olduğunu fark ettim. Salondaki herkesin bakışları üzerime döndü. Diğer adamın kim olduğunu ise bilmiyordum. Fakat o adama karşı yabancılık hissetmemiştim. Sakince yanlarına ilerledim ve Yaman'ın yanına oturdum. Saat neredeyse yedi olacaktı. "Bu İtalya işi ne?" Bakışlarımı bordo renk ojeli tırnaklarıma çevirdim. Yakın bir zamanda ojelerimi yenilemem gerekiyordu. "İş ve elbette balayı için karıcığım. " bakışlarımı ona çevirdim. "Bensiz git canım olmaz o iş." Oraya gitmeyi hiç düşünmüyordum. "Neden karıcığım? Yerin kocanın yanı sonuçta değil mi?" Ona gözlerimi devirdim. "İtalya ile sen ortaksın Yaman ve İtalyanlarla pek anlaşabildiğim söylenemez." Kendimden beklemeyeceğim derecede sesimi kısık tutmuştum. "Ama olurda Rusya'da yani benim ortak dünyamda bir işin olursa iletmen yeterli. Anında hallederim." Gıcık bir şekilde gülümsedim. "Yok karıcığım benimle geliyorsun." Sinirle önüme döndüm. "Allah belanı versin pislik!" Elini yavaşça kaldırıp yaptığım saçlarımla oynamaya başladı. Geriye çekildim çünkü benim saçlarım dokunulmazımdı. "Oha lan yenge bayağı dişli çıktı ha!" Bir anda karşımdaki genç adama döndüm. Bana elini uzattı. "Merhaba yenge ben Doruk Çelebi. " elimi ona uzattım. "Merhaba ben de Deren Çakır." Sevimli bir şekilde gülümsedi. "Çelebi!" Yaman'ın sert sesiyle ona döndüm. Siyah gözleri üzerimdeydi. "Deren Çakır Çelebi!" Yutkundum. "Peki ya sen?" Sorum karşımdaki diğer adamaydı. "Ferman Karasu." Dudaklarımda bir gülümseme oluştu. "Bir gün tanışacağımızı biliyordum ama böyle olması iyi oldu." Onu yanıtladım. "Biliyorum Ferman bencede en sağlıklı olanı bu." Oturduğum yerde ikisini süzmeye başladım. Doruk kumral bir çocuktu ve abisinin aksine yeşil renk gözleri vardı. Giyinişi oldukça gündeliktı ve oldukça yakışıklıydı. Ferman Karasu... Bir seri katil... Kurban seçtiği kişinin fermanını imzalarsa elinden kurtulmanın imkanı yoktur. Daha önce görülmemiş işkenceler yapar ve asla yakalanamaz. Yakalanamaz çünkü arkasında Yaman Barış Çelebi var. Esmer ten, mavi gözler, siyah saçlar, kaslı bir vücut, resmi kıyafetler, keskin ve inceleyici bakışlar, her an tetikte olma ve bütün bunlara karşı yakışıklı bir adam olma. Oturduğum yerden kalktım ve elbisemi düzelttim. O sırada içeriye Fatih girdi. "Deren Hanım günaydın. Bir isteğiniz var mı?" Bakışlarım ona döndü. "Günaydın Fatih. Bana bir telefon alsınlar adamlara söyle." Fatih bir an gülmemek için kendini sıktı. "Deren Hanım size o telefonu on bir gün önce aldık. Yeter be her sinirlendiğiniz an telefonunuzu karşınızdakine fırlatmayın!" Sakince cümlesini bitirmesini bekledim. "Sanane Fatih?" Oldukça sakin olmaya çalışıyordum fakat insanlar damarımın üzerinde ip atlıyordu. "Bıktım Deren Hanım! Sadece ben değil bütün adamlar bıktı! Telefoncu dükkanı kapatmış sadece haftada size sattığı telefonların parasıyla köşeyi dönmüş!" Dehşetle ona baktım. "Ne yani Fatih ben kimseyle konuşmayım mı?" Fatih sabır diler gibi yukarıya baktı. "Allahım sen bana sabır ver ya rabbim!" Bir anda bakışları arkamda duran Yaman'a döndüğünde rengi attı resmen. Yeni idrak ediyordu artık benim evimde olmadığımızı. "Kusura bakmayın Yaman Bey." Fatih yavaşça üzerini düzeltti ve düğmesinin birini kapatıp hazır bir pozisyona geçti. "Siktir git lan it! Bunca yıldır benim korumalığımı yaptın, yetmedi sağ kolum oldun bana bir kere bile böyle hizmet etmedin! Kovuyorum lan seni! Siktir git!" Salondan hızla çıktım ve derin nefesler aldım. "Deren Hanım ben buralardayım. Çok uzaklaşmadan buralarda gezinirim. Çağırmanız yeter!" Hala arkamdan bağırıyordu psikopat. Karşımda mutfak olduğunu düşündüğüm yere girdiğimde yanılmadığımı fark ettim. Bir bardak şu içtim ve tezgahın üzerine çıkıp çileklerden yemeye başladım. Sinir olmamak elde değildi. Henüz hiç çalışan yoktu evde. Çileklerden yemeye devam ettiğim sırada kapının önünden adım sesleri duydum. Fakat dönüp bakma gereksinimi hissetmedim. En fazla Yaman olabilirdi sonuçta. Adım sesleri yaklaştı ve onu gördüm. Bacaklarımın arasına girdi ve öylece beni izlemeye devam etti. Ben ise hala çilek yeme derdindeydim. "Güzel karıcığım sence de fazla asi ve dik başlı değil misin?" Bakışlarımı ona kaldırdım. "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" Sorum basitti. Gözlerinin içinden ufak bir parıltı geçti. Simsiyah gözleri her hareketini belli ediyordu. "Öğret bana karıcığım! Bildiklerimle sınırlı kalmak istemem." Gülümsedim. Derin bir nefes aldığımda beraberinde onun kokusunu duydum. Güzel kokuyordu. Bir o kadar da farklı ve çekici... "Hay hay! Hemen tanışalım." Yavaşça çilek kasesini bir kenara bıraktım. Elbisemin göğüs kısmını düzeltirken bakışları kısa bir süreliğine göğüslerimde oyalandı. Yavaşça kravatından tutup onu biraz daha kendime çektim. Bana yaklaşınca bacaklarımı ona doladım ve kollarımı onun boynuna sardım. Neredeyse bir bütün olmuştuk. Dudaklarımı hafifçe ıslatıp onun dudaklarına yaklaştım. Dudaklarının üzerinde dudaklarımı yavaşça gezdirdim. O sırada yan tarafta duran bıçağa doğru elimi uzattım. Bir anda üzerime eğildi ve beni öpmeye başladı. Geriye çekildiğinde elime aldığım bıçağı tek hamlede kavradı ve arka tarafa attı. "Bu kadar aptal olma karıcığım!" Ona bir kere daha güldüm ve tam kabinin üzerine ona ait olan silahı dayadım. "Beni hiçbir zaman hafife alma Yaman!" Silahı tezgaha bırakıp onu biraz uzaklaştırarak yanından kalktım. Gözlerinde gerçek bir hayranlık vardı. Yaptığım şey hoşuna gitmişti. Ne yazık ki benim için bir laneti andırıyordu... Salona geçtiğimde artık gidecektik. Herkes hazırdı. Arabalara bindiğimizde arkamızdan adamlar da bindi. Arabada ben, Yaman, Fatih ve sürücü koltuğunda Ferman vardı. "Fatih madem İtalya'ya gidiyoruz sana bir İtalyan kız mı bulsak?" Arabadaki sessizlik canıma tak etmişti artık. "Susun Deren Hanım ben sizinle konuşmuyorum!" Al işte yine başlamıştık. "Ne var be yalan mı?" Fatih cevap vermedi. Bir süre daha sustum. Duyduğuma göre özel uçakla gidecektik ve yol oldukça uzun sürüyordu. Ben şimdi ne yapacaktım? "Şey Ferman senin için tarihin en acımasız katillerinden birisi diyorlar doğru mu?" Yapacak başka bir şey kalmamıştı, ölüm ile yaşam arasındaki o çizgiyle oynamaktan başka. "Evet." Net bir cevaptı. "Para karşılığı çalışıyor musun ve fazladan birini öldürdüğün zamanlar mesai ücreti talep ediyor musun?" Dikiz aynasından bana baktı. "Para karşılığı çalışmıyorum!" Kaşlarım havaya kalktı. "Ne yani sen Yaman için bedavaya adam mı öldürüyorsun? Ben olsam yapmam!" Sinirle soluduğunu duydum. "Benden ne istiyorsun?" Sorusuyla beraber göz devirdim. "Bir şey değil, birkaç şey istiyorum. Ama şimdilik hiçbir şey söylemek istemiyorum. Zamanı gelince yaparsın. " Bir anda arabayı durdurdu. "Ben kimseye bir şey yapmam! Özellikle o kişi bir kadınsa asla!" Verdiği tepkiye karşılık Fatih elini silahına götürdü. "Dur Fatih!" Fatih elini çekti fakat tetikte olduğu her halinden belliydi. "Ferman, arabayı sürmeye devam et!" Yaman'ın sesiyle Ferman arabayı tekrar çalıştırdı. "Uslu dur karıcığım!" Gözlerimi devirdim. "Fatih müzik açar mısın lütfen en sevdiğim sağ kolum ve adamım?" Fatih gülmemek için direndi. "Kabul etmeniz beni kanser ediyor Deren Hanım. Lütfen beni bir daha kovduğunuz zaman işe almayın?" Sinirle güldüm. "Kovmayacağım lan seni!" Başımı cama çevirdim ve dışarıyı izlemeye başladım. Çalan telefonla bakışlarımı camdan ayırdım. Arayan kişi babamdı. Telefonu açtım ve dinlemeye başladım. "Güzel kızım nasılsın, iyi misin, bir isteğin var mı?" Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. "İyiyim babacığım. Her şey yolunda. Peki sen nasılsın?" Rahatlamış gibi derin bir nefes verdiğini duydum. "Ben de iyiyim kızım. Seni duydum daha iyi oldum." Başımı geriye yasladım. "Bugün İtalya'ya gidiyoruz." Sesim kısıldı sonlara doğru. "Gitmek istiyor musun güzel kızım?" Babam da rahatsız olmuştu. Biliyordum... "Gideceğim." Tek kelimeydi fakat babamı rahatlatırken beni yormuştu. "Kendine dikkat et kızım ve babanın her zaman yanında, arkanda olduğunu unutma!" Tekrar gülümsedim. "Biliyorum babacığım ve zaten tek güvencem sen ve abim. Seni seviyorum." Telefonu kapattım. Araba durduğunda uçağa geçiş yaptık. Her şeye rağmen kendime çeki düzen verdim ve sağlam adımlarla yerime oturdum. Tek sorun şuydu ki benim yükseklik korkum vardı! Diğer sorun ise uçakta Yaman ile baş başa olmamızdı! Koltuğa geçip oturduğumda havalanmadan titremeye başlamıştım. Uçak havalanmaya başladığında elbisemin eteğini sıkıca tuttum ve gözlerimi kapattım. Yaman çaprazımda kalan koltuğa oturmuştu. Başka zaman karıcığım da karıcığım der dibimde biterdi ama bugün en uzak köşeyi seçmişti inat gibi! Uçak havalandığında gözlerim dolmuştu. Fakat gözlerimi açmıyordum. "Deren kendine gel! Aç gözlerini, bana bak!" Gözlerimi açtım ve ellerimi tutan Yaman'a baktım. "Yükseklik korkun var ve sen bana bu sikik bilgiyi vermiyorsun öyle mi?" Başımı aşağı yukarı salladım. Yanımdaki koltuğa oturdu ve kollarını bana sardı. Biraz beklediğimde kendimi daha iyi hissediyordum. Ondan biraz uzaklaştım. "Bu uçak düşmez değil mi?" "Düşmez." "Çok hareket edersem düşer mi?" "Düşmez." "Bağırırsam düşer mi?" "Düşmez." "Nerden biliyorsun düşmeyeceğini yapılırken yanında mıydın!" "Yanında değildim. Ama bu uçak benim ve düşmez!" "Peki ne zaman düşer?" "Sen bu uçağın düşmesini mi istiyorsun? Bana açıkça söyle!" Sinirlenmişti. "Hayır, istemiyorum. Neden sordun?" "İstiyorsan bir yolu var diyecektim de ondan sordum karıcığım." Bir de utanmadan göz kırpıyordu. "Pislik!" Gözlerimi yavaşça kapattım ve onun omzuna başımı koydum. "Biraz uyuyacağım." .... Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum fakat gözlerimi açtığımda bir yatağın üzerinde bulmuştum kendimi ve yatağın diğer tarafında Yaman uyuyordu. Yataktan kalktım. O sırada telefonumun ışığı yanıp söndü. Bir mesaj vardı. " Deren Çakır Çelebi, her şeye ve herkese rağmen seni seviyorum. Bildiğim bir şey varsa o da , o adamın sana dokunmasına izin vermediğindir. Sen benimle olmalıydın ve yakında ait olduğun yere yani bana geri döneceksin. Şimdilik biraz sabret bebeğim." Mesajı okudum ve hiçbir anlam veremedim. Telefonu kapattım ve banyoya ilerledim. Banyoda kısa bir duş aldıktan sonra odaya geçtim. Yaman uyanmıştı ve köşedeki koltuğa oturmuş elindeki kadehten içki içiyordu. Yanına gittim ve bir kadehin daha hazırlanmış olduğunu gördüm. Kadehi masadan aldım ve birkaç yudum içip, yatağın üzerine tam karşısına oturdum. Üzerimde bordo renk bir gecelik vardı. Bu çok umrumda olan bir durum değildi. Onun üzerinde hiçbir şey yoktu. Altında ise bir eşofman altı vardı. Vücudu iyiydi, sıkıydı, dokunulasıydı... Gözlerimi kapatıp açtım fakat karşımdaydı. "Ne düşünüyorsun?" Sorusuyla gözlerine baktım. "Çok güzel olduğunu." Çekinmedim ve aklımdan geçeni söyledim. Dudağında ukala bir gülüş oluştu. "Sen ne düşünüyorsun?" Bu sefer ben sordum. "Nasıl bu kadar tehlikeli bir kadın olduğunu." Onun da cevabı netti. "Bu oyunu başlatan sensin Yaman Barış Çelebi." Başını salladı ve kadehten büyük bir yudum aldı. "Bu oyunun kurucusu benim! Ben yazdım, seninle beraber oynuyorum ve bu oyunun için de bana oyun oynayacak bir kadın olduğunun farkındayım. Yani karıcığım ayağını denk al!" Kadehteki viskiyi bitirdim. "Demek sonunda özüne döndün ve kim olduğunu göstermeye karar verdin?" Dudaklarımı ıslattım. "Kim olduğumu öğreneceksin çünkü sen benim karımsın Deren." Benimle alay ediyordu resmen. "Sen de benim kim olduğumu öğreneceksin Yaman. Merak etme!" Elimdeki kadehi götürüp masanın üzerine bıraktım. "Seninle aynı odada ve aynı yatakta uyumam! Bana bir oda ayarla ya da sen git!" Kaşını kaldırdı." Korkma karıcığım seni yemem. Ve benimle uyumayacaksın! Madem benim olduğum yatakta uyumazsın o zaman bu günlük uyumam bende. Ama bu odadan da çıkıp gitmem!" Sakince başımı salladım ve siyah örtülü yatağın içine yavaşça girdim. Hala viski içiyordu ve bakışları benim üzerimdeydi. "İyi geceler karıcığım! Rüyanda beni gör!" Bir de gülüyordu. "İyi geceler Yaman!" Sakince gözlerimi kapattım. "Yarın akşam bir iş için yemeğe davetliyiz bu arada bil isterim hanımefendi." Onu dinledim fakat cevap vermedim. Ben ona yarın gününü gösterirdim .
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE