Yavaş yavaş sona yaklaşmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Ruhumun en kuytu köşesine kadar hissetmiştim bunu. Her şeyin bitmesini ve bir daha asla geriye dönemeyecek olmanın tadı, iki dudağımın arasında hep vardı. Bu yüzden severdim soğuğu. Dudaklarımın arasından çıkaramadığım bitmişlikler, sonlar ve yok oluşlar; buhar olup yükselirdi gökyüzüne. Hep, seçme şansım varmış gibi davrandım. Asla olmamış olmasına rağmen, her adımımı kendim atıyormuş gibi gösterdim. Değildim, o adımları atan ben değildim. Konuşan, gülen, ağlayan o beden bana ait değildi. Çünkü o bedenin içinde, kendini asmış; nefes almayı kesmiş ve ağlaması artık durmuş bir ruh vardı. Ruhumun bacakları, tavandan yere doğru sallanırken; bedenim insanların gözlerinin içine baka baka kahkaha attı. Ve ruhum, kendini asma kara

