Kalpte dahil olmak üzere bir çok şey kırılır.
Yaşamdan alınan dersler fikir olarak değil,
Yara izi ve nasır olarak birikir.
-Wallace Stegner
-------------------------------------------------------
Az kalmıştı kesin kafayı yiyecekti Tibet... Durdurulması güç bir atraksiyonun içinde çıkmaz sokakda kalmış önündeki duvara salak salak bakışlar atıyordu resmen.
Bütün aile için şen şakrak olsa da Tibet'in içine kapandığı bir tatil daha sona ermişti. Adam bir bardakdan diğerine boşaltırken bile resmen derdi çoğalıyordu, hal böyleyken sürekli dolup taşıyordu da. Tıraş losyonunu yüzüne sürüp tekrar aynadaki yansımasına baktığında odasının kapısına vurulmuştu.
'Gel!' seslenmesiyle beraber Taner odaya girdiğinde bakışları bir yatağın üzerindeki yeni kapanmış valizde bir de Tibet'de dolaşmış daha sonra sıkkın nefesini savurup genç adamın yanına geçmişti.
'Ateş almaya geldin resmen bir göründün bir gidiyorsun. Biraz daha dursaydın.'
'Gitmem gerekiyor be abi, fazla uzatmam bu sefer.'
'Babam anlattı, kardeşim olmandan gurur duysam da kıskanmıyor değilim.' Taner'in sırıtmasıyla Tibet'de gülümsemesini gün yüzüne çıkarabilmişti sonunda. Adam derin bir nefes alıp etrafı kontrol ettiğinde bakışları tekrar abisine döndü.
'Herkes seni bekliyor.'
'Havaalanına gelmesinler. Hiç biriniz gelmeyin.'
'Olur mu lan öyle kimsen yok gibi, annemleri götürmeyiz zaten de biz geliyoruz.' Taner'in sahte sinirinden sonra Tibet boyun büküp baktı tekrar adamın yüzüne.
'Bakma öyle, geleceksin geri, biz Vuslat Kasırga'nın çocuklarıyız. Hangi arbededen mağlup çıktık. Sen de bu savaşdan galip çıkacaksın.'
'Eğer, bir şey olursa, geleceğim ama kader tabi, bana bir şey olursa kimse fazla üzülmesin. Bu olayları da bilmesinler abi, astımdan falan olduğunu düşünsünler olur mu?'
'Sana bir şey olmayacak Tibet paşa.' iki kardeşde birbirine sarıldığında Taner adamın badisini yumruğu arasına sıkıştırmıştı resmen. Kardeşini böyle kafası bulanıkken göndermek işine gelmiyordu ama elinden gelen bir şey de yoktu. En fazla dik durmasını, kendine dikkat etmesini ve odaklanmasını söyleyebilirdi Tibet'e. Canıydı, belki kanı bir değildi ama Tibet bunca zaman yüreğinin bir parçasıydı adam için. Kardeş olmak derinlikler içinde beraber kaybolmaksa Taner bunu kan bağı olmadığı halde kardeşleriyle yapabilirdi. Bu gün Tibet giderken, üstelik tehlikeli bir şeyin ardından giderken dik durabiliyorsa bu tamamen abi olmanın verdiği ağırlıklaydı. Yoksa mümkün değil gönderemezdi adamı. Canından can kopardı bir kere, gitmemesi için belki elli kez baskı kurardı ama söz konusu insanın kendi istekleri ve idealleri olunca Taner'in bir de abiliği olunca sesi sedası çıkmıyordu.
Aile olmakdan önce, kardeş olmak bulunması güç ama kaybedilmesi kolay bir işti. Öyle ki insan evinde, nüfusunda olan kardeşini dahi bazen kaybedebiliyordu boş bir sebepden ötürü. Dışarıdaki insana da kardeşim diyip sarılabiliyordu. Belki de hayatta her şeyden önce gelen destek vermek ve tutunabilmekti. Güçlü olmak nasıl ki kas yapısına bağlı değilse, kardeş olmakda kana bağlı olmuyordu işte... Zaten mesele kan bağına ulaşacaksa bile dünya üzerindeki her insanla kan bağımız vardır... Unutmayalım bunu. Sokakda gördüğümüz insanlarla dahi aynı kandan, aynı soydan geliyoruz...
Tibet derin bir nefes alıp elindeki kabin çantasını dış hatlar girişinin önüne bıraktığında ardında ona bakan ve zor aki gülümseyenlere dönmüştü yüzünü. Hayatının tamamı bu insanlarla geçmişken şimdi çehrelerindeki hüzünlü tebessümde adamın kanına dokunuyordu.
'Bir ağlamadığınız kaldı. Hadi ama sadece bir kaç ay...' mırıldanıp gülümsemesini genişlettiğinde ilk önce Göktuğ öne çıktı. Tibet'e sıkı sıkı sarılıp sırtına bir kaç darbe indirdiğinde geri çekilip kahvenin derin tonlarını süzmüştü.
'Arkanı mutlaka kolla.'
'Siz kadar olmasada elimden geldiğince yapacağım.'
'Ufaklık...' Göksel mırıldanıp adama yaklaşınca Tibet ona da sarılmış ardından kadının sırıtışına gülümseyerek bakmıştı.
'Annem otuz kez beni uyardı, ben sadece bir kez söyleyeceğim, fit kalacağım ayağına aç kalma.'
'Ablalar kardeşlerinin minik anneleridir yasamızı tamamlayalım diyorsun yani?'
'Elbette.' ikisinin gülüşmeleri arasında gözleri dolmaya başlayan Deniz girdiğinde Tibet bu defa onu sıkıca sardı. Öyle veya böyle, canıydı bu insanlar, kavga etselerde, küsselerde, hatta haftalarca konuşmasalarda parmaklarına iğne battıklarında yine birbirlerine koşacaklardı. Sırası üzerine herkese sarıldığında sona Tuanna ve Doğa kalmıştı ki ablası fırsat dahi tanımadan sıkıca kollarını doladı adamın boynuna.
'Silahını yanından ayırma olur mu?' kızın kaşlarını düşürüp sorduğu soruyla Tibet usulca başını sallamış ardından kadının hemen arkasındaki Ateş'e bakıp elini uzatmıştı.
'Zorlu günler var önünüzde. Karşı duruşları aşarsınız da babam damatları kolay kabullenmez, sınavlarına hazırlıklı ol ve ailenin ne olduğunu hiç unutma. Belki henüz bizden değilsin ama ufak bir sır, hepimizin yumuşak karnı ailedir.'
'Bütün sınavlara hazırım, tuttuğum eli bırakmaya da niyetim yok. Sen merak etme ama kendine dikkat et.' Tibet tekrar başını sallayarak Doğa'ya baktığında onun asık suratı da iyiden iyiye gözüne çarpmıştı. O havanın kaynarlığının yaktığı günden ve 'kocam mısın, sevgilim misin?' sözünden beri Tibet klasik rutininde hareket etmişti. Ne bu konuyu açmıştı, ne de Doğa'nın özür dilemesine izin vermişti. Tek istediği o günle alakalı bir kelime dahi sarf edilmemesi olmuştu. Aklına geldikçe hala çıldırırken bir de gündeme gelmesi tüm keçileri kaçırmasını sağlayabilirdi.
Bir iki adımda birbirlerine sarıldıklarında Tibet aldığı nefesden Doğa'nın kokusunu ayırt edip depolamıştı resmen beynine. Kızın teninin sıcaklığından, saçlarının yumuşak dokusuna kadar ezberler gibi kazımıştı aklına. Uzun parmaklarını sarı saçlarda dolaştırıp geri çekildiğinde kızın da ağlamaya hazır haline baktı.
'Askere gittiğimde bu kadar dram yapmadınız.'
'Bodrumda askerlik yaptığın için olabilir mi?' Emir'in sorusundan sonra kahkahalar ortada yankılandığında Tibet'de vaktin geldiğini anonsdan anlayıp yerdeki çantayı omuzuna atmış ardından el sallayıp ince koridorda ilerlemeye başlamıştı. Aklındakiler kalbini yiyip bitirirken dahi güçlü olma çabası vardı adamın, yüreğindeki sıkışmayı attığı her adımda hissediyordu ama daha önce tek başına defalarca geçtiği bu koridoru ardındaki kalabalık grupla geçmek adamı krizin eşiğine sürüklüyor gibiydi. Uçağın metaline adım atar atmaz çirkin bir gülüşle kendine sırıtan hostesde gözlerini gezdirdiğinde bakışlarını devirip başını diğer tarafa çevirdi anında. Elindeki çantayı kabine attığında ise koltuğuna yerleşmişti. Uzun olacaktı bu yolculuk, belki de uzundan daha çok acılı olacaktı. Yol boyunca düşüneceği onlarca şey vardı ki aklını dağıtacak sadece bilgisayarıydı bu anda. Ayağının dibine bıraktığı laptop çantasını açarak kapağı kaldırdığında aydınlanan ekranla gülümsemesi genişledi. Bütün ailesinin olduğu bu fotoğraf seneler öncesine dayanan bir günden geliyordu işte. Hayatlarındaki en eğlenceli gün statüsüne sahip günden hemde. Usulca entera basıp şifreyi girdiğinde ekran kağıdındaki aynı fotoğrafa da baktı. Daha fazla sıkıntıya girerse kesinlikle beş dakika sonra kapanacak kapıları tınlamadan uçakdan inebilirdi, yapmamalıydı bunu. Hayatı için, bunca zaman çaba harcayıp savaştığı ve zirvesine yakın olduğu o kurul için yapmamalıydı. Hızlıca saatini çıkarıp usb girişine bağlantı kurdukdan sonra ard ardına gelen güvenlik duvarlarını açmış daha sonra da şirkete ait olan dökümanların arasına dalmıştı.
------------------------------------------------------------
İki ay, tamı tamına iki aydır gizli saklı baktığı iki kare fotoğrafın başına geçiyordu yine Tibet. Sıkıntılı nefesiyle kapısını kapatıp kilidi çevirdiği gibi yatağına bedenini bırakmış ardından tepesindeki yatak başlığının gizli bölmesini açarak sıkıştırdığı iki fotoğrafı ellerine almıştı. Ailesi, varlığı, belki de bundan sonra ki yaşamınca güvenebileceği tek insanlar onlardı. Şuan sadece bir fotoğraf karesinde Tibet'in spordan gelip tere boğulduğu haliyle bakışıyla karşı karşıya kalsalarda biliyordu adam, onlar güvendeydi, bundan öte de yol yoktu ona göre. Altta kalmış fotoğrafı üste çıkarıp uğrunda nice canlar harcayabileceği kızın hafif çekik gözlerine odaklandı bu defa.
Koca karargahta, asker intizamı ile yetişiyordu, koşulları ağırdı, zorlanıyordu ama bunu kimseye belli etmeye de niyeti yoktu adamın. Acısını, güçsüz kaldığı anı, hatta nefesinin kesilişini dahi sakladığı halde bir kare fotoğraf adamın bütün güçlü duvarlarını yerle bir ediyordu. Bu halini buradaki bir kişi görse anında kıza kumpas kurarlardı, bu yüzdendi zaten Tibet'in sert tavrı. Ailesini önemsemiyor gibi durmasının da, gece kulüplerinden her gece başkasıyla çıkmasının da asıl nedeni buydu. Cümle alem Tibet'in zayıf noktası olmadığını düşünürdü. Öyle ki kimileri ailesini önemsemediğini düşünerek adamın başka zayıflıklarını aramaya koyulmuşlardı da çok yanlış yerde olduklarını görememişlerdi. Bütün olaylar koca bir yalandı aslında. Tibet'in ailesi en zayıf noktası ailesi ve sevdikleriydi, adamın hiç zayıf noktası yoktu. Sürekli yanlış yerden saldıranların sonu da daima ölüm biletiyle kesilmişti. Çünkü hayat acımasız olmayı Tibet'e babasının göz yaşlarını gördüğünde öğretmişti. Bir erkek çocuğunun iliklerini donduracak en önemli şeydi babasını ağlarken görmek. Tibet'de erkek adam ağlamaz sözünün kolpa olduğunu defalarca babasının gözlerinde görmüştü. İlk kriz geçirdiğinde, krizin nedeni ilk öğrenildiğinde, kardeşinin içi boş ama tüy ürperten mezarı başında, Yeliz halasının babasını defalarca yutkunmaya zorlayan varlığında, belki de en çok büyükbabasının mezarında babası gibi adam olmanın dik duruşla olacağını görmüştü. Bütün bunların etkileriyle babası dahi olsa her zaman kendi bildiğini okumuştu Tibet. O yüzden şimdi bu askeriyeyi anımsatan yerdeydi.
Herkes onu Bodrumda askerik yaptı diye bilse de çoğu şeyi sakladığı gibi bunu da saklamıştı adam. Henüz terörün yeni yeni ön plana çıktığı ve ipi kopardığı senelerde askerlik yaparken bir de ailesine Hakkari'deyim diyemezdi. Babası vatanına milletine bağlı bir adam da olsa emindi ki askere göndermeden hallederdi işini. Genç adam ise bu topraklar uğruna kanını feda etmiş her vatan evladı gibi başı dik bir şekilde askerliğini yapmak istiyordu. Kapının vurulma sesiyle elindeki fotoğrafları anında o gizli bölmeye bırakıp kapağıda sıkı sıkı örterek ayaklandı. Kilidi çevirerek açtığında ise karşısındaki adamın rahatsız edici bakışlarıyla duraksadı anında. Şu ekipde sert, ters demeden her adamı sevmişti, herkesle iyi geçinip bir şekilde anlaşmanın da uzlaşmanın da yolunu bulmuştu ama bu herife ayrı bir gıcık oluyordu. Hele ki bu yetmiyor gibi kızı da karargaha girdiğinde daha da kıl olmuştu.
'Ayers'
'Tibet.' adam kaşını kaldırarak söyleyeceğini söyle ve git bakışı atmaya başladığında Ayers derin bir nefes alarak başıyla arkayı işaret etti.
'Toplantı var kurulda, her zamankinin aksine bekletme.'
'Kızının ruj tazelemesi bitmeden gelirim Ayers.' ve sonrası Tibet'in kapıyı adamın suratına kapatıp kilitlemesi olmuştu. Yaşı büyük olan insanlara her zaman saygısı vardı adamın, ki bu zamana kadar hiç bir kurucuya saygısızlığı olmamıştı ama söz konusu kendine laf sokan yaşlı bir bunaksa Tibet'i kimse tutamazdı...
'Ya sabır ya selamet...' kendi kendine mırıldanarak banyoya girdiğinde buz gibi suyla kısa bir duş almış ardından hızlıca hazırlanıp odayı yine terk etmişti. Her tarafı metal olan koridorlarda, odalarda oldukça kendini rahat hissetmeyecekti. Tibet oldum olası saldırıya açık alanlarda büyüüştü zaten. Bu denli sıkı denetimi olan saçma sapan şekillerde korunan yerler onu güvende hissettirmekden çok gergin hissettiriyordu. Tabi gittiği toplantıda ifşa konusunun konuşulacak olmasının sıkıntısı bambaşkaydı ama kendi evindeki gibi duvarların arasında yaşamak adama hep daha iyi gelmişti. Bir demir parçası korumazdı ya onları, olacağı varsa patlarlardı da, yanarlardı da, hoş bura yakılmaya kalkılsa kızarmış tavuğa dönerlerdi de o ayrıydı bir çelişkiydi de ama sabır çeke çeke kalan bir ayını da geçirecekti el mecbur. Adamın çocukluğundan beri doğru dürüst, koltuğunda yayılıp yapılacak işlere eğilimi zaten azken bu teklif canına can katmıştı. Zaten kabul etmeseydi, okulu bitirdiği gibi şirketin teknoloji mühendisi olarak koltuğa yapışacaktı, gelemezdi Tibet buna, onun için sürekli hareket gerektirecek bir iş olmalıydı....
-----------------------------------------------------------
Vuslat için parmaklarından yüreğine kadar titreten üç ay olsa da geçmişti. Tek istediği bazen haftalarca dahi telefonla konuşamadığı oğlunu eli ayağı tutar halde, bilinci açık bir şekilde dış hatlar kapısından içeri girmesiydi şuan. Özellikle yanına kimseyi almadan hatta geleceğini dahi söylemeden kendi gelmişti havaalanına. Eğer Tibet'in olası bir sağlık problemi varsa anında hastaneye götürecek ve durumu düzelince aileye söyleyecekti. Yoksa baştan sonra herkes kafayı yerdi. Elini cebine yerleştirip pantolonun astarını sıkmaya başladığında bütün korkusu da kendini belli etmeye başlamıştı. Bakışları tekrar dijital ekranı bulduğunda uçağın yirmi dakika önce indiğini görerek derin nefesini havaya bıraktı. İşlem uzunluğunu biliyordu, o yüzden neden gelmedi hala evhamı yapmayacaktı. Koca kalabalığın en ardında sütuna yaslanıp gözlerini açılmaya başlayan kapıya diktiğinde iki takım elbiseli adamı görmüş anında derinden soluğunu yinelemişti. Oğlunun yeni traş olmuş daha da esmerleşmiş ve robota dönmüş yüz hatlarıyla karşılaştığında ise usulca kapattı gözlerini. Sağ salimdi çok şükür. Göz kapaklarını araladığında ise Tibet'in de kendini görerek hafif bir tebessümde bulunmasına gülümsedi. Sadece dört korumayla koca kalabalığı anında açmıştı Tibet. Elindeki bilgisayarın askısını omuzuna takıp donuk heriflere döndü.
'İşiniz burada bitti. Biletleriniz vizörlerde, yarın dönüyorsunuz.'
'Emredersiniz efendim.' adamların içlerinden biri cevap verdiğinde Tibet'de çeketinin düğmesini ilikleyerek hızlı adımlarla babasına ilerlemiş anında öpmüştü elini.
'Hoşgeldin paşam.'
'Hoşbulduk babam.' ikisi de başını salladığında Vuslat ufak bir işaretle park alanını işaret etmişti. İkisi de o tarafa ilerlediğinde arabaya yerleşip derin bir nefes aldılar.
'Var mı bir yerinde bir şey.'
'Son testde arkadaşı kurtarıyım derken acele ettim, kaburgama yıldız bıçak çarptı ama fazla bir durum yok. Bir de çenem işte. O da daha önce bıçaktan oldu kapandı ama sakal çıkmıyor. İdare edicez.'
'Bu kadarına şükür. Arkadaşın iyi mi?'
'Benden sanmış zorlamışlar ama toparlandı. Bizimkiler nasıl?'
'Geleceğini söylemedim, her ihtimale karşı. Son durum ne?' Vuslat'ın sorusuyla Tibet gömleğinin bir düğmesini daha açıp kolyesini dışarı çıkarmıştı.
'Masanın ana üyesiyim.'
'Hayırlı olsun. Kararlarına dikkat et.'
'Senin yolundan gideceğim baba. Senin oğlun olarak senin çizginden.' Tibet kararlı gözlerini adamın üzerine diktiğinde Vuslat bir kaç saniye bakışlarını yoldan çekip ardından tekrar önüne döndü.
'İstediğin yoldan git, kendi kararlarını ver ama yaşa ve yaşat. Kendi çizgini çizmeye başladın oğlum, bunu istemesemde yaptın bundan sonraki her şey senin yolun.'
'Şey, bizimkiler-'
'Doğa iyi.' Vuslat'ın göz devirip verdiği cevapla adam başını usulca sallasa da asıl istediği yanıtı alamamıştı. Kalacak mıydı gidecek miydi, babası sormuş muydu, dahası gerçekten iyi miydi?
'Ben seni göndereceklerini düşünmemiştim. Çakılır kalırsın sanıyordum oraya.'
'Ana kontrolü ilk başta olduğu gibi buraya getiriyorum. Haliyle benimde burada olmam gerek. Başta arıza çıkardılar, senin dağıtacağını ve İstanbul'da durdurmayacağını söylediler tabi gitmeden önce dediğin gibi kurul varlığını açıklama fikrini dahi sundular. Tek ben itiraz ettim ama açıklamıyoruz.'
'Tek kişi itirazıyla kabul mü aldı?' Vuslat kaşlarını çattığında Tibet omuz silkip güneş gözlüğünü tepesine çıkarmıştı.
'Tibet'çe konuştum o kadar.'
'Adamları tehdit ettin yani.'
'Biraz uyardım baba.'
'Ne zaman herkese kafa tutulmaması gerektiğini öğreneceksin Tibet?' Vuslat'ın sorusuyla Tibet bakışlarını etrafda gezdirmiş ardından derin bir nefes almıştı.
'Sanırım... Hiç bir zaman. Abimin tedavi nasıl gidiyor ve sen doktora gittin mi?' sorusuyla Vuslat arabayı sakince park edip ardında yanındaki oğluna bakmıştı. İstediği cevapları almak için fazla dolambaçlı yollara girmiyordu, bu da bazen iyi olsa da bazı durumlarda patavatsızlı gibi görülebiliyordu.
'Tedavi devam ediyor, benimde doktorluk bir şeyim yok.'
'Baba, nefesin daralıyormuş, konuştuğum herkes bunu söylüyor.'
'Nefes o, bazen daralır bazen açılır. Yengende hamile olabilir ama ikisi de korkudan ne test yaptırıyorlar ne doktora gidiyorlar.'
'Normal değil onlar.' iki adamda gülümsemesini daha da genişletmişti ki Vuslat geldikleri barın önüne arabayı park edip derinden bir nefes aldı.
'Eve gitmiyor muyuz?'
'İlk önce konuşmamız gerek.'
'Şu ciddi konuşma faslını bizimkileri gördükden sonra yapsak?' adam son kez şansını denediğinde Vuslat başıyla dışarıyı işaret etmişti. İkisi de koltuklardan iner inmez barın kapısındakilere selam vererek girdiler içeri. Tibet aşağıya ineceklerini sansa da adam kattaki çalışma odasına yöneldiğinde el mecbur takip etmişti babasını. Vuslat ise cebindeki anahtarı çıkararak kapıyı açıp girdi odaya. Tibet'de arkasından girdiği gibi kapıyı kapatmış adamın odayı aydınlatmasına bakarak kaşlarını havalandırmıştı. Çalışma masasının önündeki deri koltuklara bedenlerini attıklarında ise Vuslat muhabbeti fazla uzatmadan önündeki sehpanın çekmecesini açıp içindeki kutuyu çıkardı.
'Al bunu bakalım.'
'Bu ne?'
'Ananın karnında nasıl bekledin oğlum be.' adamın sitemli sesi olsa da Tibet çok net bir şekilde görüyordu babasındaki tedirginliği.
'Kontrol manyağı olduğumu hiç saklamadım Tibet. Çok küçük yaşta kontrolü ele almış biriydim. Ailemi kaybettiğimde bazı şeylere mecburdum. Güçlü kalmam, savaşmam, öldürmem hatta ölmem dahi gerekti. Sonra gerçek ailem çıktı geldi, sonra babamı yine kaybettim. Yine güçsüz çocuklar giib oldum. Çok iyi hatırlıyorum, büyükbabana dua okunurken ben onun çalışma odasında buna benzer bir kutuyu önüme almış öylece bekliyordum. İki ismim iki de soyismim vardı, kimliğini gizleyen bir adam hiç olmamıştım ama korkularımı daima saklardım. Kaybetmek gibi, yanlız kalmak gibi. Sana ve kardeşlerine aynı şeyi yaşatmayacağım. Bunun içinde senin payına düşenler var. Mali şeyler olduğu gibi manevi olanlarda, ve bu-' Vuslat derin bir nefes alıp boynundaki kolyeyi çıkardığında ucundaki metalin ortasında olan mavi taşın üzerinde baş parmağını gezdirmişti.
'Bu kolye sana her kapıyı açar. İmkansız diyeceğin olayları vardır ama çok değersiz görülür. Bu ailede en çok zıt düştüğün abin, Taner. Birbirinizi sevip kavga edersiniz biliyorum ama bir gün çok ağır gelse de bazı şeyler yine bir araya gelmek zorunda kalabilirsiniz. Diğer yarısı abinde, yani ikiniz bir arada olmazsanız kilidin hiç bir yararı olmaz. Bu sırf Taner için geçerli değil. Abilerin ve ablalarında da parça parça şeyler var. Bir arada olmadığınız sürece başarınız hiç bir zaman başarı olmayacak.'
'Ben bu sorumluluğu alamam baba. O senin kilit vurduğun kapıların anahtarı, ben senin kapattığın hiç bir kapıyı açamam.'
'Kesme sözümü de dinle. Çözücü sende, çip Tanerde, şifreler %25e tam ayrılmış olarak Deniz, Göktuğ, Göksel ve Tuanna'da. Tamamını bir arada bilen sadece enişten, yani Yavuz. Bunu Taner'ede anlattım ama sana tekrar edeceğim. Bu kolyeyi çok önemsiz bir şey gibi taşı. Aklına estiğinde, ortam güvenliyken çıkar ortaya bırak. Yani basit baba yadigarı gibi dursun ama kaybetme. Bundan sadece bir tane üretildi, kaybettiğin takdirde iş akışın, gelirin, anlaşmaların hepsi en dibe çöker. Tıpkı bu kolye gibi aileni de sakın kaybetme.' Vuslat avcundaki kolyeyi Tibet'in parmaklarına bıraktığında genç adam bir kaç saniye bakmış ardından tekrar babasına çevirmişti gözlerini.
'Baba'
'Efendim?'
'İyi değilsin demi? Bunlar, bu devir teslim, sakinlik, her şeyi pay etmen ve bizi bir arada tutmak için ortaya bir şey koyman bu yüzden demi?' Tibet'in yüzündeki buruşuklukla Vuslat hafifce tebessüm edip omuzlarını dikleştirmişti.
'İyiyim ben.'
'Saklama benden, neyin var? Senin oğlunum baba, Tibet'im ben, sana sığınan adamım, doktora gittin ve iç açıcı bir mesele yok demi, anlat.'
'Tibet, iyiyim ben paşam. Hadi eve gidelim.' Vuslat dik başlı davrandığından olsa gerek Tibet ağzından laf alamayacağını anlayıp sıkkın nefesini savurarak ayaklanmıştı. İkisi de odadan çıkmış ardından bardan da çıkarak arabaya yerleşip yola koyuldular. Yol boyunca ikisinden de çıt çıkmamıştı ama Tibet aklında bir yerlere not etmişti, babasının sakladığı sorun ne ise öyle veya böyle çıkaracaktı ortaya.
Önünde durdukları evde bakışlarını dolaştırdığında çoğu şeyin aynı kaldığını gördü adam. Sadece kendi odasının perdesi değişmişti ki babasını ve annesini birazcık tanıyorsa o sadece perde ile sınırlı kalmamıştı.
'Odamı mı değiştirdiniz?'
'Sadece odanı değil.'
'Ben genç bir adamım umarım farkında olarak siz toparlamamışsınızdır odamı?' Tibet tek kaşını kaldırdığında Vuslat gülüp arabadan inmişti.
'Güneş ve Emir topladı.'
'Desene ellerinde bol malzeme var.' gülüşmeleri arasında arka bahçeden gelen sesler de duyulduğunda Vuslat oğluna yan bahçeyi işaret etti anında. İkisi de o aradan geçip arka tarafa geldiklerinde büyük bir hengamenin içine düşmüşlerdi. Hele Tibet'in yalnız başına geçirdiği üç aydan sonra savaş alanı gibiydi Kasırga'nın evinin alışık olduğu manzara.
'Hiç değişmeyecek demi?'
'Hemde hiç.' Vuslat oğlunun sorusuna gülümseyerek yanıt verdiğinde Tibet göz göze geldiği kıza gülümsemişti. Onun ise yüzündeki büyük şaşkınlıkla kendini inceleyişine bakmıştı. Daha ne olduğunun bilincine varamadan Doğa bir anda kendine koştuğunda ise yüzüne çarpan sarı saçlar adamın aldığı nefesi hissetmesini sağladı. Belini sardığı, boynuna kolları dolanmış bir Doğa varken şuan dünyanın dönmeyi bıraktığını bile hissediyor gibiydi.
'Neredesin sen aptal' kız mırıldanıp kollarını daha da sıkılaştırdığında adam gülerek burnunu saçlara gömüp derinden soluğunu çekti ciğerlerine.
'Burdayım.'
'Seninle kavga etmeyi özledim Tibet Kasırga.'
'İnan çok adam dövdüm, bir süre daha özleyebilirsin.' gülüşmelerinden sonra birbirlerinden biraz olsun uzaklaştıklarında Doğa'nın bakışları Vuslat'ı bulmuş aniden Tibet'in kollarından çekilmişti.
'Hoş geldin amcacım.'
'Hoş bulduk prenses hazretleri, bir an umursamazsın sandım.'
'Ben seni hep umursarım.' kız sırıtmasını genişlettiğinde kızların mahalleyi yerinden oynatan çığlıklarıyla üçü de bahçeye dönmüştü ki Tibet'in üzerine atlayan bedenlerle kahkahalar da yükseldi.
'Açlıkdan ölmedim ama sevgiden öleceğim.' adamın cümlesi gülüşmelerin daha da yükselmesini sağladığında kızlar kenara çekilmiş bu kez erkekler üzerine atlamaya hazırlanmıştı ki Tibet anında ellerini havalandırdı.
'Onların her biri 50 kilo civarı, benim bünye 90 kiloluk beş altı adamı kaldırmaz millet.' onlarla da süren muhabbetden sonra Buğlem gördüğü oğlunun şokuyla elindeki tabakları düşürmüş ardından yine ve yine gözyaşlarıyla sarılmıştı adama. Tibet ne kadar ağlama dese de dinleyecek gibi değildi kadın. Tabi daha sonrasında aşiret gibi olan aile büyüklerinin ellerini öperken Emir'in babası ile Aras'ın arasına sıkışması da ayrı komediydi. Yemek masasına yerleşip gırgır şamatayla başladıkları yemeğin ortalarına geldiklerinde ise Güneş ve Emir'in arasında kısa bir bakışma geçmiş ardından ikisi de Tibet'e dönmüştü.
'Abi çıkıp dolaşalım mı biraz? Hem özlemişsindir İstanbul havasını.' Emir'in heyecanlı gözükmeye çalıştığı yüz tipiyle Tibet usulca başını sallamıştı ki Doğa'nın sesi ve gülümseyen yüzü dikkatlerini çekti.
'Yok öyle kaçmak, Tibet'i biriyle tanıştıracağım.'
'Umarım bacak boyu bir metredir.' adamın karşıt yanıtından sonra Doğa telefonuna gelen mesajla hızlıca ayaklanmış içeri girmişti.
'Abi çıkalım biz ya, nasılsa buradasın tanışırsın.' Güneş'in diretmesi de kendini gösterdiğinde Tibet tek kaşını havalandırdı anında.
'Durun iki dakika, hem misafir ayıp olur o ön kapıdan girerken bizim kaçmamız. Selam verir çıkarız.'
'Ya selamı bizim yerimize verirler babamlar.' Emir tekrar atağa geçtiğinde Tibet başını sağa sola sallayıp içtiği su bardağını masaya bırakarak Doğa'nın topuk seslerinin geldiği kapıya bakmıştı ki ilk önce kız güzel bir tebessümle bahçeye dalmış ardından ise bir adam çıka gelmişti. Tibet'in az önce tebessüm eden yüzü aniden gerildiğinde dişleri çoktan birbirine kenetlenmişti esasen.
'Kenan, bu Tİbet, bahsetmiştim ya, beraber büyüdük falan. Bu arada Tibet, bu da Kenan, arkadaşım.'
'Okuldan falan mı?' Tibet'in gerginlikle sorduğu soru üzerine Doğa gülümsemesini genişletip başını hafifçe sağa sola sallamıştı.
'Okuldan arkadaşlarımın tanıştırdığı bir arkadaşım ama aynı okulda değiliz.' kızın açıklamasıyla Tibet gergin gülümsemesini ön plana çıkarıp ayaklanmış ardından karşısındaki adama elini uzatmıştı.
'Memnun oldum Kenan.' adam da elini sıktığında ailenin her bireyi resmen Tibet'den gelecek kafa darbesini beklemeye başlamışlardı ki Tibet gülümseyerek Doğa'ya baktı, biraz daha yaklaştığında çevredekilerin duymayacağı ses tonunu da gırtlağına dizmişti.
'Sevgilin mi?'
'Sayılır.'
'Anladım, hayırlısı olsun.' mırıldanıp tekrar kızın dibinden çekildiğinde bakışlarını da gergin ailesine çevirdi.
'O zaman biz çıkalım biraz, sende tekrar hoş geldin Kenan. Afiyet olsun herkese.' Tibet tek kelime etmeden iki bedenin yanından sıyrılıp eve girmiş Güneş ve Emir'de koşarak arkasından gitmişlerdi ki adamın dış kapıya ulaşmasıyla ön bahçede voltalarına başlaması bir oldu. Ardından iki adam da çıktığında onların sesleri çıkmasa da Tibet'in kendi kendine konuşması yetiyordu.
'Ne sanıyordun aptal, aylarca ortadan kaybolacaksın sonra gelip seviyorum diyince kız boynuna mı atlayacak. Tabi birini bulacak kendine. Sen sevmenle otur kal, haram işte sana, bes belli, sevmek haram sana.' adamın mırıltıları arasından Evrim'de omuzunu çarparak kapıdan çıkmış şaşkın şaşkın bir Güneş ve Emir'e, bir de Tibet'e bakmıştı.
'Tibet, cidden çekip gidecek misin, bir şey yapsana.'
'Ne yapayım Evrim, görmüyor musun, ailenin içine aldığı biri var, ne yapayım. Aylarca ortada yoktum, telefonla bile görüşemedik ne diyeceğim benki. Ne yapabileceğim. Siktir olup gittim ama sen nasıl biriyle görüşürsün mü diyeceğim?'
'Sen bu değilsin Tibet. Bırakıp onu üzmelerine izin mi vereceksin gerçekten. Bi korkak gibi başkasıyla ya bana bir şey hissetmiyorsa mı diyeceksin?'
'Tam da onu diyecektim.'
'Korkak herifin tekisin. Korkak ve bencil. Her şeyi kendi açından değerlendiriyorsun, sevdiğin kıza bile sahip çıkamıyorsun, sevdiği kıza sahip çıkamayan adamlar başarılarına da sahip çıkamazlar. Bende seni savaşan, istediğini alan, güçlü, yorulsa da durmayan biri zannederdim. Sevgin ne kadar basitmiş, ne kadar çabuk vazgeçiliyormuş, hatta sevgi dahi de-' Tibet anında kızın kolunu yakaladığında gözlerindeki alevlenmeyi de direk olarak iletmişti Evrim'e.
'Benim sevgimi sakın aşşağılama. Sakın onu bir yarışın içine sokma Evrim, bu beni fişeklemek için dahi olsa benim sevgimi sakın küçümseme.'
'O zaman göster Tibet Kasırga, eğer ki küçümsememi istemiyorsan bana sevgini göster. Yoksa hiç sevmemiş olma ihtimalini düşüneceğim.'
'Evrim!'
'Abi yavaş ol.' Güneş iki bedenin arasına girmişti.
'Evrim daha fazla ileri gitme sende.' Emir'de kardeşinin belini yakalayıp arkaya çekti anında.
'Yalan mı söylüyorum ikiz, bir korkak gibi kaçıyor, madem hissediyor sevgisini gösterse ya ama gösteremiyor işte. Daha önce aile dedi, sonra amcam dedi, şimdi de- Belki de hiç sevme-'
'Evrim yeter, cidden yeter.' Emir'in keskin ses tonundan sonra kız tek kaşını kaldırıp Tibet'in sinirden kasılan yüzüne bakmıştı.
'Sevdin mi Tibet? Hadi itiraf et, aslında basit bir çocukluk aşkıydı öyle değil mi?'
'İtiraf mı istiyorsun?' adam başını sallayıp hırsla konuştuğunda Evrim'de başını sakince sallayıp onay vermişti.
'O zaman izle.' üç bedende adamın hırsla eve girmesinden sonra birbirlerine bakıp güldüler anında.
'Tibet'in buna kanacağını sanmıyordum.' Güneş'in mırıldanmasıyla, Emir başını onaylarcasına sallamıştı ki otuz saniye içinde ilk önce Doğa'nın çığlığı duyulmuş ardından Tibet sırtındaki kızla evden çıkıp arabaya ilerlemişti.
'Bu sefer oldu.' Evrim sırıtmasına devam ettiğinde Tibet sırtındaki kızı yere indirmişti ki Doğa'nın cırlamalarının ardı arkası kesilmiyordu neredeyse.
'Ne yaptığını sanıyorsun sen! Omuzuna atmak ne Tibet? Aklın başında mı senin! Üstelik Kenan var! Amcamlar, babamlar onlar da var! Hepsi gülüyordu! Delirdin mi! Aklın nerde senin!'
'Sende ulan sende!'Tibet arabanın tavanına yumruk atıp bağırdığında Doğa'nın sesi anında kesilmiş şaşkın şaşkın adamın gözlerine bakmaya başlamıştı.
'Aklım da, fikrim de, benliğim de, kalbim de sende! Yıllardır görmüyorsun! Ben sendeyim! Bir bana mı körsün kızım sen! Delirdim, delirdim ulan, sen delirttin beni!'
'Ti-tibet'
'Ne Tibet, Tibet. Seviyorum kızım seni, geberiyorum ulan. İstediğini al yanına, isteyen sevsin ben senden vazgeçmiyorum. Gerekirse hepsinin kafasına sıkarım! Sana bir şey diyim mi, şu kainat var ya, şu kainat şimdiye kadar sana yaklaşan birini öldürmediğim için bana madalya vermeli. Beraber büyümüşüz! Sikerim lan beraber büyümesini! Seni ilk öpen erkek benim! Ve son öpende ben olacağım! Anladın mı beni!'
'Öküz.'