Bölüm 16 - Tatil

3429 Kelimeler
Gitmek sadece bir eylemdir.  Unutmaksa kocaman bir devrim.                                              -Nazım Hikmet Ran                                   -------------------------------------------------- 'Onu unutmanın zor olacağını düşünmemiştim ben.' Barlas sakince omuz silkip ileriyi işaret ettiğinde Tibet başını sağa sola sallamıştı. 'Kimi ya, taksit taksit anlatma.' 'O işte.' başını tekrar ileri doğru attığında Tibet kaşlarını çatıp iki kahve söylemiş ardından beklemeye başlamıştı ki yine salladı başını. 'Lan kim?' 'Nizamettin Binkoşar, kim olacak abi kız yürüyor işte.' Tibet yine işaret edilen yöne bakmayacaktı ki Barlas'ın kızı gösterdiğini anlayarak hızlıca gösterdiği yere döndü. 'Berzah mı?!' 'Aşk olsun dayı, İstanbul duymadı, bağır bağır, neyse ki Muğla'ya naklen yayın yaptın, bu da bir şey.' 'Lan ne diyorsun sen, cidden Berzah mı o kız?' Tibet'in anlamazca bakışları sağ olsun gözleri de belerdiğinde Barlas başını onay verircesine sallayarak yürüyen kızı süzmüştü. 'E niye konuşmuyorsun ki, bunda ne var?' 'Oradan bakınca geri zekalı gibi mi görünüyorum dayı? Konuştum tabi, yani seviyorum demedim ama hoşlanıyorum dedim, kaş çatıp istemiyorum diye omuz silkti.' 'Neyi istemiyormuş? Yani seni mi yoksa erkek arkadaşı olmasını mı?' 'Valla bana çok iyisin ben de bunun farkındayım ama istemiyorum dedi. Sonra döndü arkasını gitti, e o günden sonra her gördüğünde de o gün bir şey söylememişim gibi davrandı. Tabi sevgilisi olmadı daha.' 'Demek ki kız sevgili istemiyormuş seni değil, sabret oğlum belki planları vardır. Hem böyle kendini karıya kıza vuracağına akıllı uslu davran azıcık. Bu yaptığın sevdiğini unutturmaz ihanet etmeni sağlar. Yüreğine...' 'Sonra olur mu dedim dayı, beklerim de dedim, sevme severim de dedim. Bana göz devirdi sadece, sonra yine sırtını dönüp gidiyordu dönüp baktı, böyle diyen herkes gider nasılsa seninde sabrını görürüz demişti.' 'Sana bir şey diyim mi? Emin ol bizim alemde hiç kimse normal değil ama Berzah hem anormal hem de terk edilmekten korkuyor. E bu da onu asabi yapıyor.' Tibet'in açıklamasıyla Barlas sakince giden kızın arkasından dikmişti bakışlarını. Öyle ki onun dönüp bakmadan gidişi içine dert olmuştu adamın. Öğlen sıcağı geçtiğinde Evrim uyuyanların arasından sıyrılmış hazırlanarak çıkmıştı odadan. Ardından çıkan Doğa'yı gördüğünde sırtındaki kılıfla kaşlarını havalandırdı anında. 'Sörfe mi?' 'Aynen öyle, sen de geliyorsun sanırım?' 'İlk önce bir şeyler atıştırırım. Sen yedin mi?' 'Kalkalı iki saat oluyor, kahvaltı yaptım. Ben geçeyim sen de gelirsin o zaman.' kız başını salladığında Evrim'de derin bir nefes alıp omuzlarını düşürmüştü. Tibet niye hala söylemiyordu anlam verememişti ama kısa süre içinde bunu öğrenmesi gerekiyordu. Adımlarını havuz başına yöneltip bulduğu boş masaya yerleştiğinde gelen garsona da siparişini verip telefonunu çıkardı anında. Yol boyunca çekilmiş fotoğraf kareleri, sosyal medya hesapları derken üzerine düşen gölgeyle bakışlarını tepesindeki kıza çevirmişti. Hayır bela çekiyordu, sakardı bunlar hepsi kabul edilebilir bir gerçekti ama bu kızı nasıl olmuştu da taaaa Datça'ya kadar çekebilmişti acaba? 'İrem niye tepemde dikiliyorsun?' 'Hal hatırda sormayalım mı canım' kız ağzını yaya yaya konuştuğunda Evrim suratını buruştursa da anında kaşlarını havalandırmıştı. 'Sorma canım sorma, ne gerek var.' 'İyi, zaten seni burada görünce Emir buradadır dedim onu sormak için gelmiştim.' 'Sanane benim ikizimden?' Evrim kardeşinin ismini duyar duymaz ayaklandığında karşısındaki kız gıcık bir gülüşü dudaklarının arasından fırlatmıştı resmen. 'Evrimcim okulun en güzel kızı benim ve en tatlı çocuğu da Emir, sence beni ilgilendirmiyor mu?' 'Dur bakıyım.' Evrim kızı baştan ayağa süzüp diliyle damağına vurduğunda cık sesi de anında yankı bulmuştu. 'İlgilendirmiyor. Hem okulun en güzel kızı olduğunu kim söyledi?' 'Bir bana baksana Evrim. Esmer bir ten, sarı saçlar, koyu gözler, e vücut desen fit, zayıflık ve zariflik de var, ben olmayacağım da kim olacak.' Evrim karşısındaki yürüyen egoya bir kaç dakika bakmış ardından tek kaşını havalandırıp hafifçe tebessüm etmişti. 'Canım sen zayıf değilsin, beynin olmadığı için tartıda hafif geliyorsun, hele zarif hiç değilsin. Ben senden güzelim be, bu ne ego.' 'Asıl sen egonu nerede depoluyorsun, güzelmiş, nereye doğru gülüyoruz.' 'Valla ben egomu senin boş kafanda depoluyorum da anladığım kadarıyla sende kafa yapıyor.' kızın hırs dolu gözlerinden Evrim bir hareket yapmasını beklese de İrem tam gitmek üzereyken koluyla kızı yitmiş Evrim ise can havliyle saçlarını yakaladığı gibi kendiyle beraber havuza çekmişti çakma Kleopatra'yı. Tenine değen su tüm vücudunu sardığında şuan tek istediği çıkmaktı. 'Biri mi düştü?' Emir'in sorusuyla gözler sıçrayan suya döndüğünde Güneş gözlerini kısıp masadaki plaj çantasına bakmış daha sonra da etrafta görünmeyen kızın havuzda olması ihtimalini düşünerek basamakları koşarak inmişti. 'Evrim!' 'Lan Evrim havuza girmez!' 'Abi salaklık da son moda bir teorin var, Evrim abla düşmüş' Ömür'de koşarak merdivenleri inmeye başladığında Emir yeni algıladığı olayla peşlerinden koşmuştu. Çıldırırdı o suda kız, normalde iyi yüzerdi ama söz konusu havuz ise ayağını dahi suya sokamazdı, bir tür fobiydi işte. Güneş'in üzerindeki badiyi sıyırıp suya atladığını gördüğünde kucakladığı ve zar zor nefes alan kızı çekti kendine. 'Evrim, güzelim... Kendine gel kızım hadi ya.' Emir anında kızın bedenini yan yatırıp yanağının iki tarafına bastığında havuzdan çıkan Güneş'in kızın sırtını tuttuğunu fark ederek dizini de kıvırmıştı. 'Lan altı üstü öksüreceksin, hadi...' kızın midesine hafifçe baskı uyguladığında Evrim nefes nefese kalmış öksürüğe boğulmuştu resmen. Gözleri korkuyla açıldığında bakışları ilk Emir'le çakıştı. 'Emir' 'Tamam, sakin ol yok bir şey.' 'Ha-havuz.' 'Geçti, havuzda değilsin. Güvendesin tamam mı, ben buradayım, bak Güneş, Ömür, buradayız ve sen havuzda değilsin.' 'Ölüyor gibi hissettim.' kesik kesik aldığı nefesler arasından konuşmaya başladığında Emir başını usulca sallayıp kızın doğrulmasını sağlamış ardından sırtını göğsüne yaslamıştı. 'Geçti sarışınım.' 'Evrim!' Doğa'nın bağrışı ve uçar gibi koşmasıyla diplerine çökmesi bir olmuştu. Bakışları ilk önce kızda olsa da üç adamı süzmüş havuzun kenarında oturan Güneş'le göz göze gelerek dönen meseleyi anlamıştı. 'Sakarlık mı yaptın yine?' 'İrem, o yitti ama bende saçını çektim.' hepsinin kaşları aynı anda havalandığında Ömür sudan yeni çıkan kızı görerek sırıtmaya başlamıştı. 'Sırf saçını çekmemişsin kendinle dibe de çekmişsin abla.' bu defa gözler İrem'i bulmuş onun topuklarını vura vura yürüyüşüne gülmeye başlamışlardı ki Emir aklına gelen soruyla kaşlarını çattı. 'Neyine güvenip yitti bu kız seni lan!' 'Seni sordu, bende biraz beyinsiz biraz egolaman olduğunu söylemiş olabilirim.' 'Ben şimdi onun boş kafatasını patlatırım.' Emir hırsla ayaklanmaya kalktığında Evrim öksürmeye başlamış adam ise anında kalakalmıştı yerinde. 'İyi misin? Sarışınım iyi misin?' 'İkiz gitme.' Emir başını usulca sallasa da onun haricindekiler gülmemek için mücadele vermeye başlamışlardı çoktan. Evrim ise yorgunmuşcasına başını adamın göğsüne yerleştirip onu izleyenlere göz kırparak sırıtmıştı. Akşam serinliği çöktüğünde tüm gençler bir olup çeke çeke Tibet'i de denize girdirmişlerdi sonunda. Emir dibe dalıp Evrim'i omuzuna aldığında kız anında bacaklarını adamın sırtından kilitlemişti. 'Deve güreşi isterim! Kim kapışacak!' 'Ben!' Doğa sırıta sırıta iki kulaç atıp yanlarına ulaştığında bakışları da çevresindekilerde gezinmişti ama bir anda bacağının arasındaki saçlarla ilk önce çığlık atmış daha sonra adamın alnından tutmuştu. Gözleri büyürken omuzuna çıktığı adama baktığında ise Tibet'in sırıtışına gülümsemesi büyüdü. 'Her sene yeniliyorlar ama bıkmadılar.' adam açıklamasından sonra Emir'e göz kırpmıştı. İki bedende birbirine yaklaştığında Tibet Doğa'nın ayaklarını sıkıca tutmuş Emir'de Evrim'in ayaklarını tutmuşlardı. İki üç dakikalık uğraş sonunda ikisi de başını sallayınca kızlar ne olduklarını anlamadan arkaya takla atıp battılar suya... 'Manyak mısınız siz ya!' Evrim cırlayarak su yüzeyine çıktığında Doğa kaş çatarak Tibet'in sırtına atlamıştı. Bir anlık dengesizlikle o da suya battığında Evrim aynısını gülen Emir'e yaptı. Koca kalabalığın gülüşleri yükselirken gecede iyiden iyiye çökmeye başlamıştı. Günlerini güzel geçiriyorlardı geçirmesine ama Tibet her sessiz kalışında geri dönememe fikriyle beynine bir şarjör boşaltır gibi hissediyordu. Ya dönemezse o zaman ne yapacaktı veya döndüğünde eksik kalmış olursa, ailesinin o sarsıntıyı yaşamasına nasıl izin verecekti? Yapamazdı bunu, eğer ki eksik kalırsa tümden kaybolurdu ama yine de ailesinin üzülmesine izin vermezdi. Masa çevresine toparlanmış ailenin içten gülüşmeleri çoğalırken Miray elindeki kutuyla basamakları bir bir inmişti anında. Kutuyu masanın ortasına birden bıraktığında gençler sırıtsa da aile büyükleri derin bir nefes aldı. Üç gündür durdurulamaz bir enerjisi olan çocuklarının fazlasıyla gürültüsü olmuştu. Üstelik hiç biri kızıp da susturulacak yaşta da değillerdi. Sadece fazla bağırmalarına engel olabiliyorlardı. 'Hepiniz varsınız demi?' Işık oturduğu sandalyeden kalkıp Twister kutusunun üzerindeki kapağı kaldırdığında gençlerde sırasıyla ayaklanmışlardı. 'Amca geçen sefer işim var dedin kaçtın, hakem sensin.' Doğa elindeki çarkı Vuslat'ın önüne bıraktığında adam itiraz için ağzını açsa da kızın gözlerini hızlıca kırpıştırmasıyla başını sallayıp beyaz bayrağı çekmişti anında. Elindeki çay kupasını alıp oyun zeminine yakın sandalyeye geçtiğinde ise sırasıyla dizilmişlere bakıp ilk önce Barlas için çevirdi çarkı. Yarım saattir büyük mücadele ile devam eden oyun öyle bir karışmıştı ki gençler gülmekten duramaz hale gelmişlerdi. 'Emir sağ el kırmızı.' adam elini sağ tarafa yönlendirip sonunda yerleştirdiğinde alt tarafda kalan Derin'e bakmış kızın gülmekten kızaran yüzüne gülmeye başlamıştı. Durumları öylesine karışıktı ki biri düşse hepsi düşecekti resmen. 'Mimarlar böyle eser çıkaramazlar' Çınar'ın tek eli havada konuşmasıyla hepsi gülmeye başladığında Vuslat çarkı bir kez daha çevirmişti. 'Çınar sol el sarı' 'Amca ölürüz!' Miray'ın sesiyle aynı anda Çınar elini atmıştı ki adamın ters köprü yapmasıyla bu kez masadaki büyükler gülmeye başlamıştı. Zaten oyun ayrı ter döktürüyordu bir de yaz sıcağı eklendiğinden hepsi kızarmaya başlamıştı bile. 'Doğa sol ayak yeşil.' kız ayağını alttan sürükleyip sonunda yerini bulduğunda burun buruna kaldığı Tibet'e şaşkınca bakmıştı. 'Sen buraya ne ara geldin?' 'Yarım saattir buradayım kedi göz, halim kalmadı.' 'E bırak.' 'İsterse iki saat olsun bu oyun benimdir.' Tibet'in inatlaşmasıyla Doğa tek kaşını kaldırdığında yine Vuslat'ın sesi duyulmuştu. 'Miray, sağ ayak mavi.' kız ayağını attığı anda düşmüş yetmiyor gibi bacağının geldiği yerdeki elin sahibi olan Derin'i de kendiyle çekmişti. Hepsi domino taşı misali yığılmaya başladığında kahkahalar daha da yükselmişti. Düşenler bir bir oyunun üzerinden çekilirken Tibet ve Doğa hala inatlaşmaya devam ediyordu. 'Siz nasıl düşmediniz ya!' Evrim cırlar cırlamaz Tibet başını kaldırıp kıza baktı. 'Dursaydınız kızım.' 'Üzerime Güneş düştü, nerede duracaktım acaba' 'Tibet sağ el kırmızı.' Vuslat'ın duyulan sesiyle Tibet iki elini çaprazlamasına yerleştirdiğinde Doğa gülerek Vuslat'dan gelecek sesi bekledi. 'Doğa yeşil sol ayak.' 'Pes!' kız çığlık atarak kendini sırt üstü bıraktığında Tibet'de üzerine düşmemeye dikkat ederek kenara çekilip yere serilmişti. İkisi de boylu boyunca yatsa da sonunda büyüklerin zorlamalarıyla kalkarak odalara dağıldılar. Emir elindeki broşürle odadaki gram uykusu olmayanlara göz attığında sırıtmıştı hemen. 'Kumsalda parti varmış, hadi gidelim.' 'Daha yeni geldik dışarıdan.' Güneş mırıldandığında gözleri bilgisayardan bir santim bile ayrılmamıştı. 'Abicim bırakın şu işi, sabahtan akşama kadar program kuruyorsunuz zaten, tatile geldik, patronda tatilde.' Tibet gözlerini elindeki tabletinden çektiğinde kolunu da başının altına yerleştirerek Emir'e bakmıştı. Bir bakıma haklıydı, belki üç ay sonra yaşamayacaktı bile, sevdiği insanlarla bir aradayken bir kaç saat olsun işe ara verebilirlerdi. 'Emir haklı, öğlen dinlenirken devam ederiz Güneş, hadi gidelim.' 'Abi döndüğümüzde programı teslim edeceğiz, gün yok ki, İstanbul'a ayaka basacağız direk toplantıya.' 'Olsun, ek tarih isteriz, hem sözleşmede uzatma var.' 'Bak öğlen uyursan tek başıma uğraşmam.' 'Tamam oğlum ya, kalk, kızlara mesaj atın belki gelirler.' tabur misali hepsi ayaklandığında hazırlanmaya da başlamışlardı. Kendilerine çeki düzen verir vermez birer birer dışarı çıkmaya başladıklarında tesbih boncuğu gibi dizilip kızların çıkmasını beklemeye başladılar. '56' Tibet mırıldanarak Emir'e baktığında adam kaşlarını havalandırıp baktı. 'Ne 56 abi?' 'Evrim'e hadi lan diye 56. mesajın, cevap vermiyor işte nasılsa bekleyeceğiz çabalama.' 'Oha, bunlar 56 kere mesaj attığım halde çıkmadılar mı yani?' 'Takıldığın konu 56 tane mesaj atmış olmandı abi.' Alaz tek kaşını kaldırdığında Emir omuz silkmişti anında. 'Benim Evrim'e 423 tane mesaj atmışlığım var hadi diye, 56 küçük bir rakam.' 'Abi 423 mesajı kaç saatte attın?' Barlas adama şaşkınca baktığında hemen omuz silkme karşılığı almıştı. 'Bir saatde. Mesaj atmasam iki saat olurdu ama.' Emir bir yandan laf yetiştirip bir yandan mesaj atmaya devam ettiğinde Tibet sırıtıp bakışlarını yukarıya dikmişti. '60' 'Hay senin hadine! Ya benden sonra doğdun ananın karnında da beklemedin demi diyeceğimde bekledin yani.' Evrim isyan ederek odadan çıktığında diğerleri de sırasıyla peşinden çıkmıştı. Kalabalık olmaları bir yana şamatalarına şamata katarak kumsala yürümeye başladıklarında ilerideki ufak kalabalığı görmeleri festival havasına girmelerine yetmişti. Müzik sesi, ortada dans edenler, beş yere variller içine yakılmış ateş tabi gecenin dağılmasını sağlayan alkol derken belli ki uzun sürecekti bu eğlence. Tibet'in bakışları yaklaştıkça çevredeki adamlarda gezdiğinde çoğunun sap olduğunu görerek yanındaki adamlarla ufak bir işaretleşme yaşamış ardından çaprazındaki Doğa'yı tuttuğu gibi koluna girmesini sağlamıştı. 'Ne oldu?' 'Dikkat sap çıkabilir operasyonu.' Emir'in yanıtından sonra kız kaşlarını havalandırsa da Tibet'in yüzüne bakmıştı ama adamın çatık kaşlarla yürüdüğünü gördüğünde derin bir nefes aldı. 'Surat asmak için gelmedin demi?' 'Yok da gelmesemiydik acaba? Şimdi bu saplar sarkıntılık yapacak ben duramayacağım kavga edeceğim, sonra polis gelecek, gece Datça emniyetine kadar yürüyecek. Bir de buradaki emniyet müdürü ile tanışacağız, babam kesin bu kez öldürecek beni.' 'Kimse sarkamaz.' 'O ne eminlik o.' 'Sarkamazlar çünkü hepsi şuan şok içinde bizim ekibe bakıyor ve bizim yalnız kalan hiç bir vatandaşımız yok. Sence o kadar yürek var mıdır?' kızın kıkırdamasıyla Tibet'de güldüğünde yere atılan yastıklara serilmişlerdi anında. Söyledikleri içkilerden sonra hepsi birer sigara yaktığında Doğa koluyla yanındaki adamı dürtükledi. 'Bir şey mi oldu?' 'Sen bu kadar sigara içemezdin, ilaçlar işe mi yarıyor?' 'Bilmem, belki hava temiz diyedir.' Tibet gerginlikle yanıt verdiğinde Doğa kaşlarını havalandırarak başını sallamıştı. Gözleri ritmi artan müzikle dağıtan insanlara döndüğünde adam hala kızın yüzünü incelemeye devam ediyordu. Kalbinin çarpışı nasıl böyle hızlanıyordu bilmese de kendine bakmayan bir kızı izlemek haz veriyordu ruhuna. Hele ki hafif tebessüm ve müziğin etkisiyle ufak sallanması adamın gözüne daha da ilahi geliyordu. Belki ilk değildi ama son olmayacağına da bilmediği için elindeki kadehi kuma gömüp hızlıca kalktı yastıktan adam. Elini Doğa'ya uzattığında kızın şaşkınca bakışlarına maruz kalmıştı. 'Oturduğun yerden sallanmakla olmuyor.' 'Sen ve bir parti de dans etmek?' 'Geliyor musun yoksa gece boyunca asık suratımı mı izlersin?' Doğa gülerek adamın elini tutup ayaklandığında dans edenlerin arasına karışmışlardı. Ne kadar hareketli olsa da Tibet'in elini beline yerleştirmesi, sahiplenici tavrıyla gülümsemesini de gizleyemiyordu. Üstelik adamın daha önce ağırlığını koruduğunu varsayarak şuan karşısında başarılı şekilde dans etmesi de ayrı ilgi çekici gelmişti bünyesine. Kısılan müzik sesiyle reverans yapıp gülerek bir adım attığında bileğinden yakalanmış yetmezmiş gibi ardından gelen müzik sesi kızı bozguna uğratırken Tibet kollarına çekmişti zayıf bedeni. Doğa hızlanan müzik sesini duyabiliyordu, ayakları kendinden bağımsız hareket etse de yaptığınıda biliyordu da Tibet'in salsa yaptığını daha önce ne görmüş ne duymuştu. Bu gece bütün ilkleri yaşayacaktı herhalde. Adam hızı hafifce yitip tekrar çetiğinde Doğa şaşkınlıkla tek kaşını kaldırsa da Tibet iki kaşını havalandırıp gülerek çapraz geçmelerini sağlamıştı. Zayıf bedeni tekrar bedenine yapıştırıp dört adım atacakları sırada yaklaştı kızın kulağına. 'Kalçanı fazla hareket ettirme katil olmayayım.' Tibet mırıldanarak tekrar kızdan ayrılıp savurduğunda Doğa gülerek kopan elini uzatmış adamın yakalamasıyla sırıtmasını genişletmişti. Kendi ders almıştı ama Tibet'in o derslerden kaçtığını hatırlıyordu, nereden öğrenmişti bu adam böyle dans etmeyi, dahası eşleştiği kimdi? Gabriel her halttan çıkıyordu da bundan da çıkarsa Doğa çıldırırdı herhalde. 'Ne zaman öğrendin?' bedenleri yine yaklaştığında kız bu kez konuşmuştu. 'Geçen sene İspanya'ya gittiğimde.' 'Bir hafta da mı?' kız gözlerini belerterek ritme devam ettiğinde Tibet gülerek kızın belini yakalayıp biten şarkıdan sonra sertçe soluğunu bırakmıştı. 'Evet bir haftada, ayrıca teşekkür ederim.' 'Ben teşekkür ederim asıl.' gece orada son bulurken kopkoyu bir karanlığa tekrar şafak sökmüştü herşeyi aydınlatmak istercesine. Eğlencelerine eğlence katmışlardı katmalarına da bir türlü adam akıllı yüreklerindekini dillerine dökememişlerdi. Günün aydınlığı için ortaya bir program çıkarıldığında kızlar ayrı takılacaklarını söylemişler, erkekler ise bir araya toplanıp havuz başına iyiden iyiye yayılmışlardı. Tibet'in bakışları yanındaki Emir'e döndüğünde ilk önce kaşları çatıldı ardından hafifçe doğrulttu bedenini. Adamın elindeki kitabın yüzüne bakıp kaşlarını da havalandırdığında çehresine tekrar bakmıştı. 'Ciddi misin Emir?' sorusuyla aynı anda adamın irkilmesi bir olmuş bakışlarını da sesin geldiği tarafa çevirmişti. 'Bir şey mi dedin dostum?' 'Ciddi misin diyorum?' 'Hangi konuda?' 'Kitabı tersten okuyabildiğini bilmiyordum. Tıp kazanacak kadar zekisin de bu denlisini beklemiyordum.' göz devirmesiyle gülüşü birbirine karıştı Tibet'in. Emir ise ilk önce çevresindekilerin kendi halinde olan tavırlarına bakmış ardından kitabı kapatıp kenardaki sehpaya bırakarak şezlongda oturur pozisyonu almıştı. 'Okumuyordum ki.' 'Derdini anlatmayan derman bulamaz demiş büyükler, dökül bakalım.' adam serseri tavrıyla saçlarını karıştırıp sıkkın nefesini de serbest bırakınca Tibet'in gözlerindeki kahveye odaklanmıştı. 'Oturdum bir köşeye hiç bir şeyi beceremeyişimi ve hiç bir şeyin üstesinden gelemeyişimi izliyorum abi.' 'Ne haltlar yedin yine?' artık alışılmış şeyler yüzünden Tibet'de gözlüğünü alnından tepesine çıkarıp iyice odaklanmıştı Emir'e normalde hep ortalığı karıştırırdı bu konuda şüphe yoktu ama bu kez adamın laf çarpması sadece Emir üzerindeki stresi atsın diyeydi. 'Bu en büyük asistim abi, golü Derin attı.' 'Anlat bakalım, çözeriz.' 'Şimdi arabalara dağıldıkya gelirken, benim arabada da Evrim, Derin, Alaz vardı. Evrim'le Alaz erkenden sızdılar, Derin'de dışarıyı izliyordu boş boş. Ben denemek için müziğin sesini açtım, hani maksat Evrim dengesizi uyanıp bizi dinlerse anlayım diye. Biliyor gerçi ama yine de garantiye alayım dedim, neyse bizimkiler uyanmayınca Derin'in elini tuttum. Korktu. Ani tavrım yüzünden özür dileyecektim ki gözlerindeki o çaresizliği gördüm. Size devam edin dediğimde sinirimi atmaya çalışıyordum. Derin'de o kafa bulanıklığıyla kötü oldu.' 'Kötü olmuş be' adam yüzünü buruşturup Emir'in yüzüne baktığında onun başını sağa sola sallaması bir olmuştu. 'Haftalar oldu, psikolojik destek alıyor ama toparlayamıyor abi. Resmen çaresizlik, resmen zorunlu vazgeçme. Ya vazgeçersem abi, ben en çok ondan vazgeçersem diye korkuyorum. O korkunca onu korkutmamak için ondan vazgeçersem ne olacak?' 'Sevdiğinden vazgeçmek kolay mı Emir? Sen içinde sakladın bunu, kendinle savaştın ama sonunda söyledin Derin'e. O da sevdi seni, sadece zaman gerekiyor.' 'Beynimin içinde bir sürü sekme açık abi, %7 şarj var, bitti bitecek. Ben eğitimim için bu sene Amerika'ya gidersem Derin'le iyice uzaklaşacağız. O şarj bitecek, ben gelip ona sarıldığımda belki yeniden ekran aydınlanacak ama bu kez donuk ve yavaş olacak. Keşke dünyaya teletabi olarak gelseydim.' 'Lan şu duygusal olayda bile amcam gibi bir şey bulup insanı güldürüyorsun. Yemin ediyorum babanın oğlusun Emir.' 'Tabi onun oğluyum, kimin olcam. Bakma sizi cami avlusunda bulduk diyorlar da öyle değil ben biliyorum.' iki adam da akıllarını dağıtmak istercesine gülmeye başladıklarında Güneş'de gelip yanlarına yerleşmişti. 'Hayırdır?' 'Kafa dağıtmaya çalışıyoruz.' Emir'in cevabından sonra Tibet'in yüzünde kırık bir gülümseme olmuş Güneş'de kaşlarını havalandırarak bakmıştı yüzlerine. 'Ne geldi de yine o karanlık beyninize kafa dağıtmaya çalışıyorsunuz?' 'Derin, hala atlatamadı.' 'Hiç açmayın o meseleyi abi, kızın yüzünü gördükçe o şerefsizlerin piç suratı gözümün önüne geliyor, toprak altından çıkarıp kemiklerini kırasım geliyor.' iki adamda aynen mırıldanmalarıyla destek verdiğinde Tibet kızların gülerek merdivenlerden indiğini görmüş adamlara başıyla o tarafa işaret etmişti. 'Geliyorlar.' fısıldamasından sonra Miray koşarak yanlarına yaklaştığında Tibet'in dibine yerleşip adamın koluna girmişti hemen. 'Tibet'im, ne yapıyorsunuz bakıyım. Yüksek kurul toplanmış gibi.' 'Biz oturuyoruz, asıl siz ne yapıyorsunuz?' 'Erkek tavladık geldik.' kızın kıkırdaması olsa da Tibet anında diken batmış gibi ayaklanmış şezlong dengesini kaybedince Miray düşme tehlikesini son anda atlatmıştı. 'Ne yaptınız!' üç erkeğinde sesleri aynı anda yükseldiğinde herkesin bakışları onları bulsa da onlar direk Miray'a odaklanmıştı. Kız ise tepesinde dikilip hesap soran üç adama şaşkın şaşkın bakmayı sürdürmüştü. Bu ne celallenmeydi böyle, iki dakika sabırları yok muydu bunların acaba. 'Ne bağırıyorsunuz be! Şaka yaptım.' cırlayarak güç bela yan kaymış şezlongdan kalktığında diğer kızlarda onların yanlarına gelmişti ki Emir Evrim ve Derin'in kolunu tutup iki yanına oturtmuştu. Tibet ise çatık kaşlarıyla Doğa'nın kolunu tuttuğunda, kızın şaşkınca kendine bakışına dikti gözlerini. 'Bundan sonra bizle gezeceksiniz.' 'Abi şaka yaptım' Miray'ın tekrar konuşmasıyla Tibet anında kıza bakışlarını çevirip işaret parmağını havalandırmıştı. 'Her şakada bir gerçeklik payı vardır.' 'Ne oldu ya?' 'Bundan sonra bizimle takılıyorsunuz Doğa' 'Tibet, çıldırdığın çoğu anı yıllardır izliyorum ancak şu an sen bile sınırlarını zorluyorsun, bıraksana kolumu.' kız kaşlarını çatıp kolunu hızlıca çektiğinde adam parmaklarını daha da sıkılaştırmıştı. 'Bundan sonra bizimle takılacaksınız dedim.' 'Ay ne bu böyle bozuk plak gibi. Kaç yaşında kızım, kocam mısın sevgilim misin ayrıca bunlar olsa da ben kendini bilen biriyim Tibet, tamam çoğu kavgan korumak için ama bu da fazla oluyor.' Tibet bakışlarını diktiği gözlerden çekip etrafa göz attığında alt dudağını dişleyerek elini de çekmişti. 'A-federsin, haklısın.' Doğa'nın yanından anında geçip ilerlemeye başladığında arkadaki grup şaşkınlıkla baksa da Emir ve Güneş hızlıca adamın arkasından koşmuşlardı. 'Abi!' Güneş ne kadar seslense de Tibet durmamak konusunda kararlı oluşunu hızlı adımlardan dahi belli ederken Emir daha hızlı adımlarla son anda yakaladı kolunu. 'Dostum dur bi!' 'Emir bırak.' 'Sakin ol biraz, niye orada itiraf etmedin ki, tam zamanıydı.' 'Söyleyemem.' Emir aldığı yanıtla kaşlarını çatıp dikkatle adamın yüzüne bakmıştı. Ne demekti söyleyemem, Evrim'i biliyordu Tibet söylemezse eninde sonunda Doğa'ya bütün incileri dökerdi. 'Şakanın sırası değil, hepimiz biliyoruz ki Evrim eninde sonunda döker ortalığa olayı.' 'Evrim veya bir başkası, hiç kimse söyleyemez. Beni anlamıyorsunuz, bu iki çift kelimeden daha fazlası.' 'Abi niye söyleyemez kimse onu söyle.' Güneş'de adamı incelemeye başladığında Tibet derin bir nefes alıp hırsla ayağını önündeki taşa savurmuştu. 'Babam istemiyor!' 'Amcam, sizin beraber olmanızı istemiyor mu?' 'Babam şuan söylememi istemiyor Emir. Adamın sözünü mü çiğneyim?' 'İyi de abi sen hiç amcamı dinlemedin ki, hep kendi bildiğini okudun.' Güneş tekrar müdahale ettiğinde Tibet başını sağa sola sallayarak tekrar ilerlemeye başlamıştı. Hızlı adımlarla odaya çıkıp arabasının anahtarını aldığı gibi tekrar aşağı inip koltuğuna yerleşti. Doğa haklıydı, kocası veya sevgilisi değildi, hem öyle dahi olsa kızın özgür iradesine karışamazdı, söyledikleri bire bir uyuşuyordu da en çok bu canını sıkıyordu adamın. Kendi zaten bir çıkmazın içindeydi, babasının da dediği gibi üç ay sonra nefes alıp almayacağını dahi bilmezken bir de kızın hayatına, yaptıklarına karışmak akıl işi değildi... Az kalmıştı kesin kafayı yiyecekti Tibet... Durdurulması güç bir atraksiyonun içinde çıkmaz sokakta kalmış önündeki duvara salak salak bakışlar atıyordu resmen. İnsan bazen vazgeçerdi işte, sevmediğinden değil mecburiyetinden ve aslında her vazgeçiş tamamen bırakış değildi. Elbette ki tamamen vazgeçmekte mümkündü ama vazgeçebilmek ne mümkündü... Hoş zaten insanoğlunun savaşı vazgeçtiğinde bitiyordu ve kaybetmiş olmak umurunda olmuyordu. Ve her şeyin kötü olmasına rağmen insan sevmekten vazgeçmek istemiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE