Bölüm 14 - Yüksek Gerilim

3739 Kelimeler
O yüzden umut güzeldi, ölmemişti, hala yer yüzünde nefes alabiliyor, günün doğduğunu görüp, saatlerin bittiğini batan güneşden anlayabiliyorsa, hala gülebiliyor ve ağlayabiliyorsa umut var demekti. Bir hafta süren hastane odası macerasından sonra Tibet sonunda hem Hasan beyi hemde ordu halindeki koca aileyi ikna ederek hazırlandı. Bakışları gülümseyen Taner'e döndüğünde ayaklarını da ayakkabılarına geçirip derin bir nefes almıştı sonunda. 'Hayırdır abi, yüzün gülüyor?' 'Gülsek dert gülmesek dert oğlum sana da.' Taner'in tek kaşı havalandığında Tibet derin bir nefes daha alıp yatağın verdiği destekden kurtulmuşken Taner'in sırtına elini yerleştirmesine baktı. 'Tedavi ne oldu?' 'Lan daha dur, Bismillah dedin bizi aklına aldın. Hallediyorum ben o işi.' 'Yiğen istiyorum ben abi, uzun zaman oldu evde çocuk ağlaması duymayalı. Çocuk şart.' 'Olacak inşallah koçum. Sen iyi misin? Çantayı alana kadar sağlam durur musun?' Taner koltukdaki sırt çantasını işaret ettiğinde Tibet ilk önce ayaklarına daha sonra da Taner'e bakmıştı. 'Altı üstü vuruldum, bir kaşığı elimden almadığınız kaldı.' 'Annem yaptı onu.' adam gülüp Tibet'den desteğini çekerek çantayı omuzuna atmış ardından tekrar adamın beline destek olmuştu. Bir iki adım attıklarında yüzü buruşsa da birazdan alışacağını bilerek odadan çıktıklarında kapıdaki gençlerde iki adama gülerek bakmışlardı. Emir ise kalabalık gruba ilerleyerek elindeki dosyayı da Evrim'e verdi. 'Çıkış tamam, ikiz amcam istedi belgeler ona. Hepimize geçmiş olsun.' 'Sen burada mısın?' Derin'in sorusu ile Emir saatine bakarak anında onaylamıştı kızı. 'İki saat daha var işim. Siz çıkın beden mesai bitince gelirim.' hepsi usul usul ilerlerken Derin Emir'in yanında durup bakışlarını gidenlerin üzerine dikmişti ki adam başını yana çevirir çevirmez kıza şaşkınlıkla baktı. 'Kız çiçi, sen niye buradasın?' kaşlarını havalandırdığında sıkkın nefesini havaya savurup yer gösteren tabelalara bakmıştı. 'Psikologla randevum var.' 'Seni bırakıp ameliyathaneye geçeyim bende.' ikisi beraber yürümeye başladığında Emir üzerindeki önlüğü düzeltip bakışlarınıda ileri dikmişti. 'Sen dün de nöbetteydin, bu gün izin günün değil mi?' 'İzin günüm normalde de Hasan hoca ameliyata gireceksin diyince izinliyim diyemiyorum işte. Bir de Tibet'in yanında kalmama müsade etti, altında kalmamam lazım.' 'Uyku gözünden akıyor, böyle girebilecek misin?' 'Bu benim işim Derin hatun, isterse gözüm kapanıyor olsun insan hayatı söz konusuysa anında açılırım.' kız başını salladığında önüne geldikleri oda ile ikisi de duraksayıp birbirine bakmışlardı. 'Buğlem yengemden de destek alabilirdin.' 'Onlardan utanıyorum, yani kimse ile bu konuyu konuşmak istemiyorum. Tanımadığım biri olunca daha rahatım.' 'Melek hanım bu konuda iyidir. Çıktığında saat altı falan olursa bekle, taksi ile uğraşma.' Derin başını salladığında Emir kolunu okşayıp gülümesemesini büyüterek bakışlarıyla odayı işaret etmişti. Onun sakin bir tavırla içeri girişini izleyip tekrar yönünü ameliyathanelere doğru çevirdiğinde üzerindeki önlüğüde girişe teslim edip derinden bir nefes aldı. Bu ciğerine doldurduğu hava bile onun için bazı şeyleri ifade ediyordu elbet ama işinin başındayken derin bir iç çekişi dahi silmeliydi kafasından. Karşısındaki kızın ellerine geçirdiği eldivenden sonra arkasını döndüğünde ipinde bağlanışını hissetmişti. Sıkkın bir nefes alarak tekrar karşısındaki kıza döndüğünde onun bakışları da iyiden iyiyie germeye başlamıştı adamı. Normalde sevmiyordu bu kızı ama her ne hikmetse her ameliyata girerken asistan olarak arkadaş karşısına dikiliyordu. 'Sağol Ebru. Bakmaya devam edecek misin yoksa kapıyı açar mısın?' adamın konuşması ve sert bakışlarıyla yönünü diğer kapıya çevirmişti. 'Afedersiniz Emir bey.' açılan kapıdan geçtiğinde maskesini düzeltip kenardaki dosyaya bakmaya başladığında Hasan hoca da içeri girmişti şükür ki. Henüz yarısındayken Emir çoktan dalmıştı asıl konuya. Gözleri bir milim dahi şaşmadan açık bölgeye dikilmişti. Yarayı tekrar kapatmaya başladıklarında ise Hasan hocanın sesini de duydu. 'Son senen Emir, bu hastane senin gibi bir cerrahı kaybeder mi sence?' 'Bilemem hocam.' 'Senin kalmak mı var aklında gitmek mi peki?' 'Lisanslar, TUS, Doktora için İngiltereye gitme planım var. Ama buraya alıştım, geldiğimde devam etmek isterim.' 'Vedat bey geçen kurulu topladı senin için bırakacağını sanmam.' 'Eğitimim için bırakır diye biliyorum ama bakalım.' Hasan hoca sonunda açık bölümü kapattığında ikiside geri çekilmiş ve dışarı çıkmaya yol almışlardı. İki adamında karşısındaki kızların yardımı ile üzerlerindekilerden kurtulup ameliyathanenin çıkışına da yönlenmişlerdi. 'İlla İngiltere mi olacak?' 'Hocam siz babamla mı konuştunuz?' Emir'in kaşlarını havalandırıp Hasan hocaya bakmasıyla adam gülerek başını sallamıştı. 'Ne bu hastane ne de ailen senin gitmeni istemiyor Emir. Hocanım, tabi ki eğitimine veya aile ilişkine karışamam ancak cerrahlığının iyi olduğunu da es geçemem. Şuan hocan olsam da sadece bir kaç ay sonra sen başkalarının hocası olacaksın ve ben bu hastanede henüz yeni iken benimle yarışma cesareti gösteren bir doktoru kaybetmek istemem.' 'Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürtçü dükkanı. Ne kadar İngiltereye gitsem de döndüğümde yine bu hastaneye geleceğim hocam. Ve bu defa yeni stajer olarak değil gerçek bir cerrah olarak sizinle yarışmakdan kesinlikle zevk alacağım.' Hasan hoca başını onaylarcasına salladığında bir kapıdan daha geçmişlerdi ki Derin'in elindeki kitapla koridorda oturduğunu görerek gülümsedi adam. 'Erken çıksam olur mu hocam?' 'Olur olur, Tibet'in pansumanını yapmadık, gidince kontrol et.' 'Tamam hocam, iyi günler.' 'Sanada.' adam Derin'in yanına ilerleyerek bedenini koltuğa bıraktığında kız sıçrayıp anında dönmüştü yanındaki bedene. Emir ise umursamadan elindeki kitabı alıp kapağına bakmış daha sonra kaşlarını havalandırmıştı. Bu kitabın kızın tarzı olmadığını biliyordu da o kadar dalmasına anlam verememişti. 'Franz Kafka ha' 'Sinsi sinsi gelme.' 'Ben gayet belli ettim kendimi çiçi, sen kitaba dalmıştın. İşim bitti, üzerimi değişeyim geçelim eve.' 'Burada beklesem? Yerim çok rahatda.' kızın sorusu ile Emir gülümseyerek ayaklanmış tek kelime dahi söylemeden soyunma odalarına geçerek üzerini değiştirmişti. Tekrar çıkıp Derin'i de oturduğu koltukdan zor aki kaldırdığında arabaya yerleşmişler ve evin yolunu tutmuşlardı. 'Elin kolun bi dursun abi ya.' Emir'in sonunda isyanı ile Tibet sıkkınca beklemeye başladığında gözleri de pencereden dışarı çatık kaşlarla bakan Güneş'e döndü adamın. 'Ne lüzum var, geçti gitti işte.' 'Öyle deme abi, kuruyor işte, pansuman yapılmasa ağrın daha çok olur.' Emir'in cevabı ile Tibet sonunda tekrar yaraya bakmıştı. 'Güneş' 'Buyur abi.' 'Neye bakıyorsun oğlum sen çattın kaşlarını da.' 'Bunlar daha ne kadar saçmalayabilirler diye bakıyorum. Bahçeye masa kuruyor kızlar. E sen hastasın, bahçe masa falan, saçma geldi.' 'Babam yeni attı ya stresi, iki tek atacaklardır. Hem bende iyiyim.' 'Kurban olayım nereye iyisin sen ya. Yakında kevgire döneceksin.' Emir'in tekrar eden haklı isyanı ile Tibet gazlı bezi kapatışını izlemiş ardından tşhirtünü üzerine geçirerek ayaklanmıştı. Ne kadar çıktığında ağrısı olsa da ailenin bütün kadınları üzerinde baskı kurup ilaçlarını almasını sağlamışlardı, e haliyle adam da şuan rahat rahat hareket edebiliyordu. 'Hadi biz de inelim aşağıya.' 'Yat dinlen abicim. Kimse kusuruna bakacak değil ya.' 'İlacı içirdiler zaten. Yatarsam sıkıntı basar.' 'Yengeme hak veriyorum, resmen babası kılıklısın.' Emir elindekileri çöpe atıp göz devirerek konuştuğunda Tibet çoktan odadan çıkmıştı. İki adamda peşinden ilerleyip aşağıya indiklerinde koltuğa bağdaş kurmuş Doğa'nın yanına oturdu. Kızın kokusunu aldığında daha da mı iyileşiyordu bilmese de bir an bütün yaraları siliniyor gibi gelmişti. Bakışları bir milim bile kaymayan kıza döndüğünde ise Güneş'in işaretiyle Emir'de ayaklanarak salonda sessizliğe neden oldular. 'Neye gömüldün yine kedi göz.' 'Şirket işleri.' mırıldanıp veridği yanıtdan sonra siyah kemik gözlüğünü saçlarına çıkarıp bu defa dosyayı almıştı eline. 'Git yat azıcık. Nasılsa halledersin.' 'Olmaz, ben bırakınca sen alacaksın biliyorum. Bir kaç dakikalık işim kaldı zaten.' 'E azmış işte, ver ben halledeyim.' 'İşin üzerine yatamazsın Tibet bey, ben uğraştım bu proje ile.' Doğa'nın yalandan siniri Tibet'in gülmesini sağladığında ses çıkarmadan ayaklarını uzatıp kızın dalgın haline bakmaya devam etmişti. Doğa'yı her durumda seviyordu, yemek yerken, su içerken, güldüğünde hatta ağladığında bile seviyordu ama işe konsantre olup da kendini kaptırarak ciddiyete büründüğünde ayrı bir çekici oluyordu adamın gözünde. Zaten bu zamana kadar barlardaki kızlar bu yüzden ilgisini çekmemişti adamın. Tamam bir kıza tutkun kalmasının etkeni büyüktü ama onun eğlenceye düşkünlerde gözü yoktu. Kendi iş ciddiyetini lisede kavramışken onunla olacak kadının işi boşver demesi Tibet'in sinirlerini bozardı. Bu yüzden de kendinin işten koparmaya çalışacağı bir kadın olmalıydı hayatında. 'Ya neresi eksik bunun.' kız dudaklarının arasına kalemi sıkıştırdığında adamın bakışları da direk olarak bilgisayar ekranını bulmuştu. 'Neyin neresi eksik?' 'İnşaat raporunda sağlam onayı aldı, ama sizin hazırladığınız sistemde hata var olarak gözüküyor.' kaşları daha da çatıldığında Tibet usulca dosyayı eline almış ardından ekrana bakmaya devam ederek bir bir kontrol etmeye devam etmişti. 'Çap sayısını bir eksik giriyor, sen o toplantıda yoktu herhalde güncelleme yaptı Güneş ama senin bilgisayara geçmemiş, bir fazla yaz.' Doğa başını usulca sallayıp çap sayısını tekrar girdiğinde onay veren programla gülümsemesini de genişletmişti. Kaydederek bilgisayarı sonunda kapattığında derin bir nefes aldı. 'Teşekkür ederim.' 'Sorun değil, bizim hatamız sonuçta. Güncelleme yapmayı unutmayın ama.' 'Yarın gideceğim zaten şirkete, hallederiz. Sen bana hastanede konuşacağız demiştin?' Tibet sonunda konunun kendine döndüğünü fark edip hafifce dikleşmişti yerinde burası yeri değildi ama yavaş yavaş başlamaluydı bir yerden. Sonuçta güm diye seviyorum seni diyerek olmazdı bu iş. En azından Doğa'yı tanıyordu, bir anda söylediğinde vereceği tepki yeri yerinden oynatabilirdi. 'Gabriel-' 'O kızı sevmiyorum, tamam sen için saygı duyarım ama onu sevmiyorum Tibet. Bana lütfen onu iyi göstermeye çabalama.' 'İyi gösterme çabam yok zaten. Dur da dinle Doğa. O çok zor zamanlar yaşadı, ciddi anlamda sürüsüne bereket psikolojik savaşlar verdi. Yıllardır tanırım onu, Güneş'i ziyaret etmeye gittiğimde barda tanışmıştık. Gırgırı şamatası iyidir, yani muhabbeti açar insanı.' adamın mırıldanarak açıklamaya başlamasından sonra Doğa gözlerini devirip isyan bayrağı çekercesine bırakmıştı nefesini. 'Bunu bana neden anlatıyorsun? Yıldızım barışmadı onunla' 'Olanı biteni anlatıyorum, nasıl sevdin demedin mi sen bana, bende açıklıyorum işte.' 'Pekala, dinliyorum ama uzatma.' başını sallayıp dudaklarını ıslattığında gözleri de kapalı televizyon ekranına takılı kalmıştı adamın. Her zerresi Doğa diye çığlık atarken ve Gabriel'in dostu olduğunu bilirken bu saçmalıktı. Kendini de kandıramıyordu ki sonuçta. 'Neyse, işte dediğim gibi zor günler geçirdi. Bende tam o anlara denk geldim. Destek oldum, neden yaptım bilmiyorum ama diğer kızlar gibi sülük misali yapışmadı veya sırf derdini dinliyorum diye sevgili olacağımızı düşünmedi. Sadece anlattı, ben aramazsam aramadı, sık boğaz etmedi derdiyle. Ben Boston'a giderken o da Türkiye'ye geldi. Telefonla falan buraya yerleşmesine yine yardım ettim. Hani sana birini seviyorum diyordum ya, işte o Gabriel değil. Kendimi kandırmak için onunla oldum ama insan kendini nasıl kandırırır hiç bir fikrim yok.' 'Anlamadım, şimdi siz onunla sevgili değil misiniz?' 'Değiliz, yani ben ona destek olduğum için o da kendini borçlu hissetti. Dostum gibi o, bende ailemle birini tanıştırırsam belki dedim ama olmadı. Hoş o en başından söylemişti zaten saçmaladığımı ama ne biliyim sen hep dersin ya normal bir Tibet ancak bu kadar düşünebilir diye o hesap.' 'E sevdiğin kız kim? Tibet artık söyle de rahat edelim. İçine at at nereye kadar?' Doğa'nın haklı isyanı ile Tibet dudaklarını ıslatsa da kıza şuan açıklayamazdı. Bunu baş başa söylemesi daha doğruydu. Nedense her an birisi kafasını uzatıp onları dinleyecekmiş gibi hissediyordu adam. 'Onu sonra ve çevremizde kimse yokken konuşuruz.' 'Herkes bahçede' kız göz devirdiğinde Tibet gülümseyerek bacaklarını sehbadan indirip Doğa'ya elini uzattı anında. Şu koltukları da anlamıyordu, bu kadar yere yakın olmasa çok rahat kalkardı da şimdi mümkün değildi işte. 'Gel bakalım koca bebek' ikisinin de gülüşmeleri birbirlerine destek olmaları çocukluklarından miras kalsa da ve ne kadar onlar fark etmeselerde dışarıda hala karman çorman gözüken aile onların birlik içindeyken daha iyi olduğunu görebiliyordu. Öyle ki Tibet ne kadar yardım istese de Doğa'ya yükünü fazla vermezdi ve bunu cümle alem bilirdi. Adamın zorlandığını fark eden Emir hızlı adımlarla ikisinin yanına ulaştığında Tibet'in sırtından sıkıca tutmuş onunda kendinden destek almasını sağlamıştı. 'Oğlum dinlenseydin ya, getirirdik biz sana tepsi.' 'Buğlem sultan onda kurt kaynıyor oturamaz yerinde.' Evrim'in şen şakrak konuşmasıyla herkes gülümsediğinde masaya da usul usul yerleşilmişti. Ne kadr sakin geçecek bir akşam yemeği gibi görünse de herkes biliyordu ki bu ailenin normal bir günü olmazdı. 'Doğa, Tibet' Vuslat'ın yan yana oturan iki gence bakmasıyla ailenin geriye kalan gençleri kaşlarını kaldırarak bakmıştı Vuslat'a. 'Buyur amca' 'Buyur baba.' 'Estafurullah. Çocuklar sizden bir şey rica edeceğiz. Şuana kadar çok sıktık, özgürlüğünüzü tam anlamıyla vermedik biliyoruz ama Boston'a dönmenizi istemiyoruz.' 'Bende ne zaman açacaksın ağzını diye bekliyordum baba.' Tibet'in göz devirip elindeki çatalı masaya bırakmasıyla Vuslat derin bir nefes almıştı. Taner'de bile güçlük yaşamamışlardı da Tibet ve onun yaş aralığında olanların nedense sürekli bir terslik çıkarma eğilimleri vardı. 'Bakın burada, biz varken bile zarar görüyorsunuz.' 'Baba, okulumu Boston'da bitireceğim. Doğa'nın kendi kararı baskı uygulayamam veya ikimizin adına konuşamam ama benim için en doğrusu orası. Sadece bir yılım kaldı. Ve ben o bir yılı halletmeden buraya temelli dönmeyi istemiyorum.'  'Sizi özlüyoruz, merak ediyoruz Tibet. Sadece ikiniz oradasınız. İkinize birden ulaşamayınca çıldırıyoruz.' 'Koskoca insanlarız öyle değil mi? Bırakın düşelim, yara alalım, ağlayalım, zırlayalım ama hepsini kendi seçimlerimizle yapalım baba. Eğer burada senin isteğinle kalırsam ve başıma bir şey gelirse kendini suçlamayacak mısın?' 'Sen oraya gittiğinde ve başına bir şey geldiğinde kendimi suçlamadığımı mı düşünüyorsun Tİbet?' Vuslat'ın ses tonu soğumaya başlamışken Tibet sıkıntılı nefesini havaya savurmuştu. Burada olduğunda doğru dürüst sokağa adım atamıyordu medya yüzünden. Boston'da en azından basın hala evinin yerini öğrenememişti. 'Baba burada bunalıyorum. Zaten kısıtlı bir hayatım var ve bunun üzerine bir de basın ekleniyor. Kafeye çıkamıyorum, arkadaşlarımla zaman geçiremiyorum. Biraz da beni anlayın. Tamam korumaya çalışıyorsunuz ama hayatımın sonuna kadar sizin kanatlarınızın altında olamam. Kendi kendime yetmem gerek.' 'Bu durumdan şikayet eden sadece sensin.' 'Evet sadece benim. Haklısın çıkıntılık yapıyorum belki de ama abimlerin ablamların kendilerine ait yaşam alanları oldu.' 'Senin de var.' 'Türkiye'de olan yaşam alanım bu evle sınırlı baba.' genç adam gözlerini belertip etrafı işaret ettiğinde Vuslat saçlarını karıştırıp derin bir nefes almıştı. Yurt dışında eğitim imkanı çok olabilirdi ama onları burada oldukları kadar koruyamıyordu orada. Başlarına ne gelse onlardan haber alıyordu ve bu genelde toparlandıklarında oluyordu. Ki Kasırga olarak her yere elini uzatamamak, gücünün bazı engellerde takılı kalması sinirlerini bozuyordu. Üstelik bu engellerin neredeyse hepsi kendi oğluydu. Tibet bunca zaman burnunun dikine gitmiş ve nasıl becerdiyse bir şekilde Kasırga'nın seviyesine gelerek kendine ulaşımı sağlayan bütün yolları tıkamıştı. 'Benimde siz orada iken ulaşmam sınırlı.' 'Çünkü ben öyle istiyorum.' 'Tibet ne abilerin ne ablaların senin kadar burnunun dikine gitmedi. Bu yaptığın asiliklerin sonu gelmiyor. Üstelik hiç bir medya kaynağının haberi olmasa da sana ulaşacağım bütün yolları yine sen tıkıyorsun ve ben bunu nasıl yaptığını bilmediğim için çıldırıyorum. Sen istemezsen seni arayamıyoruz bile.' masadaki gerilim git gide artarken Tibet dudaklarını ıslatıp sakince sandalyesinden kalkmıştı. 'Ben Vuslat Barlas Kasırga'nın oğluyum. Anlayacağın baba ben istemezsem yedi cihan bir olup ordu yollasın yine de bana ulaşamazlar. Orada kaç kez suikaste uğradım söylesene? Hiç. Bir kere bile bırak kurşun yağmurunu, namlu doğrulmadı. Sen Türkiye'nin sayılı iş adamlarındansın ben de Avrupa'nın tanınmış simalarındanım. İkimizinde gücü birbiriyle savaşır ama sen hala inat edip beni güçsüz görüyorsun.' 'Bende bundan bahsediyorum!' 'Güçlü olmam mı kızdırıyor seni baba! Bu masada oturan herkes güçlü! Ablam belinde silahla millete meydan okurcasına bir güçle geziyor ve benim güçlü olmam mı senin gözüne batıyor?' 'Güçlü olman umurumda değil Tibet. Ablanın da güçlü olması umurumda değil. Siz benim çocuklarımsınız ve bana bir şey olmadığı sürece sizi korumam gerek! İsterseniz kırk yaşına gelin benim himayemdesiniz! Sadece ablanın gücünün kaynağını biliyorum ama seninki ne bilmiyorum! Bu da benim kanıma dokunuyor! İki gün önce bu bahçede çığlık çığlığa koşup gülen oğlumun şimdi ne haltlar karıştırdığını bilmiyorum!' Tibet'in gözleri olabildiğince açıldığında şaşkın şaşkın masadakilere ardından babasına bakmıştı. Doğru anlamamış olmayı dileyerek bakıyordu karşısındaki yaşlı adama. 'Yanlış işlere bulaştığımı düşünmüyorsun değil mi?' 'Düşünmüyorum elbette ama gücünün nereden geldiğini bilmediğim için emin de olamıyorum.' 'Amca, Tibet o yanlışlara sürüklenecek biri değil.' Doğa'nın bir anda konuşmasıyla genç adam başını sağa sola sallayarak ayaklandığı masadan birazcık uzaklaşmıştı. 'Size afiyet olsun.' adımlarını eve yönlendirdiğinde arkasından çıt çıkmaması da cabasıydı. Sadece iki üç sandalye sesi duymuştu ama belli ki yanlız kalması gerektiğini anlayanlar onları engellemişti. Nasıl düşünürdü babası bunu bir türlü aklı ermiyordu. Her haltı yerdi, gözünü kırpmadan adamların kafasına dahi sıkardı ama nasıl olurda zamanında ailesine zarar vermiş işlere girdiğini düşünürdü. Üstelik onu en yakından tanıyan kişi, babasıydı böyle düşünen. Düşünmesini geçmişti belli ki ihtimal bile verebiliyordu. Odasına girerek sinirle kapıyı çarptığında bağrışla kendine gelebilmişti ancak. 'Ahhhh... Kırıldı!' adam şaşkınca kapıyı açtığında Evrim'in burnunu tutuğunu görerek panikledi hemen. Deli miydi bu kız, Tibet sinirliyken neler yapardı bilmiyor gibi bir de arkasından mı geliyordu Allah aşkına. 'Ah be sakar! Ah be sakar!' 'Sakar değilim ben. Kanıyor mu ya.' sonunda Evrim elini burnundan çektiğinde Tibet dikkatle bakıp derin bir nefes aldı. Kanamıyordu ama belli ki moraracak hatta şişecekti. 'Kanamıyor, gel, gel otur şöyle.' kızın kolundan tutup içeri çektiği gibi koltuğa oturmasını sağlamış ardından derin bir nefes almıştı. 'Aklını peynir ekmekle mi yedin, derdin ne senin Evrim hanım? Çatlarsın demi gelmesen.' 'Merak ettim be, sende de ne hayvan gücü var. Resmen beynime elektirik verilmiş gibi oldu, böyle kuşalar falan uçuştu sonra bir üst kademeye geçip yıldızları ve cik cik seslerini duydum.' Evrim ne kadar gülerek anlatsa da canının acıdığını belli edercesine suratını buruşturması yok muydu, anında alıyordu Tibet'in sinirini. Hayır kızın başına bir gün bir şey gelmese şaşardı zaten. 'Deli kız.' 'Bana deli diyen akıllı olaydı eyiydi.' kendini usulca yatağa bıraktı adam. Az önceki kızgınlığı tekrar depreştiğinde Evrim'in yanına oturup masum kedi kıvamında bakışını izledi. 'Senin kötü bir şey yapmayacağını biliyor, sadece korumak istiyor. Amcamı biliyorsun Tibet, bazen kontrol manyağı olabiliyor ve bu sırf sana karşı değil.' 'İşinde, şirketinde, hatta adam öldürürken kontrol manyağı olsun ama benim üzerimde olmasın Evrim. Ben onun çocuğuyum, isteklerini yaptıracağı bir robot değilim. Zaten kısıtlı bir hayatım var. Heycana bile gelemiyorum zaten. Bıraksında bari birazcık duruluyum.' 'Ergenlik dönemimizde hepimizi psikologa göndermişlerdi hatırlıyor musun?' Evrim'in sorusuyla Tibet gülerek başını sallamıştı. Ortalığı birbirine kattıkları seansları dahası danışmanın gün sonunda baygın gözlerle onlara bakmasını hala hatırlıyordu. 'Yasemin hanım yetmemişti hepimize de sonradan eşi Gökhan bey de destek çıkmıştı. Hoş adamın direnci karısına göre daha azdı. Yasemin hanım en azından bir hafta dayanmıştı bize.' 'Gökhan bey ilk günden baygınlık geçirecekti.' Evrim kıkırdayarak başını salladığında Tibet'de gülümseyerek rafdaki çerçeveyi parmakları arasına aldı. Deli dolu çocukluk geçirmişlerdi, şimdiki gibi sınırlıydı yaşam alanları ama iletişimleri kuvvetliydi o zamanlar. Bunun en basit örneği Ağva'da çekilmiş bu fotoğrafdı. 'Gökhan bey o gün amcama bir şey söyledi. Ben tabi yine kapı dinliyordum. Yani hep dinlemiyorum ama bilirsin merak var bende.' kızın omuz silkmesiyle adam gülen yüzünü ona çevirdiğinde Evrim derin bir nefes alarak bakışlarını karşılarındaki cama çevirdi. 'Her neyse. O gün Gökhan bey özellikle amcamı çağırmıştı. Eğer Vuslat Kasırga çağırılıyorsa büyük bir mesele var diye düşünerek dinledim kapıyı tabi ki. Adamcağız hepimizin bir kaç ay içinde sakinleşeceğini ama senin uzun müddet böyle deli dolu devam edeceğini söyledi. Amcama ne kadar kısıtlamaması için dil dökse de çok iyi hatırlıyorum o ayağa kalktı...' Evrim ayağa kalkarak işaret parmağını havalandırmış ardından tek kaşını da kaldırmıştı. 'Ben kimseyi kısıtlamam Gökhan bey. Onları sadece koruyorum. demişti. Tabi sonradan Yasemin hanım durumu izah etmeye çalıştı. İşte senin nefes darlığın yüzünden hareketlerini engellemeleri, sürekli üzerine düşmeleri seni bıktırdığı için daha çok hırslandığını söyledi. Tabi bir de insanların kanı aşağı doğru akar ancak Tibet'in kanı tamamen beynine doğru hareket ediyor, herkes genç olur bu dönemi atlatacaktır demişti. Sanırım amcam artık senin o kanının normal akmasını istiyor.' 'İzin vermiyor ki. Aslında süt liman bir herifim ama adam durmuyor, durdurulamıyor.' Tibet'in isyanı ile Evrim tek kaşını kaldırıp adamın yüzüne dikkatle baktığında ikisi de gülmeye başladı. Biliyorlardı ki Tibet ne akıllı uslu bir adam olmuştu ne de süt liman bir yapısı vardı. Biri bam teline bastığında veya kararlarına itiraz ettiğinde anında sivrilirdi adam. Gülüşmeleri arasında kapının sesini duyduklarında ikisininde gözleri arkalarında kalan kapıya dönmüştü anında. Sırasıyla Doğa en üstte, Miray onun bir altında, Işık bir altta ve Derin'de en altta dizilmişken kabul göstergesi bekler gibi halleri vardı. Ama Tibet daha onay vermeden kızlar arkadaki adamların yitmesiyle paldır küldür daldılar içeri. 'Oha!' Doğa'nın tepisini Derin'in sesi telkinledi bu kez. 'İssss!' 'Şu narin sıfatımı bozmayacağım.' Miray'ın da sesi duyulduğunda bu defa arkalarındaki kalıplı bedenlerde gözükmüştü. Aşağıdaki kalabalık resmen Tibet'in odasına taşınmıştı. Belli ki aile büyükleri Vuslat'ın sakinleşmesi için gençleri komple kovmuşlardı. 'Narine gel narine.' Ömür'ün göz devirmesine karşılık Barlas usulca başını sallayıp onay verdiğinde kızlar mühalefet parti edasıyla yan yana dizilmişlerdi hemen. 'Tipsizler çetesi.' Işık anında yüzünü buruşturduğunda Çınar kızı kolunun altına geçip gıdıklamaya başlamıştı. 'Bizden yakışıklısı Yunan Tanrısı cadı.' 'Şansa bakki bütün cadılar çekicilerdir Çınar bey.' 'Eğer kırmızı ayakkabıları ve deri elbiseleri varsa çekicilerdir, senin gibi jean takılanlar hiç çekici değil Işık hanım.' kızın göz devirmesinden sonra Tİbet sıkkın nefesini bıraktığında bütün gözler ona dönmüştü. Emir Evrim'i oturduğu yerden kaldırırken Doğa'da adamın diğer tarafına yerleşti anında. Kalanlarda koltuğa ve yer minderlerine serilmiş bir kaç yaş üstü olanların birazdan çevirecekleri muhabbete odaklanmışlardı. 'O kadar hızlı atağa kalkmasaydın keşke dostum.' Emir'in mırıldanmasından sonra Evrim ayakda kaldığı için ikizinin dizine hemen yerleşmişti. 'Üzerime gelip bana güvenmiyor Emir.' 'Yapma ama amcam sana sonuna kadar güvenir Tibet.' Doğa'nın bakışları süt dökmüş kediye dönerken adam sıkıntılı nefesini tekrar havaya savurmuştu. Az önceki ithamı bir tek kendi mi yanlış anlamıştı acaba. 'Sanmıyorum. Yani eskisi kadar güvendiğini düşünmüyorum. Hele az önce söylediklerinden sonra...' 'Amcam da yaşlanıyor kardeşim, yani saçma sapan şeyler düşünmesi normal.' Güneş'in desteğiyle herkes adama şaşkınca bakmaya başladığında adam omuz silkmişti hızlıca. 'Ne, boyu kadar torunlar var sonuçta. Barlas, Alaz ve Çınar kazık kadar adam. E bizim Kasırgada haliyle yaşlandı. En azından öyle hissediyor.' adamın tekrar omuz silkmesiyle kapının tıklanma sesi bir olmuştu. Odadaki her genç gözlerini o tarafa çevirdi anında. Eksik de yoktu ki aralarında. 'Gel.' Tibet'in sesiyle Taner ve Ada kapıda göründüğünde ikisininde hafif ama tedirgin gülümsemelerine bakmışlardı. 'Gelebilir miyiz gençler?' 'Ve yaşlı amca nutuğunun zamanı.' Alaz gülse de Taner'in fıslattığı yastık suratına çarpmıştı anında. Bu defa onlarda içeri girip kapıyı örttüler. Herkes Taner'in konuşmasını beklerken Ada Tibet'in arkasına doğru yatağa yerleşmiş adamın omuzunu sıkmıştı. 'Vuslat babayı yıllardır tanırım Tibet. Tabi dengeye bakacak olursak sen benden kıdemlisin ama ben en azından onu tanıdığımda aklım başımdaydı.' 'Alkollü olarak. Kafası bir dünya ama aklı başında bir Ada'ydı.' Taner sigara yakıp karısına baktığında o anında göz devirip tekrar Tibet'e dönmüştü. 'O kadar çok şey yaşadı ki şimdi tedirgin. Abinle ilişkim daha başlamadan bana Göksel ve Göktuğ'dan uzak kaldığı yılları anlatmıştı. Onları bu dünyadan uzak tuttuğu için kafasının daima rahat olduğunu söylemişti ama senin için ve Tuanna için hep diken üzerinde oldu. İkinizde bu karanlığın içine büyüdünüz. Sorunlarınız çok büyük olmasa da gördünüz bazı şeyleri. Abinler için ne kadar kafası rahat olsa da eli hep üzerlerindeymiş, şimdi sana ulaşamamak onu delirtiyor. Aslında ne gücün ne de başına buyrukluğun değil onu çıldırtan. Onun tek derdi en küçük çocuğunun onunla bir şey paylaşmaması. Seninle gurur duysa da içine kapanık bir adamsın ve bu onun sinirlerini bozuyor.' 'Yenge çok üzerime geliyor. Bu benim yapımda var kendi de biliyor.' 'Biliyor ama sen herkes için savaşıyorsun. Yeri geliyor Doğa'nın kararlarına saygı duyulması için yeri geliyor Derin'in yalnızlığını desteklediğin için, hatta Tuanna'nın düşman saydığı adamla olan sevgisi için savaşıyorsun ve bütün bunları o zehir gibi olan aklın sayesinde yapıyorsun. O tilkilerin kuyruğu şuan senin kafanda iken birbirine değmiyor ama zamanında baban için de geçerliydi. Onun sadece kolunda veya boynunda olan izleri görmen bile yeter ne kadar darbe aldığını anlaman için. Senin o darbeleri kaldıramayacağından korkuyor.' 'Beni korumak isterken aslında kafeslediğini fark etmiyor mu peki?' 'Seni zaptetmenin başka yolu mu var ufaklık?' Taner'in sorusuyla Tibet abisinin gözlerine bir kaç dakika bakmış sonra sıkıntılıca saçlarını karıştırmıştı. 'Git ve babamdan özür dile. Onunla adam akıllı konuş, ister bağır, ister çağır ama konuş.' Taner'in telkin edici cümlesiyle Tibet yatakdan kalkıp yarasını tutarak odanın kapısına yönelmişti ki Doğa'nın sesini duydu. 'Kararın ne olursa olsun bu kez kendi kararımı sana bırakıyorum Tibet.' 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE