* * * * * Evden çıktığımızda içimde bir ağırlık vardı, taş gibi çöreklenmiş, yutkunmamı bile zorlaştıran bir ağırlık… Sanki arkamda neşeyle döndüğüm bir aile evi değil, sessizce terk ettiğim bir cenaze bırakmış gibiydim. İçeride, kalbimin en hassas yerinde yatan bir parçayı oracıkta bırakmıştım. Evet, bu konağa döndüğümde çiçeklerle karşılanmayı, kahkahalarla kucaklanmayı beklemiyordum elbette. Ama yine de... bu kadar yıkılmış, bu kadar dağılmış, içimdeki bütün umut kırıntılarını ezmiş bir hâlde çıkacağımı da hiç düşünmemiştim. Ben buraya özlemle gelmiştim. Berra’ya sarılacağım, saçlarını okşayıp “iyi misin?” diyeceğim ve belki onun dudaklarından çıkacak küçük bir gülümsemeyle ferahlayacaktım. Ama karşılaştığım tablo… insanın içine sızan, orada kök salan, buz gibi bir acıydı. Kardeşim dah

