Konserin bitişiyle herkes salonu terk etmeye başlamıştı, ama ben yerimden kalkmadım. Hala o muazzam sahneyi, Kubilay’ın sesini, bakışlarını içimde yaşıyordum. Kendimi kaybetmiştim, her şey o kadar gerçekti ki... Ama o anın büyüsü benden gitmemi engelliyordu.Sude, "Ekim hadi, kulise gidelim!" diye seslendi. Ama ben birkaç saniye daha o kalabalıktan uzak durmak istedim. Biraz daha yalnız, biraz daha derin düşünmek...O sırada, bir ses duyuldu.“Ekim!”Başımı çevirdiğimde, salonun kapısının önünde, daha önce görmediğim bir kız duruyordu. Gözleri bana odaklanmıştı. İçimde bir gariplik hissettim, çünkü o bakışlarda bana dair bir şeyler vardı. Gözlerinde bir tiksinti, bir küçümseme...“Bir şey söylemem gerek,” dedi. “Ben sana demiyorum ama... Kubilay seni sevmez. Hani, bazı insanlar var ya, sana gıcık alır... Sen de onlardan birisin. Belki biraz daha dikkatli olmalısın.”Bu sözler, rüyama dair bir hatırlatma gibiydi. O zaman da hissetmiştim aynı şeyi. Ama bu sefer daha farklıydı. Artık kendimden emindim, hislerimden, söylediklerimden, her şeyimden...Bir adım daha attım, başımı kaldırıp ona gülümsedim. “Sana bir şey söyleyeyim mi? Ben kimseyi değiştiremem. Eğer biri beni sevmezse, sorun değil. Ama bunu bil: Kimseyi sevmenin ya da sevmemenin sorumluluğu bana ait değil. Ben olduğum gibiyim, ve bu seni ilgilendirmez.”Kadın gözlerinde şaşkınlıkla bana baktı, ama cevap veremedi. Benimle dalga geçebilecek bir yer bulamamıştı. Bunu fark edince, başını çevirdi ve geri adım attı. İçimden bir rahatlama hissettim, çünkü bu gece bana sadece ben olma hakkı tanıyordu.Arkama bakmadan kulise doğru adım attım. O an, kalbimdeki o rüyadaki gerginlik yok olmuştu. Kubilay’ın sesi, gözlerindeki tutku, sahnedeki duruşu… Bunlar gerçekti. Ve ben de gerçekten kendim olmuştum.