Dün gecenin o ağır, kurşuni havası sanki sabah güneşiyle birlikte buharlaşıp gitmişti. Malikane, uzun zamandır ilk kez bu kadar hafif görünüyordu. Koridorlardan geçen hizmetliler bile daha dik yürüyor, duvarlardaki tablolar daha canlı duruyordu. Giray ve Mayda sözlerini tutmuşlardı. Dünya yansa bile o kapıyı kapatıp sadece “biz” olmayı seçeceklerdi. Ve o akşam, Aras malikanesinin devasa mutfağı tarihinin en sıra dışı anına tanıklık ediyordu. Üzerlerinde binlerce dolarlık tasarım önlükler değil, un lekeleri vardı. Tezgâhın üzeri zeytin, biber, mantar ve rendelenmiş peynirle doluydu. Ortada yamuk bir hamur, iki inatçı ruhun ortak eseriydi. Giray kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Saatini çıkarmış, kravatını çoktan bir sandalyeye fırlatmıştı. Holding toplantılarında kusursuz planlar

