Gece, Karadağ malikanesinin duvarlarına bir zindan sessizliğiyle çökmüştü. Ekrem ve Elena, aynı çatının altında, birbirine iki yabancıdan daha uzak ama bir o kadar da mecbur iki düşman olarak yaşıyorlardı. Elena’nın zaferi, Ekrem’in parmağına taktığı o altın halkayla tescillenmişti ancak evin içindeki hava, bir balayından ziyade bir savaş meydanını andırıyordu. Ekrem, çalışma odasında viskisini yudumlarken kapı sertçe açıldı. Elena, üzerinde ipek, gece yarısı siyahı bir gecelik ve omzuna attığı kürküyle içeri girdi. Gözlerinde o her zamanki kibirli, delici bakış vardı. "Hala burada mısın Ekrem?" dedi Elena, Türkçesini bir kırbaç gibi kullanarak. "Karının yanına gelmek yerine, bu tozlu kitapların arasında geçmişini mi temizlemeye çalışıyorsun? O belgeler hala benim elimde ve sen hal

