Malikanenin yatak odasında, perdeler Boğaz’ın lacivert karanlığını içeriye sızdırmayacak kadar sıkı sıkıya kapalıydı. Odanın içinde sadece şömineden yayılan cılız bir kızıllık ve gümüş şamdanlardaki mumların titrek ışığı vardı. Giray, haftalar süren hastane yatağı ve ölümle dansın ardından, nihayet kendi yatağında, kendi kokusuna ve en önemlisi kendi kadınına kavuşmuştu. Giray, yastıklara yaslanmış bir halde Mayda’yı izliyordu. Mayda, üzerinde ince, antrasit rengi ipek bir gecelikle odanın içinde sessizce hareket ediyor, Giray’ın ilaçlarını hazırlıyordu. Ancak Giray’ın zihninde ilaçlar değil, Mayda’nın her adımında kalçalarına dolanan o ipek kumaşın hışırtısı vardı. Ölümden bu kadar yakın dönmek, Giray’ın içindeki yaşama içgüdüsünü ve Mayda’ya olan açlığını körüklemişti. "Mayda, bırak o

