Gece kulübünün önüne doğru yürüyen abimle anın da söylediğim yalandan ötürü pişman olmuştum. Karşımda ki adam abimdi sonuçta. Ve yapılmayacak en büyük yanlışı yalanı söylemiştim.
Koşa koşa önüne doğru gidip göğsüne ellerimi koydum engel olmak için. "Abicim bak ben zaten yapmam gerekeni yaptım. Kadının ağzının payını verdim. Yetmedi silikonlarını bile patlattık. Karşımız da ki bir adam olsa tamam haklısın ama içeri de ki ne olursa olsun bir kadın. Ne yapacaksın gidip bir kadını mı döveceksin."
Abimin en hassas noktasından vurmuştum. Ona göre ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın bir kadına asla el kalkmazdı. Hoş olması gereken de oydu zaten. Ama malasef ki toplumumuz da kadınların değeri asla yoktu. Az önce içeri de Şeyma'yla birlikte bir hemcinsimin ağzına edip bırakmış ben söylüyor olabilirdim bunu ama onlar haketmişti. Bu çok ayrı bir mevzuydu.
"Allah'ım sen sabır ver! Kızım ben size söylemedim mi yeriniz den kalkmayın diye. Ah ulan karşı da ki bir erkek olacaktı. Ah ulan nasıl atıcam kızım ben şimdi sinirimi?"
Abimin içeriye geri dönmekten vazgeçtiğini anladığım da rahat bir nefes alabildim. Şeyma'yla anlık göz göze geldiğimiz de bana sen büyük bir şeytansın bakışını attı. Başka bir durum da olmuş olsak. Şeyma'nın bakışına saatlerce gülebilirdim.
Abime ise şimdi cevap versem suç, vermesem ap ayrı bir dertti.
"Yürüyün düşün önüme, eve gidiyoruz. Deli etmeyin beni."
Cihangir içeriden arkadaşıyla beraber çıkarken, abimlerle olduğumuz yerde kaldık. Cihangir şimdi bizi ele vermezse iyiydi.
"Ambulansı aradık silikonları patlayan kadın için geliyorlar. Kızım noldu lan içeri de kadına bir saattir yalvarıyorum. Şikayetçi olmasın diye."
Abime attığım yalanların aynısını Cihangir'e de uydurunca, mekanın sahibi Hakan "Bugüne kadar özellikle dikkat ettim mekanım da böyle pis işler dönmesin, diye. Kırk yılın başın da bir misafir ettik sizi onda da başınıza gelenlere bakın. Kusuruma bakmayın en kısa süre de telafi ederiz inşallah bu durumu."
Üstüne üstlük adamın karşım da ezilip büzülmesiyle vicdanım sızlamıştı. Kadını durup dururken dövüp, daha sonra da iftara atmıştık. Yatacak yerim yok gibiydi öbür tarafta.
Abimlerle biraz daha sohbet edip özü diledikten sonra. Bir arka sokağa park ettiğimiz arabaya doğru yürüdük.
"Lan, olum siz nesiniz? Slikon patlatmak ne lan? Hahahahaha olum olaysız günümüz geçmeyecek mi bizim? Biz normal insanlar gibi felekten bir gece geçiremeyecek miyiz?"
Cihangir'in bizimle dalga geçip gülmesiyle bende dayanamayıp güldüm. Gecenin saçmalığına ve yaşananlara.
"Ulan Şeyma! Olum bir insanın hiç mi elinin ayarı olmaz?"
Şeyma'da güldüğün de dayanamayıp sokağın ortasın da durdum. Hafif başım dönüyordu. Hayvan gibi içmiştim çünkü.
"Ne bileyim kızım ben kadının silikonunun patlayacağını, doğru düzgün de dövemedim zaten içim de kaldı. Plastik çakma barbiyi. "
Huzeyfe sessiz sakin yanımız da yürüyordu. Benim durmamla sokağın ortasın da hepsi durdu.
Hafif çakır keyifliğin verdiği vurdum duymazlıkla, ellerimle karnımı tutup gülmeye devam ettim. Dayanamayıp kaldırımın kenarına oturmamla hepsi bir bir yanıma oturmuştu.
"Olum hadi sinirlendin kız kavgası bu ya saçını çek, ya tokat at maksimum. Ne demek silikon patlatmak."
Abim de dayanamayıp kahkaha atıyordu. Aramız da en aklı başın da olan Huzeyfe'ydi o da rezil ettiler bizi. üstüne üstlük sokağın ortasın da hayvan gibi gülüyorlar bakışı atıyordu. Adam resmen yürüyen egoydu. Şeyma sağıma huzeyfe soluma oturdu. Gökyüzüne baktığım da sanki yıldızların hepsi bir an da kaymaya karar vermiş gibiydi.
"Abiii! Dikkat edin yıldız üstümüze düşüyor."
Ellerimle başımı korumaya karar vererek kafama siper ettim.
Herkesin gökyüzüne bakmasıyla Cihangir "Cihangir oooo olmuş bu. "
Hepsi bana gülmeye başlamıştı. Huzeyfe de dahil. Ben iyilik yapıp hayatlarını kurtarmaya çalışırken, kendileri benimle dalga geçiyordu.
Ellerimi başımın üstünden kaldıran Huzeyfe"Sevda dudağın kanıyor."
Adrenalinden olsa gerek fark bile etmemiştim. Saçını çektiğim kadın karşı hamle yapmıştı ama, ben onu çoktan unutmuştum bile. "Kan değildir oooo. Vişne suyu bulaşmıştır."
Dayanamayıp kahkaha attığım da Huzeyfe "Allah'ım sen sabır ver." Diyip gülmüştü.
Ne var dı yani geçen hafta içmiştim kalmış olamazmıydı?
Ayağa kalkıp yanımıza gelen abim önüm de diz çöküp peçeteyle dudağımın kenarını sildi. Sarhoş olamamıştım tabi ki de sadece çarpılmıştım galiba, başım omuzlarıma yük olunca sol tarafıma doğru yasladım başımı. Ağır gelmişti bir kere napabilirdim. Ayrıca bunca yıl nasıl taşıyabilmiştim ona da hayret ediyordum şimdi. Allah kimse ye böyle yük vermemeliydi.
Sonra gözümün önüne kafası olmayan insanlar gelince dayanamayıp kahkaha attım. Bence komikti.
Abim Şeyma, Cihangir ve Huzeyfe bana deli görmüşler gibi bakıyolardı.
Daha sonra yaslandığım yerin duvar değil de Huzeyfe'nin omuzu olduğunu görünce abimle göz göze geldik. Valla hiç bozamazdım istifimi, ağır geliyordu bir kere napabilirdim ki. Hem ben bunca yıl taşımıştım başımı biraz da Huzeyfe taşısındı. Hem ne demişti büyüklerimiz komşu komşunun başına muhtaçtır.
"Kızım ne oldu sana. Ne içtin lan sen kafaya bak yıllardır yaşamak istediğim kafayı yaşıyor."
Cihangir küçük cocuklar gibi ellerini birbirine çırparak dalga geçiyordu, benimle.
"Sessiz olur musunuz lütfen. Çocuk uyuyor içeri de."
Diyip gözlerimi kapattım. Ne yapsaydım uykum gelmişti bir kere. Daha sonra ise etraftan gelen sesleri duysam da gözlerimi açıp tepki veremiyordum. Önce ayaklarım yerden kesildi daha sonra ise, "Huzeyfe ben alırım kardeşim ver bana" diyen abimin sesini duydum. Başımı hem sert hem de gergin olan bir yere yasladığım da mis gibi bir koku geldi burnuma, ellerimi Huzeyfe'nin boynuna dolayarak o hal de bile düşmemek için kendimce önlem aldım. Kulağımın dibin de atan kalp ritimlerinin hızlanması sebepsizce mutlu etti beni. Huzeyfe beni abime doğru uzatırken, kollarımı daha da sıkılaştırıp, "Baba bırakma beni" dedim. Sanki Huzeyfe'nin kucağında ki kişi ben değilmişim de tüm bu olanları uzaktan izliyormuş gibiydim. Yerim de Allah için rahattı bir kere.
"Araba bir alt sokakta zaten ben götüreyim Burak istersen."
Diyen Huzeyfe'yle abim bir şey diyemeşti. Sonrasımı, sonrası ise derin bir uykuydu.
Hikayenin geri kalanını Huzeyfe'nin dilinden aktarmak istiyorum.
Küçük bir kız çocuğu gibi kollarımın arasın da uyuyordu. Üstelik beni babası zannedip bırakmamam için adeta yalvarmıştı. Ben arka da Buraklar ön de yürürken bir saniyeliğine de olsa yüzüne baktım. Resmen uyuya kalmıştı. Daha doğrusu küçük hanım sızmıştı. Yine de huzurlu görünüyordu. Allah biliyordu ya dünyanın en yetenekli ressamı gelip böyle bir yüz tasarlamak istese dahi bu güzelliği çizemezdi. Güzel olmaya haddinden fazla güzeldi. Bu güzellik insanın başını da belaya sokardı. Burak'ı çok iyi anlayabiliyordum. Benim bu güzellikte bir kız kardeşim olsaydı ben de ona Sevda'ya yapılan dan kat ve kat fazlasını yapabilirdim. İyi ki yokmuş diyerekte geçirdim içimden.
Yırtıcı hayvan gibiydi. Eninde sonunda istediğini elde etmeyi de çok iyi biliyordu. Gece kulübüne daha adımını atar atmaz herkesin dikkatini çekip bakışları üstüne toplamayı hiç bir şey yapmadan da başarmıştı. Özellikle dans etmeye kalktığın da içime bir öküz oturmuştu. Neredeyse tüm gece kulübü sirkteki gösteriyi seyreder gibi Sevda'yı seyretmişti. Dans figürleri saçlarını savuruşu herşeyi kendine has ve güzeldi. Abisi dostum kendileri de komşum olmasaydı. Bugüne kadar kesinlikle aramız da bir şeyler yaşansın diye elimden gelen herşeyi yapardım. Ha tabi bir de bu eşşek inadı olmasaydı.
Fazlasıyla vahşiydi, herşeye çirkefleşebiliyordu. Cihangir'le arasın da ki muhabbete de bir türlü anlam veremiyordum. Arkadaşlar dı bunu artık anlayabilmiştim ama fazlasıyla samimi iki yakın arkadaş, bu durum ister istemez gözüme batıyordu. İstediği zaman onunla görüşüp istediği zaman gülüşüyorlardı. Bazen gözüme çok batıyordu kıl kuyruk. Yine de aynı ortamlar da mecburi şekilde bulunuyorduk. Düşüncelerimin arasından arabaya geldiğimizi fark etmemle Burak arka kapıyı açtı. Ne demişti az önce bana illa insan gibi davranman için üstüme kırılacak eşya mı yazdırmak gerekiyor. İstemsizce de olsa gülümsedim, nereden vurması gerektiğini gayet iyi biliyordu.
Yavaşça arka koltuğa oturttuğum da, eliyle kolumu tuttu. Her ne kadar buraktan utansam da, görmüştü. Allah'tan az önce baba gitme demişti de, yanlış anlaşılmaya sebep vermemişti. Burak'a arabanın anahtarını verip bende oturdum yanına, başının anın da omuzumu bulmasıyla karşım da küçük bir kız çocuğu varmış gibi içim şefkatle dolmuştu. Bazen dizime yatırıp o güzel kıçını tokatlamak istiyordum. Bazense karşıma alıp saçlarını okşamak.
Düşüncelerimin arasın da yanıma Şeyma oturdu. Kulağıma doğru eğilip,"Seni an itibariyle eniştem ilan ediyorum. " Demesiyle gerildim.
Burak duydu mu diye hızlıca kolaçan ettiğim de Cihangir'le hareretli bir şekil de konuşuyordu.
"Saçmalama Şeyma onu da nereden çıkardın. Hem Burak duyarsa yanlış anlar." Kendimi topu camları kırmış oğlan çocukları gibi hissediyordum. Sanki Şeyma içimden geçirdiğim şeyleri duymuştu da beni azarlıyordu.
Hafifçe gülümseyip omzuma dostca vurdu. "Oldunuz siz oldunuz."
Neye olmuştuk biz Allah aşkına sanki yoğurt mayalamıştı da kıvamı tutmuştu. Cevap vermeyerek Sevda'ya döndüm. Eteği iyice sıyrılmış neredeyse süt beyazı bacaklarının hepsi meydandaydı. Cihangir'e baktım bakıyor mu diye. Hala Burakla muhabbet ediyorlardı. Gerginliğim bir nebze olsa azılmışken,. Yeni ergenliğe girmiş çocuklar gibi erkekliğim zonklamaya başlamıştı. Hoş bu kadının hiç bir şey yapmasına bile gerek yoktu benim ayarlarimla oynayabilmesi için.
Resmen Allah bana seni bu kadınla sınıyorum diyordu. Ah şimdi araba da sadece ikimiz olacaktık. Gözümün önüne gelen bal dudaklarla, nefesim kesilmişti resmen. Sessizliğimi koruyarak, yolculuğun bir an önce bitmesi için dua ettim Allah'a yoksa hiç iyi şeyler olmayacak gibi gözüküyordu.
Elini bacağımın üstüne atan Sevda'yla kas katı kesilmiştim. Resmen tüm vücudum gerilmişti. Ya sabır diye geçirdim içimden. Çünkü bu kadın hayatım da olduğu sürece benim sabıra çok ihtiyacım olacaktı.
Mahalleye girdiğimizi gördüğüm de hem bu anın hiç bitmemesini hemde bir kaza çıkmadan önce hemen bitmesini istiyordum.
Burak ön koltuktan inip arka kapıyı açtı yavaşça, Sevda'ya kucaklayıp. Binaya doğru yürüdü.
Giderken eyvallah hakkını helal tarzında bir şeyler söylese de ben kendim de olmadığım için sadece kafa sallayıp iyi geceler dileyebilmiştim.
Şeyma önden gidip, binanın kapısını açtı. Onların içeri girdiğini gördüğüm de bende arabayı evin garajına çekip yukarı çıktım. Kendime gelebilmem için buz gibi bir suyla duş almam gerekiyordu.
Annemin uyanmaması için sessizce kapıyı açıp, odama doğru yürüdüm. Uyansa bir ton soru sorup ömrümü yiyecekti. Özellikle ben bu haldeyken asla çekemezdim. Odama girip Sevda'nın kokusunun sinmiş olduğu gömleğimi çıkardım. Resmen kokusu üstüme sinmişti. Bu durum beni sebepsiz yere mutlu ederken kendimi sorguladım. Neden mutlu oluyordum ki. Normal şartlar da ben bir kadını kucağım da arabama kadar taşıyıp üstüne üstlük kokusu üstüme sindi diye mutlu olacaktım öyle mi?
İçtiğim bir kaç duble içkiye saydım. Başka bir anlamı olamazdı çünkü.
Kısa bir duş alıp sadece şortumu giyip odamın balkonuna çıktım. Balkonlarımızın karşı karşıya olması ap ayrı bir olaydı.
Sevda'nın balkon kapısı açıktı. Ceyran da kalıp hasta olacaktı. Tekrardan içeri geçip, pantolonumun cebinden sigaramı çıkardım. Ayrıca banane elalemin kızının hasta olup olmayacağından, diyerek te bir güzel azarlamayı unutmadım kendimi.
Resmen iç sesimle ve vicdanımla çataşıyordum.
Tekrardan balkona çıktığım da Sevda'nın lambası yanıyordu. Bu kadının perdeyi çekmek gibi bir huyu asla yoktu. Sonuçta karşı komşusu bir sapıkta olabilirdi. Yatağından kalkıp üstünde ki elbiseyi çıkardı. Hanım efendi bunalmıştı demek ki. Altında siyah sütyeni, kırmızı iç çamaşırı vardı. Duşta soğuk suyla biraz kendime gelebilmiştim. Şimdi karşım da onu böyle görmek zar zor bastırabildiğim erkekliğimi tekrardan şaha kaldırmıştı. Eliyle saçlarını tutup tekrardan yatağa girmesiyle derin bir nefes aldım. Biraz daha onu o şekil de karşım da görmüş olsaydım, dayanamaz yanına gidip ona dokunabilmek için tüm yolları seferber edebilirdim.
Bir kaç haftadır ilişkiye girmemiştim. Karşımda ki sevda olduğu için değil de herhangi bir kadın olsa da aynı tepkileri verebileceğimi aklıma not ettim.Sevda'nın ultra güzel ve seksi olmasının bir payı yoktu elbette ki. Kadın da eşşek inadı vardı herşeyden önce.
Parmaklarımın arasın da biten sigaramla izmaritimi küllüğe atıp içeri geçtim. Altım da ki şortu da çıkartıp baksdırımla yatağa geçtim. Yarın Gizem'i ziyaret etmem gerektiğini aklımın bir köşesine yazdım. Yoksa elimden bir kaza çıkabilirdi. Yatağıma geçip gözlerimi kapattım. Uyku haramdı bu durumdayken ama sabah dükkanı açıp başın da durmam gerekiyordu.
Bir sağa bir sola derken, yatağın için de sabaha kadar dönüp durmuştum.
Sabah ilk ışıklarla beraber yataktan çıkıp aşşağı indim. Annem kahvaltı sofrasını hazırlıyordu. Yazması başında tezgahın önünde domates doğuyordu.
Allah biliyordu ya bu günüme beni annem getirmişti. Babam uzman çavuşken Hakkari'de şehit düşmüştü, ben altı yaşındayken. Annemle babam da kaçarak evlendiği için dedem inadından vazgeçip bize sahip çıkmamıştı. Mis kokulu saçlarına aklar düşmüştü. Ömrüm dediği adamın uğruna ömrünü vermişti. Kolay değildi. Yanaklarından kokusunu içime çeke çeke öptüm.
"Günaydın annem"
Yüzün de hiç eksik olmayan gülümsemesiyle, "Günaydın oğlum."
Çayımı doldurup masaya geçtim. Hızlıca bir şeyler atıştırıp evden çıkmam gerekiyordu. Annemle sohbet eşliğin de kahvaltımızı yaptık.
Annemin hayır duaları eşliğin de evden çıktım. Allah başımızdan annelerimizi eksik etmemeliydi.