Bodrum katındaki hava ağırdı. Küf kokusu ve çürümüş betonun yaydığı soğuk, kemiklerine kadar işliyordu. Levent, elindeki silahı sıkıca kavrayarak gölgenin içindeki kişiye odaklandı.
"Kim var orada?" diye sordu sert bir sesle.
Sessizlik.
Mira derin bir nefes aldı, yaralı omzunu tutarak arkasında Kuzey’in korumasını hissetti. Arda, biraz geride duruyordu, gölgelerden gelen varlığın kim olduğunu çözmeye çalışıyordu.
Sonunda karanlıkta saklanan adam birkaç adım öne çıktı. Sıska, kirli sakallı, gözleri çılgın bir parıltıyla yanan biriydi. Üzerinde eski bir mahkum tulumu vardı.
"Siz buraya ait değilsiniz," dedi adam boğuk bir sesle. "Ama artık buradasınız ve Alpay sizi bırakmaz."
Levent silahını doğrulttu. "Bizi buraya kilitleyen o mu?"
Adam kısık sesle güldü. "Beni de kilitledi. Ama ben buradan çıkış yolunu biliyorum."
Kuzey hemen araya girdi. "Eğer biliyorsan, bize göstereceksin."
Adam gözlerini kıstı. "Önce benimle bir anlaşma yapmalısınız."
Levent, sinirle dişlerini sıktı. "Vakit kaybetmeye niyetimiz yok. Söyle ya da burada seni unutalım."
Adam başını eğdi. "Tamam, tamam. Ama acele etmelisiniz. Alpay sizi burada sonsuza kadar tutmaz. Ya öldürecek ya da pişman edecektir."
KAÇIŞ BAŞLIYOR
Adam, bodrumun en karanlık köşesine doğru ilerledi. Arkasından gelen üç çift ayak sesi yankılandı. Bir köşede büyük, paslı bir havalandırma ızgarası vardı. Adam eğilip birkaç vidayı çevirdi ve kapağı çıkardı.
"Bu tünel doğrudan binanın arka çıkışına gider," dedi sırıtarak. "Ama dikkatli olun. İçeride farelerden daha büyük şeyler var."
Mira ürperdi. "Daha büyük şeyler mi?"
Adam omuz silkti. "Bazıları kayboldu ve geri dönmedi."
Levent, Kuzey ve Mira hızla içeri girdiler. Arda son bir kez geriye baktı, sonra diğerlerine katıldı.
Tünelin içinde boğucu bir hava vardı. Nemli duvarlar ve tavandan sarkan paslı boruların arasından sessizce ilerlemeye başladılar.
Ancak birkaç metre ilerlediklerinde, arkalarında gelen metalik bir sürtünme sesi duyuldu.
Bir kapak kapanıyordu.
Kuzey küfretti. "Lanet olsun! O herif bizi tuzağa düşürdü!"
Levent hızla geri döndü ama artık çok geçti. Tünelin girişi kapanmıştı.
"Şimdi ne yapacağız?" diye sordu Mira, endişeyle.
Levent, tünelin ilerisine baktı. "İlerlemekten başka çaremiz yok."
Ve dört kişi, karanlığın içine doğru yürümeye devam etti.
---
KAÇIŞ YOLU
Tünelin içi, kasvetli bir sessizliğe gömülmüştü. Nemli taş duvarlardan gelen çürük kokusu burunlarını yakıyor, her adımda ayaklarının altında kırılan taşlar, paslı demirlerin inlemeleriyle yankılanıyordu. Levent, silahını sıkıca kavramış, etrafı tetikte inceliyordu.
Mira’nın sol omzu hâlâ kanıyordu. Kuzey, birkaç dakika önce kanamayı durdurmak için tişörtünden bir parça yırtıp bandaj yapmıştı, ama bu yeterli olmayacaktı.
Arda, gözlerini tünelin karanlığına dikti. "Bu lanet yerde kaç tane yol var?"
Levent başını salladı. "Bunu bilmek için önce hayatta kalmamız gerek."
Mira zayıf bir sesle sordu: "Peki, geri dönersek?"
Kuzey sertçe güldü. "Geri dönmek mi? Az önce kapıyı kapatan adamın bizim iyiliğimizi düşündüğünü sanıyor musun? Adam bizi burada gömülmeye bıraktı."
Levent derin bir nefes aldı. "İlerlemekten başka çaremiz yok."
KARANLIĞIN İÇİNDE
Tünelin ilerisi daralmaya başlamıştı. Tavan alçaldıkça, eğilerek yürümek zorunda kaldılar. Sular sızıyor, farelerin tiz çığlıkları yankılanıyordu.
Bir süre sonra, dar bir kavşak noktasına geldiler. Tünel üçe ayrılıyordu. Sağdaki yol hafif eğimli ve kuru görünüyordu. Soldaki ise tamamen karanlıktı ve duvarlarında gizemli semboller çiziliydi.
Kuzey eğilip duvardaki işaretlere baktı. "Bu ne lan?" diye homurdandı.
Mira titrek bir nefes aldı. "Sanki... eski bir alfabe gibi."
Levent elini kaldırdı. "Ne yapacağımıza hızlı karar vermeliyiz. Burada fazla oyalandık."
Arda, sağdaki yolu işaret etti. "Bu yol kuru ve daha güvenli görünüyor. En azından su yok."
Kuzey ise tereddütlüydü. "Ama bu sembollerin olduğu yol... Sanki daha eski bir geçit gibi."
Levent düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. "Eski olabilir ama bu onun güvenli olduğu anlamına gelmez."
Sonunda Mira, güçlükle konuşarak bir karar verdi. "Sağdan gidelim. Eğer yanılıyorsak, geri döneriz."
Hızla sağ tünelden ilerlemeye başladılar.
TUZAĞA DÜŞÜYORLAR
Yol daraldıkça, içerideki hava daha da ağırlaşıyor, nefes almak bile güçleşiyordu.
Birkaç dakika ilerledikten sonra, tavanın üzerindeki eski borulardan biri aniden çöktü!
Metal borular gürültüyle yere çarptı, önlerindeki yolu kapattı.
Kuzey küfür etti. "Lanet olsun! Şimdi ne yapacağız?"
Mira geri dönüp arkasına baktı. Ama geri dönüş yolu da suların yükselmesiyle kapanmaya başlamıştı.
"Sıkıştık!" diye bağırdı.
Levent hızla durumu değerlendirdi. "Buradan çıkmanın bir yolu olmalı."
Arda, duvarın yanındaki eski bir metal kapıya doğru ilerledi. Kapıyı itmeye çalıştı ama paslanmıştı.
"Yardım edin!" diye bağırdı.
Levent ve Kuzey hemen yanına gidip birlikte kapıyı zorlamaya başladılar. Birkaç güçlü itişten sonra, kapı büyük bir gıcırtıyla açıldı ve içeriden buz gibi bir hava esti.
GİZLİ GEÇİT
Kapının ardında uzun bir taş merdiven uzanıyordu. Duvarlarında eski gaz lambaları asılıydı, ama çoktan yanmaz hale gelmişlerdi.
Levent, tetikte bir şekilde ilerledi. "Bu merdiven bizi nereye götürüyor?"
Mira titrek bir sesle konuştu. "Bilmiyorum ama burada birileri yaşamış olmalı."
Merdivenler dar ve kaygandı. Düşmemek için duvarlara tutunarak ilerlediler. Aşağı indikçe, nemli taşlardan sızan suyun ayakkabılarının içine dolduğunu hissettiler.
Birkaç dakika süren sessiz ilerleyişin ardından, önlerinde büyük bir demir kapı belirdi.
Kuzey elini kapıya koydu. "Bu kapının ardında ne olduğunu bilmiyoruz."
Levent silahını kaldırdı. "Hazır olun. Ne olursa olsun, artık geri dönüş yok."
KAPI AÇILDIĞINDA...
Levent derin bir nefes alıp kapıyı ağır ağır itti.
İçeride, büyük bir salon vardı. Taş duvarlar boyunca sıralanmış raf raf eski kitaplar, masa üzerinde tozlu haritalar ve ortada dev bir masanın etrafına dizilmiş sandalyeler...
Ama onları asıl şoke eden şey, salonda oturan adamdı.
Alpay, gülümseyerek yerinden kalktı.
"Hoş geldiniz," dedi alaycı bir sesle. "Sizi bekliyordum."
Levent, silahını kaldırarak hızla Alpay’a doğrulttu. "Sen de kimsin?!" diye tısladı.
Alpay, gülümsemesini hiç bozmadan ellerini yavaşça havaya kaldırdı. "Silahına ihtiyacın yok, Levent. Eğer size zarar vermek isteseydim, çoktan yapardım."
Kuzey, Alpay’ın etrafındaki garip düzeni fark etti. Masada tozlu kağıtlar, eski haritalar ve kocaman bir kum saati vardı.
Arda, dişlerini sıkarak konuştu. "Bizi beklediğini söyledin. Nereden biliyordun buraya geleceğimizi?"
Alpay, yavaşça sandalyeye oturdu ve eliyle yanındaki sandalyeleri işaret etti. "Oturun, size anlatacaklarım var."
Levent, hala temkinliydi. "İlk önce sorularımıza cevap ver," dedi sert bir şekilde. "Bu tüneller ne? Sen burada ne yapıyorsun?"
Alpay derin bir nefes aldı. "Burası, düşündüğünüz gibi sıradan bir sığınak değil."
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Mira.
Alpay, masanın üzerindeki tozlu haritalardan birini çekti ve açarak masaya serdi. Üzerinde tanıdık ama eski görünümlü sokak isimleri vardı.
"Bu şehrin altında kimsenin bilmediği bir ağ var," diye açıkladı. "Bu tüneller, eski kaçış yolları. Ama sadece kaçış için kullanılmıyorlardı. Burası, yıllar önce şehri yöneten gizli bir konseyin toplantı yaptığı yerdi."
Kuzey kaşlarını çattı. "Konsey mi? Ne saçmalıyorsun?"
Alpay hafifçe güldü. "Siz sadece yüzeyde olanlarla ilgileniyorsunuz. Ama asıl güç, her zaman gölgelerde saklanır."
Mira, Alpay’ın gözlerine dikkatlice baktı. "Bizi buraya bilerek mi çektin?"
Alpay başını salladı. "Sizin buraya gelmeniz gerekiyordu. Çünkü siz de artık oyunun bir parçasısınız."
GEÇMİŞİN GÖLGELERİ
Levent, haritayı daha dikkatli inceledi. Bazı noktalar işaretlenmişti. Özellikle de onların buraya girdiği tünel.
"Bizi buraya getirmek için mi bu yolu açtın?" diye sordu Levent.
Alpay başını iki yana salladı. "Hayır. Ama sizin buraya geleceğinizi biliyordum. Çünkü buraya giden her yol, buradan çıkmanın tek bir yolu olduğunu gösteriyor."
Arda yerinde rahatsızca kıpırdandı. "Bizi burada mı tutacaksın?"
Alpay hafifçe başını eğdi. "Hayır. Ama burada olmadan önce kiminle savaştığınızı anlamalısınız. Şu an savaştığınız kişiler, asıl düşmanlarınız değil."
Kuzey, silahını hala elinde sıkı sıkı tutuyordu. "Bize düşmanlarımızı söyle o zaman."
Alpay derin bir nefes aldı ve masasının çekmecesinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta, genç bir adam vardı.
"Bu adam kim?" diye sordu Mira.
Alpay, fotoğrafı Levent’e uzattı. "Bu adam, savaşın gerçek nedenidir."
Levent fotoğrafa dikkatlice baktığında gözleri irileşti.
Fotoğraftaki adam, yıllar önce öldüğünü sandığı biriydi.
GERÇEKLER ORTAYA ÇIKIYOR
Levent’in zihni bir anda geçmişe döndü. Bu adamı tanıyordu. Ama onun burada, bu savaşın ortasında olması imkansızdı.
"Bu... mümkün değil..." diye mırıldandı.
Mira endişeyle sordu: "Levent? Tanıyor musun onu?"
Levent’in boğazı kurumuştu. "Eğer bu adam hala yaşıyorsa, bu savaş düşündüğümüzden daha büyük."
Alpay hafifçe başını eğdi. "Ve şimdi, sizi asıl oyuna çağırıyorum. Hayatta kalmak istiyorsanız, bilmeniz gereken çok şey var."
Kuzey yumruklarını sıktı. "Bu savaş daha yeni mi başlıyor yani?"
Alpay, gözleri karanlıkla parlayan bir şekilde gülümsedi. "Bu savaş... asla bitmedi."
---
DEVAM EDECEK...