Bölüm 15 – Küllerinden Doğanlar

1438 Kelimeler
1. KÜLLERİN ARDINDA Bodrumun loş karanlığı hâlâ üzerlerindeydi. Rutubetli duvarlardan akan su damlaları, yer yer küf kokusuyla karışıyor, havayı daha da ağırlaştırıyordu. Mira, duvara yaslanmış, yarasından gelen sızıya rağmen ayakta durmaya çalışıyordu. Levent başucundaydı, gözleri hâlâ öfke doluydu. Kuzey ise asansör kapısının önünde nöbet tutuyordu. Arda... Sessizdi. Bir köşede, kendi vicdanının mahkûmuydu sanki. Levent'in sesi buz gibi yankılandı: “Bizi burada çürütmek istediler.” Kuzey iç geçirdi. “Ama bunu başaramayacaklar.” Tam o sırada, duvarın arkasından boğuk bir gıcırtı duyuldu. Sanki biri taşları sürüklüyor, bir şeyleri açmaya çalışıyordu. Levent hızla ayağa kalktı, silahını kaldırdı. “Hazır olun!” Taş bir duvar, ağır ağır geriye kaydı. Ve karanlıktan bir figür çıktı. Zayıf, kir içinde bir adamdı bu. Gözleri kan çanağına dönmüş, üstü başı lime lime. Onları gördüğünde bir an durdu, sonra dizlerinin üzerine çöktü. “Yardım edin... lütfen... ben buradan kaçmak istiyorum.” --- 2. KAYIPLARIN DİLİ Adını Kerem olarak tanıttı. Aylar önce Alpay’ın adamları tarafından kaçırıldığını, burada çeşitli işkencelere maruz kaldığını anlattı. Konuşurken sesi titriyordu. Gözleri Mira’ya takıldı. “Siz... siz de onun eline mi düştünüz?” Levent gözlerini kıstı. “Hayır. Biz onu bitirmeye geldik.” Kerem’in gözlerinde bir umut parladı. “O zaman size yardım edebilirim. Buranın arka tarafında gizli bir geçit var. Onu kullanarak dışarı çıkabiliriz... Ama...” “Ama ne?” dedi Kuzey, sesi sertleşerek. Kerem yutkundu. “Geçit korunaklı. Ve... içeride... başkaları da olabilir. Alpay’ın ‘temizlenmemiş’ denekleri...” Mira başını kaldırdı. “Ne deneyi?” Kerem’in gözleri doldu. “O, sadece silahlarla savaşmıyor. İnsanların aklıyla oynuyor. Onlara ilaçlar veriyor, hafızalarını siliyor, kendi askerine dönüştürüyor.” Bir sessizlik oldu. Levent’in içinden bir volkan patladı. Yumruğunu duvara vurdu. “Bu adam şeytan.” --- 3. GİZLİ GEÇİT Kerem önde, diğerleri arkada ilerlemeye başladı. Dar tünel nemliydi, karanlıktı ve sadece Kerem’in tuttuğu puslu bir fenerle aydınlanıyordu. Her adım yankı yapıyor, gerilim tavan yapıyordu. Tünelin sonundaki kapının önünde durdular. Kuzey sessizce fısıldadı: “Hazır mısınız?” Levent gözlerini Mira’da gezdirdi. Kadın yorgundu ama gözleri kararlıydı. “Hazırım.” Kapı açıldı. Ve karşılarında... zincirlenmiş insanlar vardı. Çoğu baygın, bazıları kendi kendine mırıldanıyordu. Bir tanesi gözlerini açtı, boş bakışlarla Levent’e döndü. “Komutan Alpay... emredin...” Mira bir adım geri çekildi. “Tanrım... Bunlar zihinleri silinmiş insanlar.” Kerem başını eğdi. “Bunlar artık bizden biri değil.” Levent bir karar verdi. “Bunları burada bırakmayız. Ama önce buradan çıkmalı, sonra buraya geri dönüp bu insanları kurtarmalıyız.” Kuzey başını salladı. “Yolumuzu çizdik.” --- 4. ÖZGÜRLÜĞÜN EŞİĞİ Tünel, şehrin dışına açılıyordu. Geceydi. Soğuk hava yüzlerine çarpınca uzun süredir ilk kez rahat nefes aldılar. Gökyüzü yıldızsızdı ama özgürlük kokusu ciğerlerini dolduruyordu. Ama tam çıkarlarken, Mira yere yığıldı. “Dayan Mira!” diye bağırdı Levent. Kanaması yeniden başlamıştı. Kuzey hızla Mira’yı kucakladı. “Bir hastane bulmamız lazım.” “Hayır,” dedi Levent kararlı bir şekilde. “Hastaneye gidersek izimizi bulurlar. Sadece bir gece... saklanacağız. Sonra bu savaşı bitireceğiz.” Arda sessizce yaklaştı. “Saklanacak bir yer biliyorum.” Levent’in gözleri onu deldi. “Bize ihanet etmiş birinden ne kadar daha güven bekleyeceğim, bilmiyorum... Ama Mira’nın hayatı söz konusu. Eğer bir oyun varsa—” “Yok,” dedi Arda. “Yemin ederim. Beni takip edin.” --- 5. GEÇMİŞİN YÜZLEŞMESİ Saklandıkları yer, Arda’nın eski bir tanıdığından kalma terk edilmiş bir kulübeydi. Mira’ya ilk yardım yapıldı, yarası sarıldı. Gece çökerken, Levent yalnız başına dışarı çıktı. Gökyüzüne baktı. Nefesini tuttu. Arda yanına geldi. “Konuşmalıyız,” dedi yavaşça. Levent cevap vermedi. “Sana ihanet ettim. Kabul ediyorum. Ama bu bir seçim değildi. Beni oğlumla tehdit ettiler. Eğer kabul etmeseydim, onu öldüreceklerdi.” Levent gözlerini kısmadan baktı. “Bir çocuğun hayatı için bile olsa, Mira’nın canı pahasına mı?” “Her gece onun gözlerini hatırlıyorum. Uyumuyorum. Kendimden tiksiniyorum.” Bir süre sessizlik oldu. Sonra Levent konuştu. “Yarın Alpay’ı bitireceğiz. Ama bunun sonu ne olur bilmiyorum. Eğer yaşarsak... seninle ne yapacağıma da karar vereceğim.” Arda başını eğdi. “Buna hazırım.” --- 6. ATEŞE DOĞRU Şafak yaklaşırken Levent, Mira’nın yanına gitti. Kadın hâlâ halsizdi ama gözleri açıktı. “Ona güvenme,” dedi Mira, sesi kısık ama netti. “O adam... Arda... Yine satabilir bizi.” Levent başını salladı. “Her şeyi kontrol ediyorum. Ama şimdi sana ihtiyacım var. Yanımda olmana.” Mira gülümsedi. “Her zaman yanındayım.” Levent onun elini tuttu. “O halde bu savaşı birlikte bitirelim.” Dışarıda Kuzey silahları hazırlıyordu. “Plan hazır,” dedi. “Alpay’ın karargâhı bu gece yanacak.” Levent gözlerini kıstı. “Ve onunla birlikte bütün yalanlar da.” --- Anladım, 18. bölümü şimdi başlıyorum. Yine uzun, tempolu ve karakterlerin duygularını derinlemesine yansıtan bir bölüm olacak. --- 7. BODRUMUN DERİNLİKLERİ Soğuk, metalik bir sessizlik vardı bodrumda. Duvarlardaki nem, her adımda ayakkabının altına yapışıyor, her nefes çürümüşlüğün izini bırakıyordu. Mira’nın kan kaybı yüzünden dudakları solgunlaşmıştı, ama gözleri hâlâ direniyordu. Karanlığın içinden gelen o çift göz, derin bir nefesle ortaya çıktı. Yaşlı bir adamdı. Saçları ağarmış, yüzü yara izleriyle doluydu. Üzerindeki kıyafetler paramparçaydı, tutsaklıktan arda kalan bir enkaz gibiydi. Levent gözlerini kısarak adamı süzdü. “Sen kimsin?” Adam boğuk bir sesle konuştu. “Alpay’ın ilk deneği.” O cümle, odadaki havayı tek bir darbe gibi böldü. 8. GEÇMİŞİN HAYALETLERİ Adam, kendini tanıttı. Adı Cemil’di. Alpay yıllar önce bu bodrumu inşa ettiğinde, burada sadakat testi adı altında deneyler yapmıştı. İnsanlara işkence edip sadakatlerini ölçüyor, sonra da onları ya yok ediyor ya da kendi ordusuna katıyordu. “Bu odada yirmi iki kişi öldü,” dedi Cemil. “Ben, burada en uzun süre kalan kişiyim. Ama artık siz varsınız. Demek ki son geliyor.” Kuzey, öfkeyle çevresine bakındı. “Bu adamın psikopatlığı sınır tanımıyor.” Levent, Mira’nın başına buz koyarken, derin düşüncelere dalmıştı. Bu sadece kişisel bir mesele değildi artık. Alpay, karanlığı büyütüyor, şehirde bir sistem kuruyordu. Ve eğer bir dur diyen olmazsa, bu daha da büyüyecekti. 9. ÇIKIŞ YOLU: KANIYLA AÇILAN KAPI Cemil, duvardaki eski bir dolabı gösterdi. “Orada bir geçit var. Alpay, özel şifreyle açılan bir kapı yaptırmıştı. Ama şifre parmak iziyle çalışıyor...” “Ve o parmak burada değilse?” diye sordu Kuzey. Cemil, acıyla gülümsedi. “Benimkini zamanında kopyaladılar. Ama hala işe yarayabilir.” Levent hemen harekete geçti. Dolabı zorladı. Arkasında küçük bir metal panel vardı. Cemil parmağını panele bastı. Işık kırmızı yandı… sonra yeşile döndü. Geçit yavaşça açıldı. Ama açılan şey sadece bir çıkış değil, geçmişin karanlık mezarıydı. Küçük bir tünel, dar ve kasvetli. Levent, Mira’yı sırtına alarak yürümeye başladı. Kuzey silahını önde tutuyordu. Cemil ise geriden geliyordu. 10. GECENİN DİĞER YÜZÜ Tünelin sonunda, bir kanalizasyon çıkışı vardı. Levent kapağı itti ve üçü birden dışarı çıktı. Soğuk gece havası yüzlerine çarptı. Arka sokaklardan birindeydiler. Şehir uyuyordu ama tehlike uyanıktı. “Onu hemen bir kliniğe götürmemiz lazım,” dedi Kuzey. Ama Levent, başını iki yana salladı. “Hayır. Bu gece Mira’yı riske atamam. Onu güvenli bir yere götüreceğiz. Sonra Alpay’a gideceğim.” Cemil öne çıktı. “Benim kaldığım gizli bir barınak var. Oraya götürebiliriz. Eski bir direniş noktasından arda kalan bir yer.” Levent ona baktı. Bir anlık tereddüt… ama sonra başını salladı. “Tamam. Göster yolu.” 11. BARINAĞIN SIRRI Barınak, yeraltına gizlenmişti. Eski bir sığınak… içi ilaç, silah ve bilgiyle doluydu. Haritalar, belgeler, eski planlar. Cemil burada yıllarca Alpay’a karşı savaşmayı planlamıştı ama hiçbir zaman fırsat bulamamıştı. Levent haritaları inceledi. “Alpay’ın asıl merkezi bu, değil mi?” Cemil başını salladı. “Evet. Şehrin doğusundaki eski tekstil fabrikası. Ama içeride 50’den fazla adamı var. Silahlı, eğitimli, sadık.” Kuzey kaşlarını çattı. “Biz üç kişiyiz.” Levent’in gözleri kısıldı. “Hayır. Artık değiliz.” 12. YENİ MÜTTEFİKLER Levent, eski telefonunu çıkardı. Gizli bir hat. Yalnızca üç kişi biliyordu. “Halit,” dedi. “Hâlâ bana borçlu olduğunu söylemiştin. Zamanı geldi.” Telefonun ucundan gelen ses gülümsedi. “Neredesin?” “Cehennemin girişindeyim,” dedi Levent. “Yanıma bir ordu getir.” Mira, zayıf bir sesle konuştu. “Onları alt edeceğiz… değil mi?” Levent elini tuttu. “Söz veriyorum. Bu defa hepsi bitecek.” 13. ALPAY’IN SON GECESİ BAŞLIYOR Sabaha karşı plan hazırdı. Halit’in getirdiği adamlardan oluşan küçük bir tim, barınağa ulaştı. Hepsi eski askerler, kirli sistemin dışında kalmışlar, ama hâlâ savaşabiliyorlardı. Levent haritanın ortasına bastı. “Bu gece onun kalbine gireceğiz. Hepinizi uyarıyorum: Girdiğimizde çıkamayabiliriz. Ama bu şehre yeniden nefes aldırmak istiyorsanız… şimdi tam zamanı.” Tüm gözler ona çevrildi. Kuzey bir kurşun şarjörünü yerleştirdi. “Benim bu cehennemde bir hesabım var.” Cemil gözlerini kapattı. “Benim hayatım burada yeniden başlıyor.” Levent, silahını eline aldı. “O zaman… başlayalım.” 14. KÜLLERDEN DOĞAN SAVAŞ Gece çökerken, bir grup insan sessizce ilerliyordu. Ama içlerinde bir yangın vardı. Bu, sadece bir intikam değildi. Bu, yeniden doğuştu. Ve Alpay’ın imparatorluğu, ilk kez gerçekten sarsılacaktı. DEVAM EDECEK…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE