8

3725 Kelimeler
Aşk her kalbe misafir olmaz. Bazen sadece kapını çalar ve kaçar. Tıpkı yaramaz bir çocuk misali. Aslı Kayalı Ben mi çok bahtsız doğdum da kaderimin karası yakamı bırakmaz. Yoksa belanın ayak bulmuş haliyim de belayı kendimemi çekiyorum bilemedim. Bu düşüncemin sebebi ise yarım saattir yaptığım her hareketi dikkatle izleyen sarışın adamın o iğrenç bakışları altında çalışmak zorunda olmamdı. Adam yarım saat önce cam kenarındaki masaya oturmuş ve kahve sipariş etmişti. Salondan bugün ben sorumlu olduğum için ben ilgilenmiştim.Kahvesini masaya bıraktığımda bedenimi süzüşü midemin kalkmasına sebep olsa da kendime hakim olmaya çalıştım. Kahvesini bitirmesine rağmen kalkmamış aksine daha rahat bir pozisyonda oturmuştu. Bugün buranın kalabalık olmaması da benim şansızlığım olsa gerek. Ne burdan ayrıla biliyorum nede başkası ile yer değiştire biliyordum. Alt kat daha kalabalıktı buda orda daha fazla bahşiş kazanma şansı verdiği için kimse yer değiştirmek istemiyordu. Normalde kalabalık olan üst salon yani benim çalıştığım alan bugün sanki yemin etmiş gibi müşterisizdi. Buda benim sadece sapık bakışlı adamla yanlız kalmam anlamına geliyordu. Benimki basit bir kuruntu değildi. Karşımdaki adam cebindeki paraya güvenen zengin züppesinden başka bir şey değildi. Baba parasıyla hava atan tipler burada çok fazlaydı. Ceplerindeki paraya ve göz dolduran tiplerine güvenip özgüvenlerini tavan yaptıran bu tiplerle çok fazla karşılaşıyorduk. Bunun sebebi ise İzmir'in en işlek ve nüfüzlu semtlerinden birinde ve pahalı bir markanın işletmesi olmasıydı. Hemen iki dükkan ötede bulunan kafenin ismi buranınki kadar meşhur olmadığı için orası daha sakinken burada up uzun kuyruklar oluşurdu sanki bedava dağıtılıyormuş gibi. İnsanlar buranın logosunu taşıyan bardaklar ile poz vermek için nasıl saatlerce kuyruk bekliyordu anlamıyorum. Özellikle gençler bu düzenin kurbanları olmuşlardı. İnsanların kendini beğendirme ve ön planda tutma çabalatını anlamıyordum. Bir logo ile kendilerini elit kesime yakın hissetme düşüncesi çok saçmaydı. İnsanların artık bir çok hareketi ve tavrı mide bulandırıcı hale gelmiş durumda. Karşılarında bir insan öldürülse bile onu nasıl kurtarırım derdine değil de hangi açıdan olayı çekersem daha fazla beyeni alırım derdine düşer olmuşlar. Artık bir çok şey gibi insan hayatı da görmezden gelinir olmuş. Bir beğeni almak için kaç canın yandığı kimsenin umrunda değil. Ne insan nede hayvan fark etmez olmuş onların gözünde hepsinin acısı birer beğeniden ibaret hale gelir olmuş ne yazık ki. Üç maymunu oynamakta insan oğlunun üzerine tanımam. Tek yaptıkları. Görmedim, duymadım, bilmiyorum hepsi kör, sağır ve dilsizi oynamakta çok başarılı. Gerçi bazıları farklı olabiliyor ayrık otu gibi sürüden bağımsız hareket eden sesiz kalmayan ama onlarında seslerini çok kolay kesiliyor yada sesleri gerektiği kadar gür çıkmıyor. Umarım sıra bana geldiğinde de sesleri kısılmaz yada susturulmazlar. "Bakarmısın" elini kaldırıp bana seslenen adamla gerilmiştim. Ayaklarım geri, geri gitmek istese de masasına kadar gitmiştim. Camdan görünen deniz insanın içine huzuru aşılarken karşımda oturan adam sadece korku aşılıyordu. Bakışlarındaki o irençlik beni ürkütüyordu. "Buyrun efendim" yüzümdeki sahte tebessüm ile nasıl görünüyordum bilmiyorum ama adamın pekte umrunda değildi. Arkasına rahatça yaslanıp beni tekrardan baştan aşağıya süzünce bir an kendimi çıplak hissettim ama ben çıplak değildim. "Bu akşam boş musun? " sorduğu soru bu defa midemi gerçekten çalkalarken bana sırıtarak bakan adamın yüzüne kusmak istedim. "Efendim sorduğunuz soru iş kurallarına göre etik değildir" sırıtışı genişledi. Alt dudağını ıslatıp ısırdığında aklından hiçte iyi şeyler geçmediğini fazlaca belli ediyordu. "Zor kızım diyorsun. Kabul eee bu akşam boş musun? " ya anlama sorunu vardı yada benim dediğimi bakmıyordu. Olasılık tabiki ikinci seçenekti. "Değilim efendim nişanlıyım ben" dediğimde alaycı bir bakış attı. Biz kadınların neden kendini koruma altına alma mazeretleri hep aynı oluyor. Kendimizi neden bir erkekten korumak için başka bir erkeğe gerek duyuyorduk bu nasıl bir ironiydi. "Ben birlikte geçireceğimiz bir akşam için herhangi bir mani göremiyorum" ne zannediyordu bu adam beni yada onun gözünde bu kadar ucuzmu görünüyordum kendimi sorgular olmuştum. Halbuki ona o yüzüde vermemiştim. "Lütfen terbiyesizlik yapmayın. Sizi red ettiğimi anlamış olmalısınız" yüzü gerilip sertleşirken masadan bir adım geriledim. Adamın piç sırıtışının yerini katı bir bakış alırken bir an önce kalkıp gitmesi için dua ediyordum. Yada birinin gelip beni bu rezil dırumdan kurtarmasını. "Belki benim canım red edilmek istenmiyordur olamaz mı? " bela resmen tutkal gibi üzerime yapışıp kalıyordu. Ona insan gibi hayır demiştim nesini anlamamıştı acaba. İlla çirkefleşmek mi? Gerekiyor anlamaları için. "O sizin sorununuz şimdi bir isteğiniz yoksa müsadenizle" tam masadan uzaklaşacağım sırada bileğimden sertçe tutulmam bir olmuştu. Bu bedenimin hemen tetiğe geçmesine sebep olurken. Karşımdaki adamın pek umrunda değildi benim rahatsızlığım. Bedenim artık bu eylemlere alışık olsa bile yine de korkuyor ve irkiliyorum. "Kaç para istiyorsun. Bir gece sadece fiyatın ne" kulaklarım uğuldamaya başladığında kurduğu cümleler beynimin içinde yankılanmaya başladı. Ben bir fahişe değildim. Bedenim satılık değildi ama bu adam bana fahişe muamelesi yapmıştı. Cebindeki paraya güvenmesi onun ne kadar iğren zihniyette biri olduğunun kanıtıydı. Halbuki cebindeki para alınsa ortada boş bir kabuktan başka bir şey kalmazdı. Beynimde yankılanıp duran fiyatın ne kelimesinin bedenimde öfkenin harlanmasına sebep olurken bileğimi sertçe elinden çekip kolumun kalktığı kadar kaldırıp tokadımı yüzüyle buluşturdum. Uanağında parmak izlerimin kalacağına eminim. "Sen kendini ne zannediyorsun piç kimsin lan sen bana fiyat soruyorsun. Sizin gibi bok kafalı piçler yüzünden sokağa çıkamaz, çalışamaz, okuyamaz olduk lan. Beyni senin gibi uçkurunda gezen şerefsizler yüzünden daha kaç kadın toprağa verilecek " sesim son derece yüksek çıkarken onun eli yanağını tutuyordu. Benden bunu beklemediği şaşkın yüzünden belli oluyordu. Bakışları beni bulunca bakışlarında oluşan öfke benimki ile yarışa bilirdi. "Sen kim oluyorsun lan bana tokat atıyorsun. Paranı al bize iki muamele çek dedik sadece duyan kapatma yapıyoruz zanneder ne lan bu afra tafra senin gücün benimle boy ölçüşmeye yetermi sanıyorsun" kurduğu her cümle daha fazla sinirlenmeme sebep olurken adamın kolumu kavrayıp beni kendine çekmesi bir oldu. Bu hamleyi beklemediğim için engel olamamıştım. Sesimin ayarını yüksek tutup çığlık attığımda merdivenlerden gelen ayak sesleri korkumun azda olsa yatışmasına sebep olmuştu. Nasılsa her kimse yatdım ederdi. Ederdi yani eğer insanlık ölmediyse yada vicdanı kurumadıysa yardım ederdi. "Aslı neler oluyor burda" Allahım sonunda gelen işletmenin müdürüydü. "Çetin bey bu beyefendi saygısızlık yaptı bende haddini bildirdim olan bu" dediğimde adamın elindeki kolumu sertçe çekip ondan iki adım uzaklaştım. Kolum acıdığı için kolumu ovarken bakışlarım karşımdaki ikiliye kaydı. "Ah Sarp bey Aslı bir saygısızlık yapmamıştır umarım" Çetin beyin adının Sarp olduğunu öğrendiğim adamın önünde el pençe durması yetmiyormuş gibi birde benim dediğimi önemsemeden karşısındaki adama bir saygısızlık yapıp yapmadığımı sorması beni eşekten düşmüşe çevirmişti. "Ne diyorsunuz siz Çetin ben bu adam be.... " beni taciz etti diyecektim ama elini kaldırıp beni susturdu. Ben konuşamazsam nasıl ifade ederdim kendimi. "Sen sus Aslı seninle sonra konuşacağım" tehditkar bir tonla söyledikleri hiç iyi şeyler konuşmayacağının teminatıydı. Başımı eymeyip omuzlarımı dikleştirdim asla boyun eymeye niyetim yoktu. "Çetin çalışanlarınız hep böyle terbiyesizmi yoksa bana mı? Denk geldi terbiyesiz olanı" kan resmen beynime hücum ediyordu. Bu adam ne diyordu Allâh aşkına terbiyesizlik yapan o iken nasıl ben suçlu olabiliyordum. "Sen ne diyorsun be asıl terbiyesiz sensin zengin züppesi" diye ona doğru sesimi yükselttim ama o beni pek kale almıyordu. "Kes senini Aslı hemen özür dile Sarp beyden" müdürün böyle götü tutuştuğuna göre bu adamı yakından tanıyor olmalıydı. Anlamadığım ben neden özür diliyordum asıl özür dilemesi gereken o adamken. "Ben özür dilenecek bir şey yapmadım. Asıl onun benden özür dilemesi lazım! " ses tonum her an daha da yükseliyordu. Adam benim sözlerime karşılık kaşlarını çatıp Çetin şerefsizine baktı. "Ben size bu katı kapatın ve işime yarayacak birini bırakın dedim. Siz benimle dalgamı geçiyorsunuz. Size bana saygısızlık yapsın diyemi para ödedim" duyduklarımı hazm etmeye çalışıyordum ama nafile duyduklarım asla hafife alınacak şeyler değildi. "Ne saçmalıylrsun ne parası" diye Sarp denen adama soru dolu bakışlar attım. Benim ondan cevap beklediğimi bildiği için gevşekçe sırıttı. "Sen bana hizmet et diye katı kapatıp hizmetin için para ödedim ama sen bırak bana hizmet etmeyi saygısızlıl yapıyorsun" doğru duymuştum bir yanlışlık yoktu. Kelimeleri defalarca kez içimden tekrar ettim ama nafile bu şerefsizliğe yakışacak bir cümle bulmadım. Bekışlarımı müdür olacak Allah'ın cezasına çevirdim. "Çetin bey ne diyor bu adam ne demek senin için para ödedim neler dönüyor burada! " artık bağarıyordum. Sesim öfkemle birlikte daha da yükseliyordu. "Sarp bey patronumuz Semih beyin arkadaşı geçenlerde seni görmüş ve kendisine özel hizmet etmeni istemişti bizde neden olmasın dedik. Merak etme hizmetinin karşılığını alacaksın parayı dert etme" ya ben aptaldım anlamıyordum yada bu adam ağzından dökülen kelimelerin farkında değil. Dert ettiğim şeyin para olduğunu ona düşündüren şey neydi çok merak ediyorum. Semih beyi daha bir kere bile görmemişken arkadaşının beni ne zaman gördüğünü düşünmek bile istemiyorum. "Sen ne saçmalıyorsun be ağzından çıkanı kulağın duyuyormu ahmak herif ! " diye bağırdığımda Çetin olacak köpek şaşkınlıkla bana baktı çünkü benden böyle bir çıkış beklemiyordu. Şaşkınlığını atlatımca kaşları hızla çatıldı. "Ne diyorsun lan sen " diye bana doğru adımladığında Sarp denen adam kolunu ikimizin arasına uzattı engel olmak için. Bu hareketi neden yapmıştı bilmiyorum. Niyeti beni gerçekten Çetin'den korumakmı yoksa bana yaranıp aklımı çelmek mi? Emin değilim. "Ağır ol Çetin" diye dişlerinin arasından tıslarca konuştu. Sinirlenmişti bu gergin omuzlarından belli oluyordu. Bu kadar gerilmesinin sebebi işinin ras gitmemesi olsa gerek. "Ama efendim saygısızlık ediyor ona haddini bildirmem gerek" bu adam kendini ne sanıyor acaba da bana had bilirecekmiş. "Sen kimsin be bana had bildireceksin şerefsiz benim haberim olmadan benim için para almak ne demek madem çok meraklıydın kendi bacını peşkeş çekseydin lan" Sarp denen adam bana inanamaz gözlerle bakıyordu. "Kızın haberi yokmuydu Çetin ben sana rızası olsun dedim adi köpek" ne yani bunlar gerçekten kadınları alınıp satılan bir mal olarakmı görüyordu bu nasıl bir zihniyet Allah'ım. "Sen ne saçmalıyorsun kadınlar birer mal mı? Gözünüzde de satın almak için birde aracı ayarlıyorsunuz. Anneniz'de mi? Yok be sizin ondan da mı? Utanmadınız" ikisinin yüzüne tükürürcesine konuştuğumda artık burda durmak istemiyordum. Bu iğrenç insanların içinden bir an önce çıkmak bir daha asla yüzlerini dahi görmek istemiyorum. "Bana bak sen fazla olmaya başladın kes sesini yoksa ben kökten keseceğim!" Çetin pisliğinin kolumu sıkıp bana bağırması ile korksam bile bunu belli etmemek için çabaladım. Ne kadar başarılı oldum bu konuda tartışılır. Çetin'in elinin kolumdan sertçe çekilmesi ile Çetin'in yüzüne sert bir yumruk inmesi bir oldu. Ben şaşkınlıkla buna sebep olan kişiye baktığımda Sarp denen afamın elini ovuşturduğunu gördüm. "Seni uyardım Çetin. Kendi hatanın acısını kızdan çıkaramazsın" sanki kendi sütten çıkma ak kaşık. Bu olanların sebebi kendi değilmiş gibi konuşması yokmu insanı deli eder. "Sen sanki çok masumsun değilmi hareketlere bak insan diye ortalıkta gezen mahlukatlar" tiksinerek kurduğum cümlelerden zerre pişmanlık duymuyorum. Bu insan müsvettelerinin daha fazlarını hak ettiklerini biliyorum. "Biraz ağır konuşuyorsun" dalga geçiyor olmalı. "Dedi beni parayla satın almaya çalışan kişi" "Bak ben özür dilerim böyle olmasını istemezdim. Seninle zaman geçirmek istedim ama senin bu durumdan haberin var sanıyordum" bakışlarını benden çekip yerdeki Çetin'e öldürecek gibi bakarak. "Bu şerefsiz benide kandırdı" söyledikleri sanki onu haklı çıkara bilirdi. "İnanın bu benim zerre umrumda değil" dedim ve üzerimdeki önlüğü çıkarıp Çetin'in önüne attım. "İşinizde sizin olsun paranızda" Sarp denen adamdan bakışlarımı çekip Çetin'e döndüm. "Artık akşam siz Sarp beyinize eşlik edersiniz nasılsa paranızı peşin aldınız" dedim. Onlara tiksinerek bakıp yanlarından uzaklaştım. Merdivenleri indiğimde diğer çalışanların merdivenlerin altında bizi dinlediklerini görünce göz devirmeden edemedim. Okadar tartışmada biride gelip müdahale etmemişti. Onlarıda anlamak lazım gerçi ekmek parası derdindeler. Onların soru dolu bakışlarını görmezden gelip yanlarından geçip soyunma odasına girdim. Bana ait olan dolaptan çantamı alıp içerden çıktım. Bugün Cansu izinli olduğu için kimseye açıklama yapmak zorunda değildim. Zaten Cansu dışında samimi olduğum bir arkadaşım da yoktu. Kafenin giriş kapısından dışarı çıktığımda derin bir nefes aldım. Bu günü bir an önce atlatıp bu çirkin anıyı hafızamdan silmem lazımdı. Kaldırımdan yürümeye başladığımda arkamdan bana seslenilmesi ile döndüğümde yine Sarp denen adamı gördüm. "Aslı, Aslı" bu adam benden ne istiyor Allah aşkına ya. Duymamazlıktan gelip yoluma devam ettim adımlarımı hızlandırarak. Ona katlanacak bir saniyem bile yoktu. Onu duymamazlıktan gelince ardımdan hızlanan adım sesleri onunda hızlandığının belirtisiydi. "Aslı lütfen bekle! " "Beni rahat bırakın! " diye bağırdım ama onun bunu pek dikkate aldığını sanmıyorum. Kolumdan tutulup geriye savrulmamla ayağım takılınca az daha yerle selamlaşıyorduk. "Ne yaptığını sanıyorsun sen! " düşmemi engellemesine rağmen düşmeme sebep olacak kişi de o olduğu için çok sinirlendim. "Sakin seslendim durmadın" yüzsüz ya. "Durmamamın sebebi sizi görmek istememem olabilirmi? " "Olabilir ama ben konuşmak istiyorum" "Bu benim ne kadar umrumda sizce" dedim düşünür gibi yaptım. "Ben cevaplıyayım hiç umrumda değil" "Çok hırçınsın " şeytan diyorki ağzının ortasına çak bir tane. "Ne istiyorsunuz" ne diyecekse bir an önce söylesin ve beni rahat bıraksın istiyordum. Boğazını temizleyip çenesini sıvazladı. "Bir çay içsek olmaz mı? Hem iş mevzusunu da konuşuruz işinden olmanı istemiyorum" ciddi, ciddi benimle dalga geçiyordu. Onun yüzünü görmeye tahammül edemezken onunla çay içeceğimi düşünmesi iyi hayal gücü ne diyeyim. "Birincisi sizin yüzünüzü bile görmeye tahammül edemiyorum. Sizinle asla çay içmem. İkincisi benim öyle aşağılık insanların içinde işim olmaz. O yüzden şimdi beni rahat bırakın" dedim ve yanından hızlı adımlarla uzaklaştım. "Nereye gidersen git seni bulacağım hırçın kız bana bir çay borcun var" ona dönmeden sağ elimi kaldırıp orta parmak işareti çektim. Normalde bunu asla yapmazdım ama yapasım gelmişti. Arkamdan kahkahasını duyduğumda başımı olumsuzca salladım. Dengesiz işte ne olacak. Şimdi işsiz ve sinirli bir şekilde eve gidiyordum. Kendime en acilinden bir iş bulmam lazımdı yoksa zorlanacaktık. Durağa geldiğimde kendimi oturma bankına bıraktım beni iş değil ama insanlar yormuştu. Atilla İlhan Ayaz Bu sabah gözlerimi açtığımda yine kanter içinde kalmıştım. Bitmek bilmeyen rüyalarım ve dinmek bilmeyen kabuslarım yine yakamı bırakmamıştı. Hep kaza yaptığım anı görmeme rağmen bir türlü alışamadım. Alışacağımı da hiç sanmıyorum. Nefesimi düzene koymaya çalışırken bakkşlarım karşımdaki saate kaydı daha çok erkendi bu beni şaşırtmamıştı. Kendimi çekiştirip sırtımı yatağın başlığına yasladığımda sanki dağa tırmanmış gibi yorulmuştum. Artık bu bile bana eziyet gibi geliyordu. Dile kolay kaç yıldır bu zorluğa katlanıyordum. Keşke bütün zorluğum sadece bana olsa ama benden çok ailem kahrımı çekiyor. Şimdilerde eski sağlıklı günlerimin kıymetini hiç bilmediğimi görüyorum. Sağlıklıyken sanki hiç hastalanmayacak ve hep böyle kalacağımızı sanıyoruz ama bir anlık bir dikkatsizlik hayatımızı kararta biliyor. Kapının dışından gelen tıkırtılar babamın ve annemin uyandığının belirtisiydi. Babam yine dükkanı açmak için erken gidecekti annem de ona kahvaltı hazırlıyor olmalıydı. Yan tarafın kapısının sesi gelince Timuçin'in de uyandığını anladım. Hayat onlar için akmaya başlamıştı anlaşılan. Bir benim için değişen bir şey yoktu. Uzanıp telefonumu komidinden aldığımda biraz sosyal medyada dolandım. Bir süre sonra yavaşça açılan kapımla bakışlarım kapıya kayınca annem kapı arasından kafasını uzattı. Benim uyanık olup olmadığımı bilmediği için kapımı çalmamıştı. Benimle göz göze gelince tebessüm etti. "Oğlum uyanmışsın" sesi odama bahar getirirken içime sıcaklık dolmuştu. Benim bu yarım halime en çok o yanıyordu. Ağlarsa anam ağlar diye boşa dememişlerdi. "Uyandım annem babam gittimi" diye sordum. "Gitti yavrum bugün çok işi varmış toplu müşterisi gelecekmiş" demek yine toplu yemek verilecekti. Babam bugün de çok yorulacaktı anlasılan. Keşke ona azda olsa yardımım dokunsaydı. Benim bana bile faydam dokunmazken ona sadece yük olurdum. "Allah kolaylık versin inşallah annem" yanıma gelip her zamanki gibi saçlarımı öptü. Bu onun her zaman yaptığı şeydi. Bende onun elin öptüm uzunca. Saçlarımı okşayışı sanki bütün dertlerimi ve acılarımı dindiriyordu. "Yavrum sana kahvaltı hazırlıyayım mı? Yoksa sonra mı? Yersin" canım hiçbir şey istemiyordu. Bu sabah kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Kafamı olumsuzca salladım. "Canım birşey istemiyor anne sadece yatağımda uzanmak istiyorum" kaşları çatıldı hemen bu hoşuna gitmemişti. "O nedenmiş bakım. Seni balkona çıkarayım yada aşşağıya indirelim. Hem aç açına ne yapacaksın böyle" zaten dün akşam Timuçin'e yük olmuştum şimdi tekrar yük olmak istemiyordum. Bugün balkona çıkasım da yoktu zaten. "Anne ısrar etme ne olur canım bugün hiçbir şey yapmak istemiyor sadece uzanmak istiyorum. Ayrıca aç değilim acıkırsam sana seslenirim" eli yanağımı bulup orayı şefkatle okşadığında yanağımı avucuna yasladım. Onun şefaatine okadar muhtaçtım ki bana ondan başkası böyle koşulsuz yaklaşmazdı. "Tamam yavrum sen nasıl istersen ama üzerini değiştirelim olurmu" dediğinde onu başımla onayladım. Dolabıma yönelip ordan bana temiz kıyafet çıkarıp yanıma geldiğinde. Çekmeceden ıslak mendil de almıştı bu onun rutini olmuştu. Bedenimi silmeden asla giydirmezdi beni. Üzerimi soyduğu zaman eline aldığı ıslak mendili çıplak tenimde gezdirip silmişti. Sık sık banyo yapsam da o bunu hep tekrarlardı. Canımı yakmamak için yavaşça gezdirdiği mendili işi bitince kenara bıraktı ve küçük bir çocuk giydirir gibi özenli davranıyordu. Annem gerçekten bazen büyüdüğümüz kabullenmiyordu. "Oh mis gibi oldu benim yakışıklı oğlum" yüzümü avuçlarının içine alıp yüzümün her yerine öpücükler kondurunca bu haline güldüm. "Anne ben bebek miyim Allâh aşkına bir dur" ondan fırsat buldukça konuşmuştum. "Benim için bebeksin kaç yaşına gelirsen gel hep bebek kalacaksın" klasik anne konuşmalarıydı. Ben ne dersem diyeyim o bu huyunu asla bırakmazdı. "Ben şimdi içerdeyim birşey istersen seslen tamamı canım oğlum" "Teşekkür ederim anne " başıma son bir öpücük bırakıp odamdan çıkınca bende komidindeki eskiz defterimle kalemlerimi elime aldım. Bu gün kendimi iyi hissetmediğim için birşey okumak istemiyorum bu yüzden biraz çizim yapmak için defterimin kapağını açtığımda gördüğüm gülüş odama güneşin doğmasına sebep oldu. Bu Aslı'nın ilk çizdiğim resmiydi. Cansu ile balkonda oturduklarında onun gülüşünü çizmiştim. Gerçi o günden sonra bu deftere ondan başka birşey çizmedim. Fotokopik hafızaya sahip olduğum için gördüğüm bir şeyi unutmam pek mümkün olmadığı için Aslı'yı gördüğüm anlarda zihnime kazınmış oluyordu. Bu bilinçli birşey değildi ama rahatsız değildim. Bu sayede onun bir çok resmini çizmiştim. Bu beni sapık yaparmı bilmiyorum. Ne kadar zaman geçti elimdeki defterle uğraştığımdan dikkat etmedim ama çalan kapıyla dikkatim dağıldı. Gel diye komut verdiğimde annem içeri telaşla girdi. Yüzü kireç gibi olmuştu üstelik nefes nefese kalmıştı. "Atilla yavrum benim hemen çıkmam lazım Nazan'ı doğuma almışlar yavrum teyzen burda değil o kız cağızı yanlız bırakmak olmaz" Nazan teyzemin kızıydı. Bildiğim kadarıyla hamileydi ve şimdi doğuruyordu demek. Teyzem acil bir durum için eniştemin memleketine gitmişti karadeniz tarafına diye biliyordum. Aileye yeni bir birey hayata yeni bir can geliyordu demek. "Haklısın annem sen git Nazan yanlız kalmasın. Beni de merak etme gözün arkada kalmasın" dediğimde gözlerindeki saf endişeyi okuya biliyordum. "Oğlum sen birşey yemedin daha Timuçin de bugün geç gelecek nasıl olacak öyle" benim için çok fazla endişeleniyordu ve bu yüzden hep kendi söz konusu olunca umursamaz oluyordu. Endişesini azaltmak için elini tutup sıkıca avuçlarımın arasına alıp okşadım. "Annem ben daha aç değilim benim için bu kadar endişelenmene gerek yok. Hem ben aç değilim zaten çekmecede atıştırmalıklar var çok acıkırsam onları yerim. Sen şimdi git ve beni de merak etme tamam mı? " gözlerindeki endişe silinmedi ama içini azda olsa rahatlatmak istedim. Bu nekadar mümkün orasıda muamma tabi. "Atilla'm aklım sende kalacak yavrum hiç içime sinmiyor seni yanlız bırakmak" ah anam ah sana birşey olursa ben ne yaparım. "Git anam git ben gayet iyiyim sen git ve Nazan ile ilgilen de kız yanlız kalmasın " istemeye , istemeye beni onayladığında aklının burada kalıcağını bildiğim halde gitmesi için onu teşfik ettim. "Annem hadi git aklın bende kalmasın lütfen" uzun bir of çekip benim saçlarımı okşayıp içerden çıktı. Ben ve duvarlarım yanlız kalmıştık. Tablolarım bana göz kırparken yataktan çıkmak gibi bir isteğim yoktu. Defteri alıp yerine bıraktığımda bu sefer kenardaki kitabımı aldım. En sevdiğim klasiklerden olan Franz Kafka'nın Dönüşüm kitabına başlamıştım ve onu okumaya devam edecektim. Yeni yazarlardan da okurdum ama klasikler başkaydı. Bu hikaye de kendime yönelik birşey bulacağımdan emindim. Bir süre kitap okuduktan sonra gözlerim uyku ihtiyacı ile kıvranmaya başladı. Bunun sebebinin düşen kan şekerim olduğunu anladığımda çekmeceyi açtım ama içindeki hiçbir şeyi yiyesim gelmiyordu. Çekmeceyi geri kapatıp uyumayı düşündüm ama düşüncemi bölen duyduğum tıkırtılar oldu. Annem Timuçin'in geç geleceğini söylemişti ama kapı açılıp içeri biri girmişti. "Kim var orda! " diye bağırdım sesimi duyurmak için ama ses veren olmadı. Tıkırtılar da kesilmemişti. İçim bir garip oldu. İçeri hırsız bile girse elimden birşey gelmezdi. Telefonuma uzandığımda kapım tıklandı. "Gel" içeri girecek kişiyi bekledim. Kapı aralandığında içeri giren kişi ile yutkunmayı bile unutmuştum. O burdaydı odamdaydı bir kez daha ve yine elinde bir tepsi vardı. Onun işte olması gerekirdi bu saate evde ne arıyordu bilmiyorum ama annemin beni ona emanet ettiğine emindim. "Merhaba rahatsız etmiyorum değilmi" dilim yine dolacak diye korkarken başımı olumsuzca salladım. "Hayır Aslı rahatsız etmiyorsun gelsene " dedim içimdeki heycanı bastırarak. Onu görünce bile kalbim hızlanırken şimdi burda odamda olması sıcak basmasına sebep oldu. Heycanlıydım çünkü ya bulduğu kağıtların benim tarafımdan balkonuna atıldığını öğrendiyse diye endişeliydim. "Şey Adile teyzenin bir işi çıkmış ve senin de daha kahvaltı etmediğini söyledi. Sana bişeyler hazırlamamı rica edince sana bir şeyler hazırladım" utangaç ses tonu ve sürekli kaçırdığı bakışları burda olmaktan rahatsızlık duyduğunu düşünmeme sebep oldu. Bu düşünce beni rahatsız ederken yüzümdeki tebessümün yerini düz bir ifade aldı. "Zahmet etmeseydin keşke ben aç değilim" dediğimde bakışları bana döndü. Onun ıslak menekşe gözlerini görmek beni neden bu kadar etkiliyor ki. Beni bu denli etkileyen şey neydi. "Yoo ne zahmeti zaten kendime de yiyecek birşeyler hazırlıyacaktım sana da hazırladım. Birlikte yeriz diye eğer rahaysız olacaksan ben aşağıda yerim" çekingen tavrının sebebi buydu demek ben neler düşünmüştüm. Benden rahatsız olduğunu düşündüğüm için öyle durduğunu sanmıştım. Başımı hızla sağa sola salladım. "Hayır, hayır rahatsız olmadım sadece sana rahatsızlık verdiğimi sandım" ikimizde bir yanlış anlama sebebiyle kendimizi geri çekiyorduk anlaşılan. Ben deminki tavrım için mahçup olurken onun yüzünde bir tebessüm belirdi. "Öyle düşünme lütfen hem ben Adile teyzeye söz verdim yemek yediğinden emin olmam lazım" dediğinde ona tebessüm ettim. Annemin beni öylece bırakmayacağını tahmin etmem lazımdı. "Sen bugün çalışmıyormuydun" diye sorduğumda surat ifadesinde ani bir değişim oldu. Fazla bir samimiyetimiz yoktu ama yinede selamımız sabahımız vardı. Aynı sofrada yemek yemiştik en nihayetinde. "Çalışıyordum ama iş biraz zorladı çok yoğundu bende istifa ettim" demek istifa etmişti. Cansu da bazen çalıştıkları yerin yoğunluğundan şikayet ederdi. "Anladım demek işsiz kaldın" dudaklarını birbirine bastırıp başıyla onayladı. "Eee sen ordamı yiyeceksin yoksa masaya mı? Geçiceksin" tepsiyi bıraktığı masaya bakıp sonra bana dönünce yüzünde mahçupluk oluştu. Durumumu bir anlığına unutmuş olmalıydı. Yüzüme yansıtmamaya çalışsamda bir kez daha ne kadar zavallı olduğumu anlamıştım. "Şey ben özür dilerim" "Özür dilemeni gerektiren bir şey Aslı alıştım ben. Sen sandalyemi yatağın yanına yaklaştır ben kalkarım ama bana biraz yardım etmen lazım" başını hemen aşağı yukarı salladı ve gidip tekerlekli sandalyemi yatağa yaklaştırdı. "Eee nasıl olacak şimdi" tebessüm ederek bana baktığında bende ona tebessüm ettim. "Senin tek yapman gereken sandalyeyi sıkıca tutman ben gerisini halledicem" bana küçük bir tebessüm sundu. O sandalyenin arkasına geçince bende bacağımı tutup kendime çekmeye çalıştım. "Yardım etmemi istermisin" onun konuşması ile ona döndü bakışlarım. Yüzünde zerre acıma yoktu sadece şefkat barındırıyordu gözlerinde. "Zahmet etme daha fazla ben hallederim " "Ne zahmeti yardım lazım olunca söylemen yeterli" benden daha zayıf olduğu için ona kendi ağırlığımı yükleyemezdim. Diğer bacağımı çekmeye çalıştığımda biraz zorlandım ama elimin yanında başka bir el belirince kafamı hafif kaldırınca Aslı ile göz göze geldik. Çekinerek bana yardım etmeye çalıştığında yanakları al al olmuştu. Bunun sebebi bana temas etmesi olabilirdi. Diğer ayağımı da kendime çektiğim ayağımın yanına alınca ikisini de tutup aşağıya sarkıttım. "Sen şimdi sandalyeyi tut olurmu? " beni onaylayıp sandalyenin arkasına geçtiğinde sandalyenin kollarına ellerimi koyup ağırlığımı kollarıma verip öne doğru yükseldiğimde terleyen elim sandalyeden kayarken düşmem kaçınılmaz bir sondu. Öne doğru düşman üzereyken gözlerimi kapatıp çarpma ile gelecek acıyı bekledim ama o acı gelmedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE