11

3357 Kelimeler
Atilla İlhan Ayaz Bir vazgeçiştir insanın kendinden gerçeğinden kaçması. Bir yok oluştur kendini değersiz sayması. Belkide bir var oluş mücadelesidir, kendi içinde girdiği savaştan. Varlığını kabul etme kabullenme savaşı. Tıpkı benimde içimde verdiğim büyük kabulleniş savaşı gibi derin ve can yakıcı. Değil 6 yıl her halde yüz yılda geçse ben yaşadıklarımı ve içinde bulunduğum durumu kabullenemeyeceğim. Benim hatam yada bir başkasının hatası fark etmez ben sevdiğim insanlara yük olmayı kabullenmek istemiyorum. Daha kendim için bile işe yaramaz iken Aslı yüzünden girdiğimiz bu yolda işe yarayacağımı hiç düşünmüyorum. Zaten geldimi her şey üst üste gelir. Babam zorda kaldığı için annemden yardım istemeye gelmişti ama annem de evde yoktu. Aslı sağ olsun yardım etmeyi teklif etmişti ama beni bu işe katmasa daha güzel olacaktı diye düşünüyorum. Can önce tekerlekli sandalyemi sonra beni aşağıya indirdiğinde Aslı'ya atabileceğim en sert bakışlarımı atıyordum ama o Cansu ile ilgilendiği için beni pek taktığı söylenemezdi. Babam kendi arabasına geçip kızları da yanına alınca bende Can'ın başına kalmıştım. Oh olsun ona beni dinlemeyip Aslı'nın sözünü dinlediği için ona müstehak. Beni ön koltuğa oturtup kendi de şoför koltuğuna geçtiğinde kısa yolculuğumuz başlamıştı. Ondan yana bakmasam da arada bana baktığını hissediyordum. Kımıkdanıp durmasından bir şey söylemek istediğini anladım ama dökülmesini bekliyordum bakalım ne yumurtlayacaktı. "Düşündün mü? " hah fazla dayanamayacağını biliyordum. Neyi düşündüm mü? Çok şey düşünüyordum ama onun düşünmemi istediği şey neydi. Yönümü ona çevirdim. "Neyi düşündüm mü? " diye sorusuna soruyla karşılık verdim. Gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi. "Şu okul mevzusunu düşündün mü? " şu mevzu. Can aylardır yakamdan düşmeyip yarım bıraktığım üniversite eğitimimi tamamlamam gerektiğini söyleyip duruyordu. En son yine bu konuyu açtığında ona düşüneceğimi söyledim ama hiç düşünmedim. Çünkü düşünmemi gerektiren bir durum yoktu. "Hayır cevabım değişmedi ben halimden memnunum" dedim ama değildim. Hep hayalini kurduğum üniversiteyi kazanıp yarım bırakmak o hayallere dahil değildi elbette ama hayaller ve hayatlar mevzusu burada devreye girmişti bir kere. "Atilla İlhan sen halinden memnun falan değilsin kardeşim. Ya Allâh aşkına sendeki yetenek kimde var neden kendine bunu yapıyorsun. Ya senin tabloların harika ne olur sanki devam etsen tamamlasan eğitimini" benim hayatım kararmışken eğitim ne kadar umrumda acaba. Daha kendi başıma giğinemezken benden eğitime devam etmemi beklemeleri çok saçmaydı. "Bu konuyu kapatalım Can şunu anlayın artık benden birşey olmaz. Daha ayağıma kendi ayakkabımı giyemiyorum oğlum sen gelmiş bana eğitim diyorsun. Göz var nizam var bu halde ne üniversitesinden bahsediyorsun" sesim elimde olmadan yükselmişti ama haklıydım bu konuda. Can bir an bana bakıp tekrar yola döndü bir cevap vermedi çünkü oda haklı olduğumu biliyordu. Yönümü cama çevirip geri yolu izledim. Daha bir kaç sene önce bu sokaklarda koşarak eğlendiğim anılar gözlerimin önünden akıp giderken araba yavaşladı ve sonra da durdu. Gelmiştik dükkan karşımda duruyordu çok şey değişmiş gibi duruyordu nasıl değişmesin yıllar oldu bu dükkana ayak basmayalı. Can arabayı park edip indiğinde ilk bagajdan tekerlekli sandalyemi indirdi. Kapım açıldığı zaman açan kişiye baktığımda bana gülümseyen Aslı ile göz göze geldim. O olmasa asla evden çıkmazdım ama çok ısrar etmişti ve babam için de bu ısrarını kırmak ıştemedim. Can yanıma gelip beni kucakladığında utançtan yüzüm kızarmıştı kolay değildi bu benim için çok zordu bir başkasına muhtaç olmak. Onlar belki gocunmadan bana yardım ediyordu ama ben kendimi kötü hissediyordum. "Evet Ali amca iki garson, bir siparişçi, birde kasiyerle işe başlamaya hazırız" Aslı asker selamı verip kendince tekmil verince onun bu neşesine ve hayat dolu hallerine gıpta ediyordum. Gözleri puslu meltemlerin çiğ düşmüş menekşelerini andırsa bile neşesi aksine inandırıyordu beni. İçimden bir ses bu neşesi bir maske dese de pek inancım yoktu o sese çünkü çok hayat doluydu gülüşleri. "Ah kızım siz olmasanız ne yapardım" babam elini omuzuma koyup sıvazladığında elimi elinin üzerine koydum. "Hadi hadi sonra bunları konuşuruz şimdi başlamamız gereken bir iş var" Aslı kapının önündeki üç basamağı hızla çıkıp içeri girince Cansu'da peşinden gitmişti. Babam, ben ve Can'da onları takip ettik bakalım bu günü nasıl tamamlayacaktık. İçeriye giriş yaptığımız da babamın mis gibi kokan yemek kokuları bizi karşıladı. İçeri son gördüğümden bu yana baya değişiklik yapılmıştı. Burada da duvarları benim elimden çıkan tablolar süslüyordu. Bir çoğu ilk yaptığım tablolardı ve hepsi çok canlı renklere sahipti. Şuan ise yaptığım tablolarda sadece kasvet vardı. Demek ressam ne hissederse fırçasından tuvale o yansıyormuş bu söze inanmazdım bir zamanlar şimdi ne kadar doğru bir söz olduğunu anlıyordum. Duvarları süsleyen tablolara, duvarlara camlarda asılı olan menülere bakıp iç çektim. Bir zamanlar bu duvarların içinde ne yaramazlıklar ne isyanlarda bulunmuştum. Her karışında anılarım olan bu mekan yıllara meydan okur gibi hala dimdik ayakta duruyordu benim aksime.Erdem ve diğerleri yıllardır babamın yanında çalıştıkları için artık aileden olmuşları. "Atilla abi hoş geldin" Erdem yüzünde kocaman gülüşü ile yanıma geldiğinde ne kadar büyüdüğünü şimdi fark ediyordum. "Hoş bulduk Erdem " benimle tokalaşmak için uzattığı elini sıktığım zaman avuçlarındaki nasırları çok rahat hissediyordum. Erdem'in babası vefat ettiğinde daha 10 yaşındaydı ve ondan küçük bir kardeşi daha vardı. Annesi Suna abla çalışıp onları büyütme telaşına düştüğünde mahalleli destek olup zor zamanları atlatmalarını sağlamıştı. Erdem okul harçlığını çıkarmak için iş aradığında babam onu yanına almış ve kol kanat germişti. Erdem yıllar geçmesine rağmen babamı bırakmamış hala hem okuyup hemde babamın yanında çalışmaya devam eder. "Abi sana sarıla bilirmiyim? " bu soruyu duyduğuma önce şaşırdım ama onu onayladığımı anlasın diye kollarımı açtığımda oda eğilip bana sarılmıştı. "Abi seni burada görmek çok güzel iyiki geldin" bende sarılışına karşılık verip ona kollarımı doladığım zaman gerçekten büyüdüğünü anlamıştım. Bir zamanlar top için peşimden koşan çocuk artık genç bir delikanlı olmuştu. "Seni görmekte güzel Erdem" benden uzaklaştığı zaman gözlerindeki özlemi göreb iliyordum. Erdem duygularında dürüsttü. "Erdem hadi oğlum hazırlığa başlıyalım sen kapıları aç günün menüsünü dışarıya bırak oğlum" babam önlüğüyle ile yanımıza geldiği zaman elindeki garson önlüklerini de kızlara uzattı. Kızlar gülümseyerek aldıkları önlükleri bellerine bağladıklarında birbirlerine bakıp kıkırdıyorlardı. "Tamamdır usta ben mutfağa geçiyorum" Erdem mutfağa doğru ilerlerken babam da peşinden gitmişti. Kızlar ve Can masaları hazırlamaya başladığı zaman ben onları izliyordum. Okadar keyifli ve mutlu şekilde işlerine odaklanmışlardı ki bir an onların bu hallerine imrendim.Bakışlarımı onlardan çekip caddeye çevirdim bakışlarımı insanlar kendi hayatlarını kovalama derdine düşmüş kimsenin kimseyi gördüğü yoktu. Dışardan bakınca akan bir hayat görüyordum ama kendi içime baktığımda ölmüş ama hala nefes alan bir ben vardı. "Al bakalım boş duranı Allâh sevmez katla bakalım bu peçeteleri" bir dizlerime konan peçete paketine birde onu bırakan sırıtan Aslı'ya baka kaldım. Ben bir şey demeyince arkasunı dönüp yaptığı işe geri döndü. Dizlerimde ki pakete bakıp gülümsediğim de yanımdaki masaya bu defa biber kavanozu kondu. "Ama uyuşuk çalışıyorsun ha daha biberler kaplara doldurularak elini hızlı tut" Aslı'nın bu haline kızsam mı? Gülsem mi? Bilemedim ona sırf ben bir işe yaramam dediğim için yapıyordu bunları farkındayım ama okadar içten yaklaşıyordu ki ona kızacak bir yer bulmıyordum. "Emrin olur patron" dediğimde elini omuzuma koyup sıvazladı. "Afferin çaylak çabuk öğreniyorsun" dedi ve muzip bir edayla göz kırpıp işine geri döndü. Dizime bıraktığı peçeteleri katlamaya başladığımda arada onlara baktığımda Aslı ile bakışlarımız kesişince tebessüm edip işine geri dönüyordu. Peçeteler bitince. "Aslı bunlar tamam alabilirsiniz " diye seslendiğimde gelip masaya bıraktığım peçeteleri alıp masalara pay etmeye başladı. Masaya bırakılmış kavanozdan biberleri masalara konmak için bırakılan kaplara doldurup kapaklarını kapattım. "Bunlar da tamam" diye seslendiğimde Cansu gerip hepsini tepsiye koyup masalara koymak için götürdü. Tam benlik iş kalmadı dediğim anda önüme tuz paketi ve boş tuzluklar bırakıldı. "Al bakalım kardeşim tuzluklar doldurulacak" diyen Can'dı. Ona baktığımda kaşlarıyla işaret ettiğinde gösterdiği yere baktığımda Aslı bize bakıyordu. Ona baktığımı görünce hemen bakışlarını bizden çekti. "Tamam kardeşim ben hallederim diğer baharatlıkları da getir onları da dolduralım" dedim. Can beni onayalayıp gittiğinde ben tuzlukları doldurmaya başladım. Can sırayla baharatlıkları getirdiğinde hepsini sırayla doldurdum. Çok uzun bir zaman sonra ilk defa elime iş aşmış ve başarmıştım gerçi çok zor bir iş değildi ama olsun. "Kolay gelsin" duyduğum sesle kafamı kaldırdığımda işatçı oldukları belli olan dört kişi girdi içeri. Üstleri başları boya ve çimento kaplıydı. "Sağ olun hoş geldiniz" dedim. Onlar içeri girip kendilerine uygun gördükleri masaya geçip oturduklarında Can yanlarına gidip siparişlerini alıp mutfak kısmına girmişti. Bende sandalyemi kasaya doğru sürmeye çalıştığımda başarısız oldum. Tekerlekli sandalyenin tekerleği masanın ayağına takıldığı için hareket ettiremiyordum. Defalarca hamle yapmama rağmen başarısız olmuştum. Aslı ve diğerleri mutfak kısmında oldukları için onlardan da yardım istiyemiyordum. "Yardım etmemi istermisin genç" kafamı kaldırıp baktığımda demin içeri giren işçilerden biriydi bunu soran. Saçlarına yer, yer aklar düşmüş uzun boylu zayıf biriydi. Yüzüne baktım direkt bunu elimde olmadan yapıyordum çünkü insanların bakışları duygularını yansıtırdı. Bende bakışlarında acıma gördüğüm zaman kendimi o insanlardan geri çekerdim ama bu adamın yüzünde kesinlikle acıma yoktu. Onun yüzünden ve gözlerinde gördüğüm tek şey merhameti. "Zahmet olmasın abi" dedim mahçup çıkmıştı sesim. "Yav kardeşim ne zahmeti" oturduğu yerden kalkıp yanıma geldiğinde konuşması dikkatimi çekti şivesi vardı ve kesinlikle bu doğu şivesiydi. Yanıma geldiğinde eğilip tekerleği masadan kurtardı. "Hah oldu şimdi" babacan bir sıcaklıkla bana gülümseyip omuzumu sıktı. "Sağol abi" "Sen sağ ol abim" diyerek bana arkasını dönüp arkadaşları ile oturdukları masaya geri döndü. Ben kasaya geçtiğimde Aslı, Can ve Cansu ellerinde tepsilerle o masaya geçip yemeği önlerine servis yapmışlardı. "Ali usta çalışanları mı? Değiştirdi sizleri ilk defa görüyoruz burada" diye sordu demin bana yardım eden abi. Can elindekileri masaya bırakıyordu. "Yok bizler ailedeniz çalışanlar izinli bugün biz bu günlük yardıma geldik" diye açıklama yaptı Aslı. Babam da içerden geldiği zaman onları gördüğünde. "Oooo Ahmet usta hoş geldiniz" diye sevgi dolu bir karşılama yaptı adının Ahmet olduğunu öğrendiğim adam ayağa kalkıp babamla tokalaştı. Diğerleri de sırayla tokalaştı. "Dedim elemanları değiştirdin herhal" şivesi öyle yakışıyordu ki dış görünüşüne. Tıpkı aile filmlerindeki karakterlere benziyordu. "Yok, yok çalışanlar izin almak zorunda kalınca bizim çocuklar da bana el attı" dedi Aslı ve Can'ı kolunun altına çekip. Cansu da onlrın yanında babama gülümsüyordu. "He dediler valla akraban oluyorlar sanırım" "Akraba sayılırız elimde büyüdü iki kardeş Aslı kızım da kiracım artık oda kızım. Kasada ki yakışıklı da benim büyük oğlan Timuçin'i tanıyorsun zaten bu onun büyüğü" dediğinde masadakilerin bakışı bana dönünce küçük bir tebessüm ile baş selamı verdim. "Allah bağışlasın Maşallah pek yakışıklıdır" dedi Ahmet usta. "Öyledir hem yakışıklı hem becerikli bu davarlarda gördüğün resimleri hep o yaptı" adam babamda olan bakışlarını çekip duvarlarda ki tablolara sırasıyla baktığında bakışları bir tabloda takılı kaldı ve büyük bir tebessüm misafir oldu kırışmış yüzünde. Derin bir iç çekip bana baktı. "Maşallah sana bir resim göstersem bana yapabilir misin ? Aynı bunlar gibi " dediğinde şaşırdım. "Yaparım abi" dediğimde oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi ve cebinden cüzdanını çıkarıp içinden bir kağıt çıkarıp bana uzattı. Uzanıp uzattığı kağıdı aldığımda bunun bir resim olduğunu gördüm. Resimde karlı bir dağ manzarası ve o manzaranın önünde bir adam ve bir çocuk vardı. Bakışlarımı elimdeki fotoğraftan çekip Ahmet ustaya çevirdim. "Bu resim babamdan kalan tek hatıra çoğaltıp büyütmek istedim ama yıprandığı için fotorafçılar olmaz dedi . Fotoğraf eski başına bir şey gecek diye korkuyorum bana bunu yapabilir misin? " sesinde bariz bir hüzün ve özlem vardı. Resme tekrar baktığımda gerçekten çok yıpranmıştı ama yüzlerindeki o ifade hiç bozulmamıştı. Normalde bunu yapmazdım ama karşımda küçük bir çocuk gibi umutla bekleyen adamı kırmak istemedim. "Yaparım abi ama biraz zaman alır bu yüzden fotoğraf bir süre bende kalmalı" dediğimde birer zeytini andıran siyah gözleri hüzünle doldu. "Allah senden razı olsun kardeşim benim babamdan kalan tek anı bu resim ben çok küçükken o öldü yüzü hafızamdan silinsin istemiyorum" dediğinde içim titredi. Tıpkı karşımda duran bu adamın sesinin titrediği gibi, içten buruk bir gülümseme sundu bana. "Merak etme emanetine gözüm gibi bakıp sana en güzel hali ile teslim edeceğim abi" erkekler ağlamaz derler değilmi? Ne büyük bir yalanmış. Karşımda duran saçlarına aklar düşmüş belki baba belkide dede olmuş bu adamın gözlerinden yaşlar süzülüyordu baba hasretinden. Hani erkekler ağlamazdı. "Allah ne muradın varsa versin kardeşim" dediğinde eğilip sarılmıştı bana koskoca adam küçük çocuk gibi ağlayıp kollarını bana sarmıştı. Sarılmamız devam ederken bakışlarım bizi izleyenlere kaydı ama biri dikkatimi çekti. Aslı o, o da ağlıyordu çenesi titriyordu resmen. O an aklıma geldi onunda anne, babası yoktu. Ona baktığımı fark edince göz yaşlarını silip mutfak kısmına gitti ama benim aklımı da yanında götürdü. Ahmet abi benden ayrıldığında bana emanet ettiği resmi karşıma koyup inceledim. Resimde dizleri yamalı bir pantolon giymiş ayagında karalastik olan ama gülüşü çok güzel bir çocuk vardı babasının gölgesine sığınmış objektife gülümsüyordu. Babası da kolunu oğlunun omuzuna koymuş ona gururla bakıyordu. O an kendi babamı düşündüm. Ben ona nasıl bir evlat oldum bilmiyorum ama o bana çok iyi bir baba oldu ve olmaya da devam ediyor. İçeri saat ilerledikçe kalabalıklaşmaya başladığında bizimde işlerimiz yoğunlaşmaya başlamıştı. Ben kasaya yetişmeye diğerleri ise servis ve siparişlere yetişmeye çalışıyordu. Toplu yemek saatinde daha çok yoğunluk olduğunda bir an içeriye baktığımda Aslı ve Cansu nefes, nefese kalmışlardı. Buna rağmen yüzlerinde tebessümü eksik etmeden gelen müşterilere hizmet ediyorlardı. "Nasıl gidiyor" kasaya para koyduğum sırada duyduğum soru ile kafamı kaldırdığımda bir süre önce ağlayan ama şimdi gilimseyen Aslı elinde bir bardak çayla tepeme dikilmişti. Elindeki çayı masaya bıraktı. "İyi idare ediyorum. Sizde durumlar nasıl" diye sordum. Çayı kendine getirdiğini düşünmüştüm ama o çayı önüme doğru itti. "Bizde idare ediyoruz. Yorulmuşsundur bir çay iç dedim" dedi ve cevap vermemi beklemeden gitti. "Sağol" dediğimde dönüp baktı ama ne bakış. "Sende" mutfaktan elleri dolu çıkan Cansu'nun elindekilere yardım edip siparişleri sahiplerine verdiklerinde ikisi kol kola girip mutfağa döndüklerinde sipariş getirdikleri masadaki ben yaşlarındaki iki genç onlara bakıp arkalarından gülmüşleri. Bu durum canımı çok fazla sıkmıştı ama yanlış anladığımı kendime inandırmaya çalışarak öfkemi yatıştırdım. Can yemek molası verdiği için içerde idi. "Hanımefendi bakarmısınız" diye seslendi kumral olan. Cansu içerden çıkıp geldiğinde Aslı da onun peşinden içeri girince adam sırıttı. "Buyrun " adam demeye bin şahit isteyeceğimiz yaratık önce aleni şekilde Cansu'yu baştan aşağıya süzdü sonra gevşekçe konuşmaya başladı. "Buyuralım bakalım güzel bayan" Cansu da durumdan rahatsız olmuş olacak ki ifadesi değişti. "Şimdi şöyle güzel bayan ben ve arkadaşım sizi ve arkadaşınızı çok beğendik. Eğer isterseniz birlikte iş çıkışı bir şeyler yapalım olur'mu? " bu nasıl bir hitap bu nasıl bir üsluptu. Cansu yüzüne sahte bir tebessüm kondurdu. "Teklifimiz için teşekkür ederiz ama ben ve arkadaşım bununla ilgilenmiyoruz" adam arkasına yaslanıp gevşek, gevşek sırıttı. "Konu para ise sıkıntı yok. Sizi afilli yerlere götürürüz yani" Cansu sabır çekti. "Sorun para değil paranızla ilgilenmiyoruz zaten" aldığı cevap hoşuna gitmemiş olacak ki kaşları çatıldı. "Belki arkadaşın ilgileniyordur" diye sordu Aslı'yı kast ederek. Adamın Aslı'ya bakıp sırıtması yumruklarımı sıkmama sebep oldu ama müdahale etmedim. Çünkü onların kendilerini koruya bileceğini düşünüyordum. Zorlanmadıkları sürece de müdahale etmeyecektim. "Oda istemez çünkü nişanlı" dedi Cansu Aslı'yı gösterip. "Elinde yüzük göremedim" dedi Aslı'nın eline bakıp. "Zarar görmesin diye çalışırken çıkarıyor" Aslı da dayanammamış olacak ki Cansu'nun yanına gitti. "Beyefendiler ne istiyormuş Cansu" diye sordu sanki konuşulanları duymamış gibi. Adam bundan cesaret aldı. "Siz iki güzele bir şeyler ısmarlamak istedik de iş çıkışı arkadaşınız biraz ters yaptı" Cansu tam bir şey diyecekken Aslı onu durdurdu. "Arkadaşım ne dediyse doğrudur. Teklifinizi kabul edemeyiz nazik teklifiniz için teşekkürler" dedi ve Cansu'nun kolunu tutup içeri doğru ilerlediler. İçeri boş olduğu için bu sıkıntı yaratmazdı. "Ama naz yaptınız lan iki takılacaktık" adamın konuşması ile Aslı adım atmayı bırakmıştı. Geri masaya döndüğünde adamlar birbirlerine bakıp sırıttı. Aslı'nın oraya dönmesi hoşuma gitmeyince bende tekerlekli sandalyemi onlara doğru sürdüm. Aslı masadaki ayranı alıp adamın başından aşağıya boşalttığında adam oturduğu yerden resme fırlamıştı. "Neden sizi red eden kadınların naz yaptığını düşünüp diretiyorsunuz. Hayır! hayır demektir neden bunu olmayan beyniniz almıyor anlamıyorum" diye bağıran Aslı ile diğer adam ona doğru tokat atmak için hamle yaptığında kolundan yakaladım ve o ne olduğunu anlamadan yumruğumu yüzüne geçirdim. "Ulan köpek gücün onamı yetiyor. Sıkıyorsa bana vur" diye bağırdığımda yüzündeki ayranı silen bana doğru hamle yaptığında attığı yumruğa yetişemeden yüzüme yemiştim. "Atilla" Aslı'nın adımı haykıran sesi resmen kulağımda yankılanmıştı. Yumruğun acısıyla sarsıldığım için kapattığım gözlerimi açtığım zaman Aslı'nın endişe dolu gözleri ile katşılaştım. "Atilla, Atilla iyimisin" daha iyiyim demeden Aslı'nın saçlarına uzanan el bende yumruktan daha büyük bir sarsıntıya sebep oldu. Aslı'yı kendime çektiğimde eli boşluğa gelen adam üzerime yürüdü. "Laaannn" bu aptallar nasıl bir hata yaptıklarının farkında bile değillerdi. Can bağırarak içeri girdiğinde Cansu da geldi demek o haber verdi. Adamlar Can'a hamle yaptıklarında Can onları hiç zorlanmadan alt etmişti. Eh polis olmak kolay değildi. "Ulan şerefsizler sizin gibiler yüzündenden bizim kardeşlerimiz sokağa çıkamaz oldu lan" attığı her yumrukla içim yağları erimişti. Adamlar onun attığı yumruklarla kendilerinden geçerken o toparlanmış dağılmış saçlarını düzeltiyordu. Babamın toplu siparişkeri götürmüş olması bir şanstı. Bu durumu görmemiş olması çok iyi olmuştu. Cansu hemen abisinin yanına gidip ona sarıldı. Can telefonunu çıkarıp birini aradı ve buranın adresini verip bir ekip istedi. O telefonu kapatınca bakışları bana döndü. "Aslı rahatmısın canım" diye soran Cansu ile aklımız başımıza geldi ben Aslı'yı kendime çekip bırakmamıştım ve Aslı şuan dizimde oturuyordu. Üstelik bir kolum beline dolanmış haldeydi. Cansu bize sırıtarak bakınca ben hızla elimi belinden çektim ve oda aynı hızla kalktı. "Şey ben korktum fark etmedim" dediğinde yüzüne baktım öyle bir kızarmıştı ki yanakları al al olmuştu. "Bu pislik ona zarar verecekti bende kendime çektim. Malum hissetmiyorum ondan fark etmedim" dedim ama bu pek inandırıcı olmadı. Aslı utanarak içeri girdiğinde Cansu da gülerek onun arkasından gitmişti. Can ise adamların başında durmuş bıyık altından gülüyordu. "İyi bahane ha çakal seni" elime geçirdiğim tuzluğu kafasına attım ama kendini çekince tuzluk duvara geldi. "Lan pislik yapma" diye dişlerimi sıkarak konuştum. "Tamam, tamam" demesine rağmen hala sırıtıyordu. Uzun sürmeden arafığı ekip gelmiş ve iki şerefsizi de alıp gitmişti. Onlardan bir süre sonra da babam gelmişti. Bizim de işler toparlanmış artık kapatma zamanı gelmişti. Aslı o durumdan sonra benimle göz göze gelmemeye uğraşıyor ve benimle pek konuşmuyordu. Bu durum canı sıksa da ses etmedim. Kendini nasıl rahat hissederse öyle hareket etsin. "Atilla İlhan sen kasayı say oğlum ve üç yömiye ayır" babamın verdiği talimat ile onlar ortalığı toparlarken bende kasayı sayıp babamın da dediği gibi üç yömiye ayırdım. Babam işlerini bitirip yanıma gelip sandalye çekip oturdu. Ona kazancın ve yömiyelerin miktarının yazını olduğu kağıdı verip onu izlemeye başladım. "Aslı, Can, Cansu gelin bakalım" babamın selenmesi ile yanımıza geldiklerinde üçünün de elinde bez vardı. "Buyur Ali usta" bizimkiler çabuk ayak uydurmuşlardı duruma anlaşılan.Babam üçe ayrılmış paranın bir bölümünü alıp Can'a uzattı. "Oğlum bu bugünki emeğinizin karşılığı" dediğinde Can tebessüm etti ve parayı eliyle geri çevirdi. "Olmaz Ali amca burası bizim de dükkanımız sayılır. Hem biz sana yardıma geldik" dediğinde Cansu ve Aslı onu onayladı. "Olmaz öyle şey hakkınız olanı alacaksınız" babam ısrar edince almak zorunda kaldılar. Sonra bir yömiye daha sayıp onu bana uzattı. "Al bakalım oğlum buda senin yömiyen" dediğinde şaşkınca elindeki paraya baktım. Ben kazanmıştım yıllar sonra ben para kazanmıştım. "Baba ben almasam" dediğimde kaşlarını çattı. "Elbette alacaksın o senin hakkın" dediğinde mecbur aldım bana uzattığı parayı. Tuhaf hissetmiştim. "Sizin burada işiniz kalmadı çocuklar siz gidebilirsiniz" dediğinde onu onayladık. Can sandalyemin arkasına geçtiğinde kızlarda çantalarını alıp yanımıza geldiler. Babam ile vedalaşıp dükkandan çıktık. Dışarı çıkınca rahat bir nefes aldım. Gerçekten yorulmuştuk. "Atilla bize dondurma ısmarlasana" elimdeki para ile bakışırken bana yöneltilen soru ile sorunun sahibine baktım. Cansu bana gülüp geçmişten bir anımızı canlandırmıştı. Eskiden de elimde para gördüğü zaman benden dondurma isterdi. "Otlakçı büyüdün ama hiç değişmedi bu huyun" diye kafasına vurdu Can. "Ah abi acıdı ama" dediğinde ona gülmüştük. "Ne yapayım çok uzun zaman oldu Atilla İlhan bize dondurma ısmarlamayalı özledim o günleri" dediğinde hüzünlenmiştik. Can bana bakıp gülümsedi. "Yalan söylüyor o beleş dondurma yemeyi özledi kesin pis otlakçı" iki kardeş didişirken ben ve Aslı onlara bakıp gülüyorduk. Son zamanlarda ne çok güler olmuştum. "Karışma kıza madem dondurma yiyeceğiz o zaman sahile gidelim biraz deniz havası alalım" dediğimde Can ve Cansu şaşkınca bana bakıp hızla onayladılar her an vazgeçmemeden korkarak. "Gidelim valla çok güzel olur değilmi Aslı" "Ben gelmesen olmaz mı" diye sordu Aslı ama bu hiçbirimizin hoşuna gitmedi. "İtiraz yok bu ekip komplo dondurma yemeğe gidiyoruz Atilla bize dondurma ismarlıyor hemide yalamalı" dediğinde kahkahayı patlatmıştık. Bir komedi programındaki repliği değiştirip bize sunmuştu. "O size telefon alacam hemde eklemeli değilmi ya" diye sordu Aslı. "Yok bu donduram alacam hemde yalamalı" dedi Cansu tekrar ve gülüştüler. "O zaman istikamet sahil.Araba burada kalsın yürüyelim biraz ne dersin Atilla İlhan" diye bana sordu Can. Yürümek pek benlik değildi ama kızların hevesli halini görünce. "Sorun yok yürüyelim" dediğimde Cansu ellerini alkış yapar gibi çıpmış ve sonra Aslı'nın koluna girip yürümeye başladı. Bizde Can ile peşlerinden ilerlemeye başladığımızda uzun zaman sonra insan içine karışmanın tadını çıkarmaya çalışıyordum. Arada dışarı çıksam bile bu hastane için olurdu. Bugün evden çıkma sebebim iş ve gezmek olmuştu bunun sebebi ise sadece Aslı idi onun inadı ve ısrarı ile bugün o dört duvar arasından çıkmıştım. Buna pişman mıyım? Kesinlikle hayır.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE